Şu Mübarek Günde Küsmek Olur Mu?*Uzat Ellerini Bayramlaşalım.*Tanrı Selamını Kesmek Olur Mu?*Uzat Ellerini Bayramlaşalım.

MERHABA
YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ
KIRŞEHİR
KARINCALI KÖYÜNE HOŞ GELDİNİZ
1-Karıncalı'nın Tarihi
2-Köy Anıları-Yağmur Duası
3-Köyden bakış
4-Karıncalı Sülaleler
5-Kurtuluşta Karıncalı
6-Kırşehir ve Köyümüz
7-Karıncalı Meslek Mensupları
8-Yurt Dışındaki Karıncalılar ve Konsolosluk Adresleri
9-Köy Yemekleri
10-Kırşehir Tarihi
11-Kırşehir Ozanları
12-Kırşehir Halk Kültürü
13-Kırşehir ve Dünya
14-Kırşehir Ünlüleri
15-İstiklalden İstikbale Kırşehir
16-Kırşehir Turizmİ
17-Neşet ERTAŞ
18-Kırşehir Kültürü
19-Kırşehir Haritası
20-Bektaşilik
21-Ahilik
22-Aşık Paşa
23-Atatürk Köşesi
24-Atatürk ve Dünya
25-Atatürk Kırşehir'de
26-Türk Gençliği 10.Yıl Nutku
27-Bilgi Dağarcığı
28-Topraksız Alkan ın Şiirleri
29-Türkü Şiir ezgi Ağıt Harmanı
30-Serbest Kürsü-Aşık İsmail -Karıncalı Manileri-Misafir Eserleri
31-Deyimler ve Maniler
32-Tarım ve Hayvancılık
33-Haydı Gülümse
34-VATANA CAN VERENLER
35-Ay Yıldızlı Al Bayrak
36-İstiklal Marşı
37-KIRŞEHİR SEMAHI ve SAKLAMA ODASI
38-Ermeni Sorunu
39-Kıbrıs KKTC.
40-Ana Vatan Türkiye
41-TÜRK DÜNYASI
42-Linkler
43-DUYURU-ETKİNLİK HABERLERİ GÜNLÜK AYLIK DÜNYADA ZİYARETCİ SAYISI
44-Hayatın İçinden*ANILAR
45-AB-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ
46-KONUK ESERLERİ
MİSAFİR ARAŞTIRMACILARIN KÜLTÜR VE
ARAŞTIRMA MAKALELERİ
47-KARINCALI KALKINDIRMA DERNEĞİ
48*İNTERNET HABER*GAZETE OKU*RADYO DİNLE*TELEVİZYON SEYRET*
49-KONUK DEFTERİ

10-Kırşehir Tarihi


235716.jpg

BEN ETİ,BEN SÜMER,BEN KAPODOKYA,BEN BEHRAMŞAH,
BEN HACI BEKTAŞ,BEN AHİ EVRAN, BEN AŞIK PAŞA,BEN GÜLŞEHRİ,BEN YUNUS EMRE ,BEN CACA BEY,BEN ŞEYH EDEBALİ,BEN TÜRKMANİ,BEN DADALOĞLU,BEN AŞIK SAYIT,BEN KUVAYI MİLLİYECİ MÜFTİYİ SABIK HOCA,BEN MÜFİT KIRŞEHRİ ÖZDEŞ,BEN OĞUZ ÖZDEŞ,BEN KIRŞEHRİYİM.

KIRŞEHİR



Kırşehir 1867 yılında bucak, 1869 yılında
ilçe, 1870 yılında sancak olmuş,
Avanos, Keskin ve Mecidiye (Çiçekdağı) ilçeleri Kırşehir'e bağlanmıştır.
1921 yılında bağımsız mutasarrıflık, 1924 yılında il olan Kırşehir'e Avanos,
Çiçekdağı, Hacıbektaş, Mucur ilçeleri bağlanmıştır. 1944 yılında ilçe olan
Kaman, Kırşehir'e bağlanmıştır.



20 Temmuz 1954 tarihinde 6429 sayılı kanun ile Nevşehir il, Kırşehir'de
Nevşehir iline bağlı bir ilçe haline getirilmiş Çiçekdağı ilçesi Yozgat'a,
Kaman Ankara'ya, Hacıbektaş, Mucur ve Avanos da Nevşehir'e bağlanmıştır.



01 Temmuz 1957'de kabul edilen 7001 sayılı kanunla Kırşehir tekrar il haline
getirilmiş, yeni ile Yozgat'ın Çiçekdağı, Ankara'nın Kaman ve Nevşehir'in
Mucur ilçeleri bağlanmıştır.



TARİHTE KIRŞEHİR

KIRŞEHİR'İN ADI



Kırşehir tarihi, Hititler dönemi ile anılmaya başlar. Fakat, ilin adının o
zaman ne ol­duğu henüz bilinmemektedir. İlin bir ara Aquae Saravenas
(Akova-Saravena) adıyla (M.Ö.2.yy.) bilindiği anlaşılmıştır. Önceleri
Makissos (Macissus) adıyla anılan kent, İm­parator I. Jüstinianos devrinde
(527-568) yeniden kurulmuş ve Jüstinianopolis diye anılmaya başlamıştır.



Uçsuz bucaksız kırın ortasında yükselen bu kente Türkler "Kır şehri" adını
vermiş­lerdir. Kır şehri zamanla halk dilinde "Kırşehir" oldu. Bu gün bile
bazı köylerinde yaşa­yan halk, burasını Kır şehri diye anar. Kırşehir ismi
Türkçe'dir. Bir rivayete göre de Timur'un Anadolu'ya gelişinde kendisine
karşı koyan burada yaşayan halkı göstererek "kırın şehri" dediği, daha sonra
bunun Kır şehri olarak değiştiği ve bu günkü ismini aldığı da
söylenmektedir.

KIRŞEHİR'İN TARİHİ



1 - Tarih Öncesi Çağda Kırşehir (Tunç Dönemi M.Ö. 3000-2000)



Kırşehir ve çevresinde yapılan arkeolojik kazılarda Kırşehir'in tarih öncesi
çağda,özellikle Tunç çağı döneminin etkisi altında kaldığı görülüyor.
1943'te Hashöyük kazılarında ilk Tunç çağı'na ait beş-altı tabaka tespit
edilmiştir. Bu tabakalarda taş ve kerpiç yapı temelleri, siyah renkli
seramik parçaları, çömlek ve çanaklar bulunmuştur. Bu ka­lıntılar bölgede
ilk Tunç çağı döneminin (M.Ö. 3500-2000) yaşandığını açıklar. Hashöyük ve
şehir merkezindeki Kale'de başlayan kazı çalışmaları ile Kaman'a bağlı
Çağırkan kasabasında yapılan kazılardan yeni bilgiler de elde edilebilir.



Çağırkan kasabası yakınında bulunan Kalehöyük'ün tarihinin M.Ö. 1750-600
yıl­larına kadar uzandığı sanılmaktadır. Kazılar sonunda 25 metre
yüksekliğindeki höyük ve buradan çıkarılan iki büyük küp ve diğer
buluntular, yörenin tarih öncesi dönemini aydınlatır. Kırşehir'in
kuruluşunu, ilk çağlarda Anadolu'yu kuzey-batıdan, güney-doğudan bir baştan
bir başa kesen eski ve işlek bir anayolun ortasında bir durak ve yerleşme
yeri olmasında, Asya'dan Avrupa'ya giden önemli karayolları üzerinde
bulunuyor olmasında, ayrıca Kapadokya bölgesine de yakın olmasında arayan
bilim adamları olmuştur.



2 - Hitit Dönemi (M.Ö. 1850-1200)

Kırşehir Hititler'in yerleşim yeri olan Kızılırmak yayı içinde olduğundan,
Hititler döneminin Kırşehir'de yaygın bir şekilde yaşandığı kesindir.
Kalehöyük'te yapılan kazılarda yerleşim alanının en alt tabakasını Hitit
döneminin teşkil ettiği ortaya çıkmıştır. Bu kazılar sırasında erken ve geç
Hitit çağlarına ait kalıntı ve eserler gün ışığına çıkarılmıştır. Resmi veya
saray yapılarına ait olduğu ,sanılan duvar temelleri ile mühürler, takılar,
seramik mutfak eşyaları ve Hitit çapına ait çivi yazılı bir tablet parçası
da bulunmuştur.



Kırşehir'e bağlı Sevdiğin Köyü'nün 10 km. kadar kuzeydoğusunda bir Hitit
Prensi'nin adının geçtiği yazılı taş blok bulunmuştur. Bu taş blokun bir yol
işareti olduğu ve yakınlarından Hitit dönemine ait bir yolun geçtiği
sanılmaktadır.



Kırşehir'de Hitit dönemi tarihi için önemli bir belge olan ve "Malkayası"
olarak bili­nen bir yazıt bulunmuştur. Prof. Dr. H. Th. Bossert bu yazıtı
incelemiş ve bunun bir yol levhası olduğunu açıklamıştır. Malkayası
yazıtının bir yol levhası olması Kırşehir'in de Hattuşaş'tan güneye inen yol
üzerinde bulunması ilin Hititler döneminde önemli bir mer­kez olduğunu
açıklar. Bunun dışında yine Hitit döneminden kalma önemli bir eser de
Öküztaşı olarak bilinen Hitit Sunağı'dır. Bu sunak, üzerinde bir adak
havuzunun yer al­dığı kare prizma bir gövde de iki öküz başının bulunduğu
bazalt taşından yapılmıştır.



1950'de yapılan Merkez Kalehöyük'deki araştırmada Hitit dönemine ait çanak
­çömlek parçaları bulunmuştur. M.Ö. 1600'lerden M.Ö. 1200'lere değin
Hititlerin yaşadığı bu yöre M.Ö. 675'e kadar Frig'lerin yönetimi altına
girmiştir.



3 - Frig Dönemi



Hititlerin zayıflayıp gücünü yitirmesi üzerine yöreye Frigler hakim
olmuştur. Kızılırmak ve Tuz Gölü'ne kadar sınırlarını genişleten Frigler,
M.Ö. 1200'den itibaren başta Batı ve Orta Anadolu olmak üzere geniş bir
alana yayılmışlardır.

Kimmerler Frigler'i yenilgiye uğratınca Lidyalılar Anadolu'nun batı
kısımlarını ele geçirdiler ama Kırşehir'e kadar ilerleyemediler. Kırşehir
daha sonra M.Ö. VIl.yy.da Medlerin egemenliğine sonra da Persler'in
egemenliğine girmiştir.



4 - Pers Dönemi (M.Ö 546-332)

Med Devleti, M.Ö. 550'de Persler tarafından yıkılmış ve ardından Anadolu
Pers hakimiyetine girmiştir. Kırşehir, Perslerin Katpotukya (Kapadokya) yani
"Güzel Atlar Ül­kesi" adını verdikleri bölgenin batısında yer alıyordu.
Persler, vergi yoluyla yöreye hakim olmuştur. Yöre halkı ise, ağır vergiler
altında ezilince çeşitli kaleler yapmak zorunda kalmıştır. Kırşehir ise bu
çabaya girmemiştir. Çünkü toprakları çok kıraçtı. Persler ise M.Ö. 334'de
Büyük İskender'in ordusuna yenildiler ve Makedonlar Kırşehir'i ele
geçirdiler. Yöre halkının ayaklanmasından sonra Kapadokya kralı olarak M.Ö.
332'de Ariarates bağımsızlığını ilan etmiştir.



5 - Kapadokya Krallığı Dönemi (M.Ö. 333-M.S. 18)

Kapadokya (Kappadokia) krallığı M.Ö. 333'de kurulmuştur. Bu krallık
döneminde Kırşehir ve yöresi yoğun bir baskı yaşamıştır. Komutan Evmenes ve
Antipatos dönem­leri ise bu kişlerin Kapadokya bölgesini ele geçirme
istekleri yüzünden savaşlarla geç­miştir. Ariarates öldü. Büyük iskender'in
ordusunu yenilgiye uğratan ii. Ariarates ise Kır­şehir'in kuzeyine egemen
olmayı başarmıştır. Daha sonra bu bölge toprakları Orta Av­rupa'dan Galat
(Kelt) topluluklarının akınına uğramıştır. (M.Ö. 220-163) M.Ö. Il.yy.
son­larında Pontus Kralı Mithradaset buraları denetimine almıştır. Bu
dönemde yöre "Aqu­aesaravenea" adıyla anılıyordu.



iı M.Ö. 85 yılında Roma egemenliğine girmiştir. Kapadokya yöresi M.Ö. 18'de
Ro­ma imparatoru Tiberius tarafından Roma'ya bağlanmış ve Tiberius burayı
eyalet yapmıştır. Kırşehir sınırları içinde Kapadokya krallarına ait
sikkeler bulunmuştur.



6 - Roma Dönemi (M.S. 18-395)

Kapadokya, Roma eyaleti haline geldikten sonra yörede Hristiyanlık hızla
yayılma­ya başlamıştır. (3.yy.) Buna karşılık Roma İmparatoru'nun
desteklediği puta tapan rahip­lerle Hristiyanlar arasında büyük bir mücadele
olmuştur.



Kapadokya bölgesinde III. ve IV. yy.lara ait Hristiyanların sığınmak ve
korunmak amacıyla yaptıkları pek çok yeraltı şehri bu sebeple ortaya
çıkmıştır. İlimiz ise bu döne­me ait; Mucur yeraltı şehri, Dulkadirli inli
Murat yeraltı şehri, Aşıkpaşa yeraltı şehri, Küm­betaltı yeraltı şehri gibi
on tane yeraltı şehri bulunmaktadır. Kırşehir 395'e kadar Ro­ma'ya bağlı
kalmıştır. İlimizdeki höyüklerin bir kısmında Roma dönemine ait
çanak-çöm­lek parçaları ile bu döneme ait sikkeler bulunmuştur.



7 - Bizans Dönemi (395-1071)

Bizans döneminde Makissos, daha sonra da Justinianapolis adıyla anılan
Kırşehir'i aynı yüzyılda yaşayan tarihçi Prokopios'un bildirdiğine göre;
Justinianus Kırşehir'i yeniden imar ederek kent durumuna getirmiştir.
Mazaka'da (Kayseri) ekonomik hayatın daha canlı olması nedeniyle Kırşehir
halkı buraya göç etmiştir. M.S. 605 yılında İran Sa­sani Devleti, Kırşehir'i
istila etmiştir. 626'ya kadar bölge Sasani ve Bizans akınlarıyla
sarsılmıştır. 647'de Emevi devletinin Şam Valisi Muaviye Kayseri ve Kırşehir
dolaylarını işgal etmiştir.



Kırşehir merkezine bağlı Taburoğlu Köyü yakınlarındaki Üçayak Kilisesi,
Kaman Temirli'deki kilise, Mucur Aksaklı ve Aflak köylerindeki Kaya
kiliseleri, Derefakılı kilisele­ri, Mucur Manastır ve Keşiş Sarayı, Bizans
dönemine ait mimari kalıntılardır. Kırşehir ci­varında da Bizans dönemine
ait kandiller, takılar, sırlı mavi ve sarı renkli seramik eşya­lara
rastlanmıştır.



8 - Anadolu Selçuklu Dönemi (1071-1308)

1071 'de Bizans'ı yenilgiye uğratarak Anadolu'yu Türk yurdu haline getiren
Türk orduları, Anadolu içlerine kadar yayılarak Anadolu Selçuklu Devleti'ni
kurdular. 1075'de Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Kırşehir'i topraklarına
katmıştır. Anadolu'ya ve Kırşehir'e gelen Oğuz boyları, yerleştikleri
yerlere genellikle kendi boy, oba ve yer adları ile kişi ad­larını da
vermişlerdir. Bugün Kırşehir içinde kasaba ve köy adı olarak Oğuz
boylarından "Çepni, Bayındır, Buğduz (Büğdüz), Kargın, Yazır, Kınık, Avşar"
boylarının adları ile oba, oymak ve diğer Türkçe adlar yaşatılmaktadır.



Haçlı seferleri sırasında Orta Anadolu toprakları elden çıkmıştır.
Danişmentliler 1120'de Kırşehir'i kendilerine bağlamışlar ve o dönemde
Kırşehir "Gülşehir" olarak ad­landırılmıştır. 1174'de Kılıçaslan, Kırşehir'i
yeniden Selçuklu Devleti'ne bağlamıştır. II. Kılıçaslan 1186'da Türk
geleneğine uyarak devletin topraklarını on bir oğlu arasında paylaştırınca
Kırşehir, Muhiddin Mesud'a düşmüştür. Kardeşi Rukneddin Aslan Konya'yı ele
geçirdikten sonra Ankara ve Kırşehir'i de kendine bağlamıştır (1203).
1220'de Ala­addin Keykubat Mengücekler'in Kemah koluna son vermiş, Mengücek
boylarından Mu­zaffer Muhammed'e Şebinkarahisar'ı kan dökmeden teslim ettiği
için Kırşehir'i tımar olarak vermiştir. Kırşehir bu dönemde imar edilmiş ve
bir kültür kenti haline getirilmiştir.



Moğol istilası döneminde Kırşehir, Moğol ordularının yaylak ve kışlağı
durumunda idi. Kırşehir Muzaffer Muhammed'e verildikten sonraki dönemde Baba
ishak çevresinde toplanan Türkmen boylarının silahlanması üzerine Selçuklu
Sultanı II. Gıyasettin Key­hüsrev 60.000 kişilik bir orduyu yardıma
çağırmıştır. Selçuklu ordusu Türkmenleri ve ba­şında bulunan Baba İshak'ı
Kırşehir'in Malya ovasında yenilgiye uğratmıştır (1240).



1243 Kösedağ savaşından sonra Moğollar Anadolu'yu kesin bir şekilde
hakimiyet­Ieri altına aldılar Sultan II. Keyhüsrev, Şemseddin İsvahhani'yi
Moğol sultanı Batuhan'a elçi göndermiş, anlaşma yapılmasını sağladığı için o
Kırşehir ita amirliği ile subaşılığına getirilmiştir. IV. Kılıçaslan
zamanında Caca oğlu Nureddin, 1262'de Kırşehir' suba­şısı olmuştur. İl onun
zamınında çok gelişmiş, bayındır bir il haline gelmiştir. Caca oğlu Nureddin
Bey güvenlik ve barışa önem vermiştir. İlde Cacabey Medresesi ve külliyesini
kurmuştur. Memluk Sultanı Baybars 1277'de Anadolu'ya gelerek Elbistan'da
Moğolları yenilgiye uğratmış, Selçuklu ordusunun bir bölümü bu savaş
sırasında Memluklular'a katılmıştır. Cacabey de, kardeşi ile Mısır Memluk
Sultanı Baybars'a esir düşmüştür. Baybars, esirleri serbest bırakınca
Cacabey Kırşehir'e dönmüştür.



Cacabey, Türk halkını koruması, yüksek bir ahlaka sahip olması özü-sözü pek
bi­ri olması dolayısıyla Anadolu'da çok sevilmiştir. Öz Türkçe konuşup Türk
kültürünün ve eserlerinin Kırşehir ve Anadolu'ya yayılmasına öncülük
etmiştir. Cacabey XIII.yy.da Anadolu'da yaşamış olan diğer Türk
büyüklerinden Hacı Bektaşi Veli, Mevlana Celalettini Rumi ile de görüşmüş,
hatta onların övgülerine bile mazhar olmuştur.



Nureddin Cacabey'in 1272'de Kırşehir'de kurmuş olduğu Cacabey Medresesi onun
adını ebedileştirmiştir. Bu medrese aynı zamanda bir rasathane idi. Batı
Türkis­tan'da Uluğ Bey'in rasathanesine ise Selçuklular zamanında Kırşehir
Cacabey rasatha­nesi de o derece önemli idi. Bugün cami olarak kullanılan bu
medresenin dış köşelerin­de sütunlar, uzay araçlarına benzetilmektedir.
Cacabey medresesinde eğitim tamamen Türkçe idi. Türk dilinin Fars kültürü
içinde erime tehlikesi altında bulunduğu sırada Cacabey, bir kurtarıcı
olarak Türklüğ'ü ayakta tutmuştur. Bu sebeple Ahi Evran, Aşıkpaşa, Hacı
Bektaşi Veli, Ahmet Gülşehri gibi alim ve şairler eserlerini öz Türkçe
yazmışlardır. Bu nedenle Türk tarihinde Cacabey'in önemi büyüktür. Cacabey,
Rum tekfurları ile yaptığı bir çarpışmada şehit düşmüştür (1301). Türbesi
Cacabey Medresesi yanındadır.



Selçukluların başına II. Mesut'un geçtiği dönemde İlhanlı komutanı Baycu
Noyan, Anadolu'da bağımsız davranıyordu. Malya ovasında 300.000 kişilik bir
ordu Baycu No­yan'ı yenilgiye uğratmıştır. Bundan sonra Kırşehir ve çevresi
yakılıp, yıkılmıştır. Ülke dörde ayrılmış; Kırşehir ve yöresi Şerafettin
Osman'a bırakılmıştır. Yöre halkı bu dö­nemde vergilerin ağırlığından
bunalmıştır. 1317'de İlhanlı hükümdarının kardeşi Timur­taş Anadolu'da
düzeni sağlamış ve 1322'de bağımsızlığını ilan etmiştir. Timurtaş, Anadolu
karışınca Memlükler'e sığınmıştır.



9 . Beylikler Dönemi



Kırşehir 1365'de Eretna Beyliği'nin hakimiyetine girmiştir. 1381 'de
Kırşehir yöre­sinde yaşayan Tatar boylarından Samağarlılar, Türkmenler'in
otlaklarına saldırdıklarını iddia edince, Kadı Burhanettin, Emir Pir Ali ile
Seyidi Hüssam komutasında bir ordu gön­dererek Türkmenler'i
cezalandırmıştır. 1389'da Mürüvvet Bey, Kırşehir'i ele geçirerek Kadı
Burhanettin'e vermiştir. 1389'a gelindiğinde Yıldırım Beyazıd, kendisine
karşı itti­fak kuran Kadı Burhanettin ile Candaroğlu Süleyman Paşa üzerine
yürümüştür. Kadı Burhanettin savaşmak istemediğinden Kırşehir yöresine
çekilmiştir. Kırşehir Valisi Adil Şah'ın teklifiyle kentin surlarını
onartmıştır.



Timur'un 1394'de Anadolu'ya geldiği sırada, onu destekleyen Karamanoğulları
Kırşehir'e saldırarak, şehri yağmalamışlardır. 1396'da Timur'un geri dönmesi
üzerine Kadı Burhanettin, Karamanoğulları'nın üzerine yürüyerek onları
cezalandırmıştır. Kadı Burhanettin öldürülünce Kırşehir halkı şehri Yıldırım
Beyazıd'a vermiştir. Bu sıralarda Beyazıd'a sığınan Karakoyunlu hükümdarı
Kara Yusuf, kendisini Timur'a teslim edilece­ğinden endişe edince Kırşehir
ve çevresini yağmalamıştır. Timur 1402'de Ankara sava­şında Yıldırım'ı
yenmesi üzerine Kırşehir, Karamanoğullarına verilmiştir.



Anadolu'da Fetret Devri (1402-1413) yaşanırken Karamanoğlu Mehmet Bey,
Çelebi Mehmet'ten yardım istemiştir. Şimdiki Çayağzı kasabasında Cemele
kalesinde görüşmüşlerdir. Karamanoğulları ve Dulkadiroğulları'nın
saldırısına uğrayan, yağma edi­len ve zamanla eski canlılığını yitiren
Kırşehir, II. Murat döneminde (1402-1451) Osmanlılar'a kesin olarak
bağlanmıştır.



10 - Osmanlı Dönemi



Anadolu'da Osmanlı egemenliğinin kesin olarak kurulmasından yani Fatih
Sultan Mehmet'in Anadolu Türk birliğini sağlamasından sonra Kırşehir'de
Celali isyanları dışında XIX.yy.ın sonlarına kadar kayda değer önemli
olaylar görülmez,



Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda Ahiliğin büyük rolü olmuş, düzenli ordunun
yani Yeniçeri Ocağı'nın kuruluşu sırasında Hacı Bektaş Veli'nin etkileri
görülmüştür. Yeniçeriler Hacı Bektaş'ı "Pir" olarak kabul etmişlerdir. Katip
Çelebi Seyahatnamesinde; Kırşehir için, havası güzel bir sahrada
kurulduğunu, üzerinde bir kalesi olduğunu yazmaktadır.



1527'de Hacı Bektaşi Veli'nin torunlarından Kalender Çelebi Ankara-Kayseri
yöresinde ayaklanmıştır. Bu ayaklanma büyüyünce Kanuni Sultan Süleyman,
Sadrazam İbrahim Paşa komutasında bir orduyu 1528'de Kırşehir yöresine
yollamıştır.



1560'lı yıllara gelindiğinde Anadolu'da yoğun bir kargaşa daha yaşanmıştır.
Halkı zorla soyan Hakibe Sührap adlı eşkıyaları cezalandırmak için Kanuni
Kırşehir beyi Memiş Bey'e emir vermiştir. Fakat durum, yani halktan zorla
vergi toplandığı Kırşehir kadısının İstanbul'a gönderdiği mektuplardan
anlaşılmaktadır. 1580'de Kırşehir'de bazı medrese öğrencilerinin ayaklandığı
görülmüştür. Bu öğrencileri cezalandırmak için Çıkartılan ferman,
bazılarının işine gelmiş, bunları fırsat bilen bir kısım görevliler halka
zul­metmeye başlamıştır. 1584'de bu ayaklanmayı bastırmak için gönderilen
Mısır valisi Şehzade Mehmet'in adamları bir çete oluşturarak Kırşehir'deki
köyleri basmıştır ve suçsuz insanları öldürerek mal ve paralarına el
koymuşlardır.



1604-1605'de Hızır isimli bir eşkıya 500-600 kişilik bir güç ile Niğde ve
Kırşehir sancaklarını istila edip, yağmalamıştır. Onun öldürülmesinden sonra
yerine geçen Bıyık Ali'de, Kuyucu Murat Paşa'nın Celali isyanlarını
bastırmak için çıktığı sefere kadar, böl­gede zulüm ve baskısını
sürdürmüştür. Yine ünlü Celalilerden Tavıl Ahmet Paşa'nın kar­deşi olan
Meymun, çevresine topladığı 7.000 kişi kadar bir kuvvetle Kırşehir ve
çevre­sini talan etmiştir. Kuyucu Ahmet Paşa, Meymun ve adamlarını yenilgiye
uğratarak öldürmüştür (1607).



Devlet otoritesinin zamanla zayıflaması "ayanları" ortaya
çıkarmıştır. Ayanlar Kır­şehir ve dolaylarında da etkili olmuştur. Bunlardan
Çapanoğulları Kırşehir'de de etkili olmuştur. Devlet ise, ülke düzeninin
sağlanması ve asker toplanmasında ayanlardan yar­dım istemek zorunda
kalmıştır. 1797 sonunda Vidin ayanı Paspanoğlu Osman ayaklanınca, devlet
Çapanoğlu Süleyman Bey'den yardım istemiştir. O da Kırşehir ve yöresin­den
asker toplamıştır. 1799'da Fransızları Mısır'dan çıkarmak için yapılan
hazırlıklar sırasında Çapanoğlu Süleyman Bey'in 1866'da başlayan Osmanlı-Rus
savaşına asker göndermesine karşılık, II. Mahmut, Süleyman Bey'e 1808'de
Şarkikarahisar sancağı, 1810'da Kayseri sancağı mütesellimliğini, 1811 'de
Kırşehir sancağı mütesellimliğini ver­miştir.



Kırşehir XIX.yy. ortalarında önemini yitirmiş ticaret yolları üstünde küçük
bir durak yeri haline gelmiştir. Bu sıralarda nüfusu yaklaşık 3500 kadardır.
Yüzyılın sonlarına doğ­ru Ankara iline bağlı sancak merkezi halindeki şehrin
nüfusu 8.462 olarak gösterilmek­tedir. Kırşehir kazası merkez kazadır. 185
köy Kırşehir'e bağlıdır. Bu dönemde Kırşe­hir'de 4 medrese, 1 idadi, 1
rüştiye, 2 iptidaiye, mahalle ve köylerde 25 sıbyan mektebi ve 1 Ermeni
mektebi vardır. 1603 ev, 10 han, 600 dükkan, 6 kahve, 25 cami, 19 mescit, 1
kilise, 1 kışla 1 depo, 1 cephanelik bulunmaktadır. İdadi mektebi 1889'da
yapılarak eğitime açılmış, 1903'de bir tadilat gördüğü belirtilmektedir.



Osmanlının ilk dönemlerinde Kırşehir, Karaman eyaletine bağlı bir sancak
duru­mundadır. 1867'de sancak haline gelmiştir. 1902'de Ankara'ya bağlı bir
sancak olan Kır­şehir'e Avanos, Keskin ve Çiçekdağı ilçelerinin bağlı olduğu
görülmektedir.



Kırşehir 1874'de büyük bir kıtlıkla karşılaşmıştır. 15 Mayıs 1874'de
İstanbul'da ya­yınlanan Basiret Gazetesi, Kırşehir'den gönderilen mektuplara
dayanarak; köylünün,kıtlıktan ölmüş hayvan, ağaç kabuğu ve ayrık otu yemek
zorunda kaldığını yazmaktadır.



11 - Yakın Tarih Döneminde Kırşehir

Kırşehir 1921 'de bağımsız mutasarrıflık haline gelmiştir. Cumhuriyet
döneminde il merkezi olmuştur. 1924'te Kırşehir'e; Avanos, Çiçekdağı,
Hacıbektaş ve Mucur bağlan­mıştır. 1944'de Kaman da ilçe haline gelince,
Kırşehir'in ilçe sayısı beş olmuştur.



20 Temmuz 1954 tarih ve 6429 sayılı kanun, Nevşehir'i il, Kırşehir'i de ona
bağlı bir ilçe haline getirmiştir. Çiçekdağı Yozgat'a, Kaman Ankara'ya,
Hacıbektaş, Avanos ve Mucur ise Nevşehir'e bağlanmıştır. 1 Temmuz 1957'de
çıkarılan 7001 sayılı kanunla Kırşehir yeniden il olmuştur. Bu yeni
düzenlemede Kırşehir'e Çiçekdağı, Kaman ve Mu­cur bağlanmıştır. Hacıbektaş
ve Avanos ise Nevşehir'e dahil edilmiştir. Akpınar (1987), Akçakent (1990),
Boztepe (1990) yılında Kırşehir'in yeni ilçeleri olmuştur. Halen Kırşe­hir'e
bağlı yedi ilçe vardır.





MUSTAFA KEMAL PAŞA VE TEMSİL HEYETİ'NİN KIRŞEHİR'E

GELİŞİ VE FAALİYETLERİ

1 - Mustafa Kemal Paşa'nın Kırşehir'e Gelişi Öncesinde Kırşehir ve
Yöresinde Durum



Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra ülkenin genelinde olduğu gibi Kırşehir
yöresinde de halkın, genel bir karamsarlığa düştüğü, böylesine ağır şartlar
taşıyan ant­laşmanın gelecekte daha büyük tehlikeleri beraberinde
getireceğini düşündüğü ve bu nedenle gittikçe yaklaşan kötü günleri
göğüsleyebilmek için bir takım çareler, çıkış yol­ları aradığı
görülmektedir. Kırşehir halkı, dernek ve cemiyet çalışmalarını
hızlandırarak, Milli Mücadele ve hazırlık çalışmalarına başlamış, böyle bir
ortamda, İstanbul Hüküme­ti'nin teslimiyetçi anlayışına karşı çıktığı gibi,
çevresinde ortaya çıkan isyancılara karşıda gereken tepkiyi göstermiştir.



Kırşehir halkı, yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu olan M. Kemal Paşa'yı,
Samsun'a çıkışından itibaren, Milli Mücadele yolunda yapmış olduğu tüm
faaliyetlerini, her türlü haberleşme ve ulaşım araç-gereçlerinin son derece
kısıtlı olduğu bir dönemde, bütün çalışmalarını olabildiğince yakından takip
ediyordu. Nitekim Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Kırşehir'e
gelişleri sırasında Kırşehir halkının, göstermiş olduğu sı­cak ilgi ve
bağlılıktan, ülkenin içinde bulunduğu durumu bilinçli olarak kavramış
olduk­larını anlayabiliyoruz.



Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Sivas Kongresi'nden (04-11 Eylül
1919) sonra Ankara'ya varmak için izlenecek yolun planlanması, Sivas'ta
Hüsrev Bey (Berlin Elçisi) tarafından önceden yapılmıştı. Bu planda
öngörülen konaklama yerleri, yalnız yolculuk gereği uğranılması zorunlu olan
yerler olmayıp, Mustafa Kemal Paşa'nın Milli Mücadele'nin gerçekleşmesinde
düşündüğü bir planın gereği idi. Ankara yolculuğu için Hüsrev Bey tarafından
hazırlanan genel program Mustafa Kemal Paşa'ya sunuldu­ğunda, Mucur'dan
Hacıbektaş'a gitmenin de mecburi olduğunu, ancak Mucur'a varınca­ya kadar bu
durumun gizli tutulması gerektiğini bildirmiştir.



Zira Hacıbektaş'ta Mustafa Kemal Paşa için çok önemli bir kişi oturuyordu ve
İstanbul'a da dirsek çevirmiş bulunuyordu. Ankara Kalesi'nin yanı başında,
kendiliğinden meydana gelen bu güç, elbette görülmeye, ilgilenilmeye
değerdi. Şüphesiz ki, bu plan yapılırken askeri ve siyasi ortam da dikkate
alınmıştır. Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Ankara yolu üzerinde
bulunmayan Hacıbektaş'a yönelmesi, Mustafa Kemal Paşa'nın siyasi ve askeri
planının bir gereğidir. Kayseri'den sonra doğrudan Hacıbek­taş'a gitmeyip
Mucur'a kadar geldikten sonra tekrar dönmeleri ise, o tarihlerde doğru­dan
Hacıbektaş'a giden otomobillerin geçebileceği bir yolun bulunmamasındandır.



Bilindiği gibi, Sivas-Ankara yolunun izlenmesi bir rastlantı değildir. Çünkü
M. Kemal Paşa, hayatı boyunca yapacağı işleri hep önceden planlamış ve amaca
ulaşmak için ne gerekiyorsa yapmıştır. Nitekim, bu yolu seçerken de şu
hususları göz önünde tut­muş olması muhtemeldir. Birincisi; Sivas-Ankara
yolu, Anadolu'nun ortasında ve merke­zi konumdadır. Milli Mücadele için
ihtiyaç duyulabilecek kaynağı düzenli olarak üretme­ye uygun olan bu yolun
işgal edilme ihtimali de coğrafi açıdan çok zordur. ikinci olarak; bu
bölgedeki yerleşik birimlerinde kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri ve
dernekler çok etkin bir şekilde çalışmaktadırlar.



Yukarıdaki görüşleri doğrular biçimde Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, bu bölgedeki
mil­li faaliyetler için şunları belirtmektedir: "Kayseri ve Kırşehir gibi
Orta Anadolu'nun önem­li şehirleri ile civarlarındaki milli teşkilatların
durumunu yerinde incelemek üzere uğra­mış, Kayseri ve Kırşehir yörelerindeki
gerek teşkilatlardaki gelişmeleri ve gerekse milli heyecanı memnuniyetle
görmüştüm." Türk devlet geleneğinin bir gereği olarak bu yöre halkının
benliğine yerleşmiş olan padişah ve halifeye bağlılık ve sevgiyi, İstanbul
Hükü­meti, Ankara Valiliği aracılığı ile kendi yararları için kullanmaya
çalışmışsa da, yöre hal­kının kuvvetli önsezisi ve çok yüksek bir milli
bilince sahip olması sayesinde başarıya ulaşamamıştır. İstanbul Hükümeti
tarafından 16.09.1335 (1919) tarihinde Konya'da bu­lunan 12. Kolordu
Komutanlığı'na gönderilen yazıda; Mucur Kaymakamı ve Kırşehir
Mutasarrıfı'nın Hacıbektaş'a gelerek: "...Çelebi Efendi ile tekkesinin
babalarını teslih için iğfalat ve teşfikatta bulunmuşlar ise de nail-i emel
olamayarak avdet ettikleri..."nin belir­tilmesi, İstanbul Hükümeti'nin bu
bölgede açık bir şekilde çalışma yaptığını, ancak ba­şarılı olamadığını
göstermektedir.



Böylece Ali Fuat Paşa da, bu bölgede İstanbul Hükümeti'nin faaliyetlerinin
oldu­ğunu şu sözleri ile doğrulamaktadır: "Birkaç ay evvel Ankara Valisi
Muhittin Paşa'nın bu­rada çevirmek istediği entrikalar tamamen boşa çıkmış,
Kırşehir halkı milli davaya sa­dakatini ispat etmiştir."



Özetle, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti üyelerine 21-26 Aralık 1919
tarih­leri arasında, Kırşehir'de geçirdikleri beş gün boyunca gösterilen
ilgi ve destek, Kırşehir halkının Milli Mücadele konusundaki olumlu
yaklaşımını ve duyarlılığını açıkça ortaya koymaktadır.





2 - Milli Mücadele Öncesinde Kırşehir ve ilçelerinde Kurulan Milli Dernek ve
Cemiyetler



Milli Mücadele yıllarında Kırşehir'de kurulan dernek ve cemiyetlerde aktif
olarak çalışan Lütfi Müfit Bey, daha önce Mustafa Kemal Paşa ile Şam'da
bulunmuş ve Mustafa Kemal Paşa'nın, II.Abdülhamit'in baskıcı yönetimine
karşı burada kurduğu "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"ni desteklemiştir.



Lütfi Müfit Bey Şam'da, M. Kemal Paşa ile son derece samimi ilişkiler içinde
bu­lunmuş ve samimiyetlerini, birlikte çektirdikleri bir resim ile
ebedileştirmişlerdir. Bu sami­miyet uzun yıllar devam etmiş ve soyadı
kanununun kabulünden sonra Lüfti Müfit Bey'e "Özdeş" soyadı M. Kemal Paşa
tarafından bizzat verilmiştir.

Milli Mücadele'ye hazırlık döneminde Kırşehir'deki etkili kişiler arasında
öğretmenlerin de önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Mucur'da M. Kemal
Paşa'nın karşılan­ması sırasında ailesi ile birlikte törene katılan öğretmen
Servet Fikret Hanım, Ömer Ay­dın (Geç) Bey, Öğretmen Cevat Hakkı Tarım Bey,
Habip Arıöz ve Tayyip Bey gibi öğret­menler milli birlik ve beraberliğin
oluşmasında önemli roller oynayan seçkin kişiler ola­rak görülmektedirler.
Nitekim bu yurtsever kişiler, Kırşehir'deki dernek ve cemiyetlerin
çalışmalarında da aktif görevler üstlenmişlerdir.



a) Kırşehir Gençler Derneği

30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması hükümleri gereğince
terhis edilen asker ve subaylar yörelerine dönmüşler, fakat Milli
Mücadele'yi bırakmaya­rak işgal bölgelerinde başlayan Kuva-i Milliye
hareketine katılmışlardır. Kırşehir gibi he­nüz işgalin söz konusu olmadığı
yerlerdeki gençler ise, milli egemenlik ve bağımsızlık gibi duyguların
etkisi ile sosyal ve siyasal çalışmalar yapmak istemişlerdir. işte, terhis
edilerek Kırşehir'e dönen ve yenilgiyi asla kabullenmeyen Kırşehirli
gençler, 1918 yılı Şubat ayında on kişilik bir heyetle "Kırşehir Gençler
Derneği" adıyla bir dernek kurarak derhal çalışmaya başlamışlardır. Birinci
Dünya Harbi sonrasında Kırşehir'de böyle bir derneğin kurulması ve hemen
çalışmalara başlaması, Mustafa Kemal Paşa'nın Kırşe­hir'e gelişlerinde,
dernek binasını ziyaretleri sırasında, dernek yöneticilerinin Mustafa Kemal
Paşa tarafından övgüye değer görülerek takdir edilmelerine neden olmuştur.
Ni­tekim Mustafa Kemal Paşa bu takdirlerini, dernek hatıra defterini kendi
el yazılarıyla im­zalayarak belgelemiştir.



Kırşehir Gençler Derneği'nin yöneticileri ise, Reis Garipoğlu Reşat (Özdeş),
Ge­nel Sekreter Mustafa Hilmi (Nural), Muhasip Üye Mehmet Fevzi (Saçak), Üye
Cevat Hakkı Tarım, Üye Mehmet Tayyip (İhtiyaroğlu), orman memuru Katıcıoğlu
Ahmet Bey, vergi dairesi veznedarı M. Sıtkı (Doğu) Bey ve daha dört kişiden
meydana geliyordu. Bu dernek; İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal
edilmesinden (15 Mayıs 1919) itibaren baş­layan saldırı ve diğer siyasi
gelişmeler konusundaki haberleri, telgraf ve gazeteleri der­nek binasına
asıyor, halkı bilgilendirerek aydınlatmaya çalışıyordu. Dernek üyeleri,
ge­rek kendi aralarında, gerekse halka karşı düşüncelerini şöyle ifade
ediyorlardı: "Bastı­ğın toprak senindir, ona sahip ol. Bu toprak, bütün
Anadolu ve Rumeli'deki toprakları­mızdır. Düşmana boyun eğmek yok, istiklal
uğruna ölmek var". Dernek, ülkenin genel durumu hakkında halkın haber almak
için sık sık uğradığı bir merkez haline gelmişti. Bu dernek, Kırşehir halkı
üzerinde milli duyguların gelişmesinde, vatan ve bağımsızlık ko­nusunda ve
Mustafa Kemal Paşa'ya gösterdikleri bağlılıkla, Kırşehir halkının Milli
Müca­dele'ye destek olmasında önemli bir rol oynamıştır.

b) Kırşehir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti



Kırşehir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Müftü Halil (Gürbüz) Bey başkanlığında
ku­rulmuştur. Reis Halil (Gürbüz) Bey başkanlığındaki bu cemiyet, ilk önce
çalışmalarını Medrese binasında yürütmeye başlamış, daha sonra Kale'deki
idadi (Lise) binasında sürdürmüştür. Bu cemiyetin şube reisi Haydar Bey
olup, cemiyet, Ömer Aydın (Genç), Mehmet Ağa, Nurullah Efendi, Hacı Nuri
Efendi, Molla Mustafa (Akça) , Hacı Hidayet Efendi gibi üyelerden
oluşuyordu. Cemiyet, Kırşehir ve yöresinde milli mücadeleye tam destek
vermiş ve kendi bölgesinde son derece etkili bir çalışma yürütmüştür.
Cemiyet üyeleri, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Kırşehir'e
gelişleri sırasında her türlü çalışmayı yaparak, Milli Mücadele önderliğinin
o günün şartlarına göre en uygun şekil­de ağırlanmasını sağlamışlardır. Buna
ek olarak, Kurtuluş Savaşı sırasında ihtiyaç du­yulan malzeme ve teçhizatın
toplanmasını, devlet düzeninin olmadığı bir ortamda sivil ve askeri işlerin
başarıyla yürütülmesini sağlamıştır. Ayrıca, İstanbul Hükümeti yanlısı
olarak görev yapan Ankara Valisi Muhittin Paşa'nın Kırşehir'e müdahale
etmesini önle­mişler ve halkın milli mücadele bilincini sürekli olarak canlı
tutmuşlardır.



c) Mucur Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti

Mucur Kaymakamı A. Cevat (Akın) Bey'in başkanlığında kurulmuş bir
cemiyettir.Bu cemiyet Kaymakam Cevat Bey'in başkanlığında, Belediye Reisi
Derviş (Dündar) Ağa, Ağa'nın Mustafa (Aksoy Efendi, Hacı Fakı'nın Nari
(Sarıoğlu) Efendi, Köse Va­izi'nin Ahmet (Canatan) Efendi, Hacı Şakir'in
Süleyman Efendi tarafından kurulmuştur. Bu cemiyet ilk iş olarak,
İstanbul'da bulunan Damat Ferit Paşa Hükümeti'ni tanımadık­larını bildiren
bir telgrafı, Ahmet Canatan imzasıyla Bab-ı Ali'ye göndermiştir. Cemiyet
üyeleri köylere kadar giderek, cemiyetin şubelerini açmaya ve ülkenin içinde
bulunduğu durumu anlatmaya çalışmışlar, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil
Heyeti'ne içtenlikle des­tek vermişlerdir. Mucur Kaymakamı ve Müdafaa-i
Hukuk Cemiyeti Reisi A. Cevat Bey'e bu tür çalışmalarından dolayı, önce
Mucur'da ve daha sonra da görev yaptığı Sungur­lu'da "Fahri Hemşehrilik"
verilerek onurlandırılmıştır. Ayrıca kendisine, Kurtuluş Savaşı'ndaki üstün
gayret ve çalışmalarından dolayı "Kırmızı Şeritli İstiklâl Madalyası"
veril­diği de ifade edilmektedir.



Mucur'da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nden başka, İzmir'in işgali üzerine
Mu­cur'dan çekilen bir protesto telgrafında, "Mucur Cemiyet-i İslamiye Milli
Heyeti" adıyla bir başka cemiyetten bahsedilmekte ise de, böyle bir
cemiyetin varlığına dair başkaca bir kaynağa rastlanamamıştır.



d) Kaman Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti

Bu cemiyetin başkanı, yörede Bektaş Oğlu Ali diye tanınan Hacı Ali Bektaş
Ağa'dır. Bu cemiyet, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin 25 Aralık
1919'da Ka­man'da karşılanması çalışmalarını yürütmüş, Mustafa Kemal Paşa da
o gece cemiyet reisi Hacı Ali Bektaş Ağa'nın evinde misafir olmuştur.



Kaman Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti de Anadolu'da başlayan milli mücadeleye
des­tek olmuş ve Kaman halkında milli birlik ve beraberlik duygularının
gelişip pekişmesine de yardımcı olmuştur.

e) Çiçekdağı ilçesinde Milli Faaliyetler

Çiçekdağı ilçesinde de bir milli örgütlenmenin olduğu ve Çiçekdağı halkının
"Va­tanımızda bir fert kalıncıya kadar ve memleket harabe zar halini
alıncaya kadar devam­la ve saadet-i millimiz uğruna çalışmaya azmettik"
şeklinde bir ifadenin, irade-i Milliye gazetesinde yer almış olmasından
anlaşılmaktadır. Çiçekdağı Müftüsü Hayrullah Alp Efendi de milli mücadele
yanlısı olduğundan Yozgat ve dolaylarından başlayarak, Meci­diye (Çiçekdağ)
sınırına kadar yayılan Çapanoğlu isyanına karşı yörenin huzur ve
gü­venliğini sağlama yolunda gösterdiği üstün gayret nedeniyle, Mustafa
Kemal Paşa tara­fından gönderilen bir telgrafla tebrik edilmek suretiyle
onurlandırılmıştır. Bu arada T.B.M.M. Hayrullah Bey'den, asker toplayarak
beldenin güvenliğini de sağlamasını iste­miş ve Mecidiye'yi kendisine emanet
etmiştir. Ayaklanma bölgesi Yozgat'a sınır olan Mecidiye ilçesinin Belediye
Başkanı Necip Bey, 14 Haziran 1920'de isyancıların Çiçek­dağı'na yürümeleri
üzerine, ilçede bulunan otuz üç jandarma ile asileri durdurmanın mümkün
olmadığını, bir subay ve bir erin dışındaki jandarmaların kaçtığını, bölgeye
Nevşehir jandarmasının yardıma gelmesini veya halktan milli kuvvetler
kurulmasının ge­rektiğini belirten bir telgrafı Genel Kurmay Başkanlığı'na
çekmiştir.



Çiçekdağı Belediye Başkanı Necip Bey'in bu telgrafına karşı, TB.M.M. Reisi
Mus­tafa Kemal Paşa, Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi ismet Paşa imzası ile
gönderilen 16/17.06.1336 (1920) tarihli telgrafta: "Mecidiye Belediye Reisi
Necip ve Müftü Hayrul­lah Efendilere:



"Salâ bet ve metanetinize ve memleketi muhafazada gösterdiğiniz sebat ve
gayre­te teşekkür ederiz. Araca şayan-ı itimat kimselerden miktar-ı kafi
jandarma kayd ediniz ve mesarifini mal sandığından veya bir mahalden
istikraz ederek tesviye ediniz. Devle­tin borcudur. Hemen tesviye
olunacaktır.



Kaymakamlığı vekaleten biriniz deruhte eyleyiniz. Yıldığınız ustanın ne
kadar kat' i bir surette te'dib olunduğunu bir iki günde görülecek ve zât-i
âlileri Mecidiye büyükleri gibi kemal-ı metanet ile hareket edenlerin kadr
ve şerefi anlaşılacaktır. Telgraf teli ile ir­tibatı muhafaza ederek her
altı saatte bir vilayete ahvalden ma'lumat veriniz" emri veril­miştir.



Telgraf metninden anlaşılacağı üzere, Çiçekdağı Müftüsü Hayrullah Bey'den
kay­makam vekilliği görevini de yapması istenmekle, Milli Mücadele'ye
Çiçekdağı beldesi adına yetkili olarak destek olması sağlanmış oluyordu.



Yozgat ve yöresinde başlayan Çapanoğlu isyanının büyüklüğü ve gerekli önlem
alınmadığı takdirde Çankırı ve Çorum'a kadar da yayılabileceği hususunda 16
Haziran 1920'de Genel Kurmay Başkanı Albay İsmet (İnönü) bu ayaklanmaları
bastırmak için o sırada Çerkeş'te bulunan Albay Refet (Bele) Bey'e yazdığı
telgrafta: "Yozgat düştükten sonra Çorum ve Çankırı'nın da tehlikeye düşmesi
muhtemeldir. Bunlar da düşerse kargaşalık çok genişlemiş olur. Çerkeş'te
toplanan kuvvetle Çankırı'ya hareket gereklidir. Ne vakit hareket
edeceğinizi bildiriniz. Ethem kuvvetleri 18 Haziran akşamı Ankara'da
top­lanabileceklerdir" diyerek isyanın boyutları hakkında aydınlatıcı
bilgiler vermektedir.



Yozgat'taki isyan konusunda ise Kırşehir Milletvekili Rıza Bey ve Trabzon
Millet­vekili Hüsrev (Gerede) Bey 17 Haziran 1920 tarihinde TB.M.M.'ne
gönderdikleri ortak telgrafta: "Yozgat ayaklanması Ankara Valisi Yahya Galip
Bey'in idaresizliği, belki de dü­zenlediği fesat yüzünden çıkmıştır"
diyerek, bu konudaki görüş ve düşüncelerini dile getirmişlerdir.



Yozgat'taki Çapanoğlu isyanının bastırılması hakkında Genel Kurmay Başkanı
İs­met (İnönü) Bey'in Çerkez Ethem Bey'e yazmış olduğu telgrafta: "Akdağ
Madeni, Yoz­gat, Alaca isyancıların; Yenihan, Tokat, Mecitözü, Çorum,
Sungurlu, Keskin ve Mecidi­ye bizim elimizdedir" demektedir. Böylece
Çapanoğlu Celal Bey'in başında bulunduğu isyancıların, Kırşehir'de taraftar
bulamadığı ve Çiçekdağı sınırlarında durdurulmuş oldu­ğu anlaşılmaktadır. Bu
sırada isyan i bastırmak için bölgeye gelen Kılıç Ali Bey'e, Çapa­noğlu
Celal Bey tarafından gönderilen mektupta; "Halife ordusunun maksadı Mustafa
Kemal ile yedi arkadaşını yakalamaktır. Kırşehir Mebusu M. Rıza Bey ile
temas ve mu­habere halindeyiz. Kırşehir üzerinden Ankara'ya yürüyeceğiz"
şeklinde bir ifade kullan­mışsa da, bu ifadenin doğruluk derecesi
şüphelidir. Çünkü, Kırşehir Mebusu Rıza Bey, TB.M.M. tarafından Trabzon
Milletvekili Hüsrev (Gerede) Bey ile birlikte, bu isyanın ge­nel durumu
hakkında tespitlerde bulunmak üzere bölgeye gönderildiği gibi, TB.M.M.
Başkanlığı'na çekmiş oldukları telgrafta, isyanın büyümesinin sorumlusu
olarak Ankara Valisi Yahya Galip Bey'i göstermişlerdir.



Görüldüğü gibi Çiçekdağı halkı; Müftüsü (Kaymakam Vekili) ve Belediye
Başkanı ile isyana, isyancılara karşı koymuş, TB.M.M.'nin yanında yer almış
ve Kırşehir üzerin­den Ankara'ya yürümek isteyen Çapanoğlu'nun planlarını
bozarak başarısız kalmış, böylece milli mücadelenin kazanılmasında önemli
bir rol oynamıştır.



3 - Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti Kırşehir'de

Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti siyasi olaylara daha yakın olabilmek
için batıdaki bir yeri şehir merkezi yapmak istiyordu. Bu nedenle konu,
16-29 Kasım tarihle­ri arasında Sivas'ta "Komutanlar Toplantısında"
tartışılmış, Ankara, Konya, Eskişehir üzerinde durulmuş, sonunda İstanbul'a
bir demiryolu ile bağlı bulunan ve milli teşkilatı kuvvetli olan Ankara bu
husus için en uygun şehir olarak kabul olunmuştur.



Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti Sivas Kongresi'nden sonra (04-11 Eylül
1919) Sivas Lisesi önünde toplanan binlerce atlı, arabalı ve yayadan oluşan
Sivas hal­kının coşkun sevgi gösterileri arasında üç otomobillik bir
konvoyla 18 Aralık 1919 tari­hinde yola çıkmıştır. Heyetin, Sivas'tan,
merkezi Sivas'ta bulunan "Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti"
öncülüğündeki Sivaslı kadınlar tarafından coşkuyla uğurla­nışı, Anadolu
halkının bağımsız yaşama arzu ve isteğinin canlı bir göstergesidir.



Yeni Türkiye Cumhuriyeti'ni kurma azim ve kararı ile yola çıkan ve Temsil
Heyeti diye anılan bu çekirdek kadronun, son derece kısıtlı imkanlarla
hareket ettiği görülmek­tedir. Mustafa Kemal Paşa ile birlikte; Rauf Bey,
misafir olan Alfred Rüstem Bey, Şeyh Fevzi Efendi, Hakkı Behiç, Yaver
Muzaffer ve Cevat Abbas, Yüzbaşı Bedri Bey, Genel Katip Hüsrev Bey (Berlin
Elçisi) Doktor Refik (Saydam), Mazhar Müfit (Kansu) Bey'ler­den oluşan
heyet, ikisi dolma lastikli olmak üzere üç otomobil ile yola çıkmıştır.
Heyet üyeleri mevcut paraları ile ancak yirmi yumurta, bir okka (1283 gr.)
peynir ve on ekmek alabilmişlerdir. Yolculuk için gereken bin liradan daha
az miktarda parayı da Osmanlı Bankası'nın Sivas şubesinden borç olarak temin
etmişlerdir.



Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti Sivas-Kayseri yolunda, büyük sıkıntılar
çe­kerek 19 Aralık 1919 Cuma günü akşam üzeri Kayseri'ye ulaşmıştır.
Kayseri'de imam zade Reşit Ağa'nın evinde iki gece misafir olan Mustafa
Kemal Paşa, şehirde kaldığı sü­rece Kayseri'nin ileri gelenleri ile görüşmüş
ve Kayserililer'in Kuva-i Milliyeci, fedakar ve vatansever insanlar
olduklarını ve Milli Mücadele için her türlü desteğe hazır bulunduk­larını
memnuniyetle görmüştür.



21 Aralık Pazar sabanı 9.00 sıralarında Kayseri'den hareket eden heyet, öğle
üze­ri Himmetdede Köyü'ne (şimdi ilçe) ulaşmış ve kısa bir ara verdikten
sonra Mucur'a var­mak üzere hareket etmiştir.



a) Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Mucur'a Gelişleri



XX. Kolordu Kumandanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Mustafa Kemal Paşa ile
Amas­ya'da görüştükten sonra, kolordu merkezi olan Ankara'ya dönerken
Çorum-Yozgat-Mucur-Kırşehir yolunu izlemiş, Mucur'da iken Mucur ileri
gelenlerine; "üç gün sonra gele­cek olan paşalara karşı çıkınız" diyerek,
Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'ni karşı­lamaları ve destek olmaları
gerektiğini belirtmiştir. Zaten Mucur Belediye Başkanı Der­viş Dündar Bey'in
Mustafa Kemal Paşa'ya çektiği bir telgraf ile, Ankara'ya geçerken Mu­cur'a
da teşrif etmeleri istenmiş, Mustafa Kemal Paşa'da bu davete: "...geçerken
uğra­yacağım, alakanıza teşekkür ederim" şeklinde cevap vermiştir.



Kayseri-Himetdede'den hareket eden Mustafa Kemal Paşa ile Temsil Heyeti'ne
Himmetdede.,-Mucur arasında bulunan Topaklı Köyü (şimdi ilçe) sınırına kadar
Kayseri atlıları, Topaklı'dan sonra ise Kırşehir atlıları rehberlik
etmiştir. Aralıklarla yağan kar ve yağmurdan tamamen çamurlaşan yolda
güçlükle ilerleyebilen heyet, ancak 21 Aralık Pazar günü saat 20.30'da
Mucur'a gelebilmiştir.



Mucur Kaymakamı Cevat Bey, heyetin Yenice Çiftliği'nden sonra Hacıbektaş'a
gi­deceğini sanmasından dolayı herhangi bir hazırlık yapamamıştır. Heyet,
yol yorgunlu­ğuna rağmen kaymakamlık binasına davet edilen Mucur ileri
gelenleri ile ülkenin içinde bulunduğu durum hakkında genel bir görüşme
yapmıştır. Mustafa Kemal Paşa, geceyi kaymakamlık binasında, heyet üyeleri
de Mucur ileri gelenlerinin evlerinde geçirmiştir. Sa­bah iki otomobil ile
Hacıbektaş'a hareket eden heyet, öğle üzeri Hacıbektaş yakınında­ki Yenice
Çiftliği'nde Hacıbektaşlılar tarafından karşılanmıştır.

Hacıbektaş'ta Anadolu Alevileri'nin önderi olan Çelebi Cemalettin Efendi ve
Hacı­bektaş Dede postu Vekili Niyazi Salih Baba ile görüştükten sonra 23
Aralık 1919 Salı gü­nü tekrar Mucur'a dönen heyeti, bu kez Mucurlular ile
birlikte Kırşehir'den gelen atlılar Kurugöl Köyü (şimdi belediyelik)
mevkiinde karşılamıştır. Mucur Kaymakamı ve Müda­faa-i Hukuk Cemiyeti Reisi
Cevat (Akın) Bey, Sivas Kongresi kararlarından haberdar ol­duğu gibi,
Sivas'tan yola çıkan heyetin Mucur'a da uğrayacağını biliyordu. Nitekim
Ha­cıbektaş'tan Mucur'a dönmekte olan Mustafa Kemal Paşa ve heyeti için
coşkulu bir tö­ren düzenlenmiştir. Bu törene katılmak için gelen 150 kadar
silahlı Mucur atlıları davul, zurna eşliğinde halkla birlikte Kurugöl
Köyü'ne kadar giderek, çiseleyen yağmur altında iki saatten fazla bir süre
heyeti beklemiştir. Mucur Belediye Reisi Devriş Ağa, heyetin gel­mekte
olduğunu haber vermiştir. Kendilerini karşılamak üzere Kırşehir ve Mucur'dan
ge­len coşkulu kalabalığı gören Mustafa Kemal Paşa ve heyet üyeleri,
otomobillerden in­mişler ve halkı selamlamışlardır. Kaymakam Cevat Bey,
heyet üyelerine kazası adına "Hoş geldiniz" demiş ve bu sırada Mucur'a
geldiğinde şimdiki Ziraat Bankası ve Hükü­met Binası arasında kız ve erkek
ilkokul öğrencileri ile öğretmenleri bulunuyordu. Öğ­renciler ellerinde eski
harflerle yazılmış: "Mustafa Kemal Paşa Hazretleri Hoş Geldiniz" yazılı bir
pankart taşıyordu. Burada Mustafa Kemal Paşa öğrencilere ve kalabalık
kar­şılayıcılara: "Şimdiye kadar böyle içten bir karşılamaya rastlamadım.
Mucurlular sağo­lun. Vatan elden gidiyor. EI ele verip düşmanlarımızı aziz
topraklarımızdan kovacağız. Parolamız silah başına" şeklinde bir konuşma
yapmıştır. Karşılama sırasında Kız İlkokulu Müdiresi Servet Fikret Hanım'ın
8-9 yaşlarındaki kızı Meliha tarafından Mustafa Kemal Paşa'ya bir demet
çiçek sunulmuş ve aşağıdaki şiir okunmuştur.



Takdime şitap ettiğimiz şu çiçekler,

Mahsulü gülistan'ı vatandır, ne saadet,

Devşirmesine müftehiren verdik emekler,

Lütfeyle kabul et efendim, eyle inayet.

İşte bu rûzu mesadetle bâkemali iftihar,

Gülistane girip de lâne verdi berkarar,

Desti masumanemizle topladık birkaç çiçek.



Küçük kız öğrencinin okuduğu bu şiire ve sunduğu çiçeğe teşekkür eden
Musta­fa Kemal Paşa, gördüğü sıcak ilgiden dolayı Mucur halkına hitaben,
memnuniyetini be­lirten bir konuşma yapmıştır.



Karşılama sırasında Okul Müdiresi Servet Fikret Hanım da Mustafa Kemal Paşa
ve Temsil Heyet'i üyelerine hitaben, Mucur'a gelmelerinden duydukları
memnuniyetleri­ni belirten bir konuşma yapmıştır. Mustafa Kemal Paşa, Servet
Fikret Hanım'a yağmur­lu ve çamurlu bir günde öğrencileri getirmesinden ve
yapmış olduğu içtenlik dolu konuş­masından dolayı duyduğu mutluluğu
belirttikten sonra Servet Fikret Hanım'a aşağıdaki takdirnarneyi vermiştir:



"Mucur Nümune-i Nezahet Başmuallimesi Servet Fikret Hanımefendiye,



Heyetimiz namına yapılan merasim-j istikbaliyeye şeref verecek suret-i
muntaza­mada iştirak buyurulan eser-i nezakete şahsen müteşekkir olduğumuz
gibi... şu küçük kasabada gördüğümüz asar-ı terakki bizleri cidden
mütehassıs etmiştir. Secayi tebrik olan mesai-yi aliyelerinizde
muvaffakiyetler temenni ederim efendim.



Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti

Heyet-i Temsiliyesi namına

Mustafa Kemal



Mustafa Kemal Paşa Mucur'da kaldığı sırada öğrencileri yanına çağırarak
sıkça görüşmüş ve onlarla yakından ilgilenmiştir. Bu görüşmelerden sonra:
"Bu küçük kasa­bada gördüğüm hürmeti ve çocuklarda gördüğüm zekayı hiçbir
yerde görmedim" diye­rek, duygu ve düşüncelerini belirtmiştir.



Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti bu coşkulu karşılama töreninden sonra
halkla birlikte Kaymakamlık binasına gelmiş ve burada Mucur Müftüsü İsmail
Hakkı Efendi uzunca bir dua okuyarak Tanrı'dan başarılar dilemiştir.



Kaymakamlık makamına Mustafa Kemal Paşa'dan sonra Mucur Belediye Başka­nı
Nuri Bey'le birlikte, belediye meclisi üyelerinden Hacı Süleyman Bey, Tevfik
Bey, Ha­cı Emin Bey, Derviş Mehmet Bey ve Hayri Efendiler gelerek, Mucur
halkı adına "Hoş geldiniz" demişlerdir. Burada Mustafa Kemal Paşa halktan,
görüşmek isteyenleri kabul ederek, dileklerini dinlemiş ve ülkemizin içinde
bulunduğu durum hakkında açıklamalar­da bulunarak, ülkemizi ve milletimizi
bekleyen felaketleri anlatmıştır. Öğle yemeğini Kaymakamlık binasında yiyen
heyet, daha sonra Mucur ileri gelenlerinin ülkenin içinde bulunduğu durumla
ilgili sordukları soruları cevaplandırmıştır. Bu görüşmeler sırasında Mucur
halkından Mehmet Hayri Efendi'nin: "Paşa Hazretleri, İstanbul'la fekk-i
irtibattan bahsolunuyor. Bundan maksat nedir?" diye sorduğu soruya Mustafa
Kemal Paşa: "Mü­tareke ile elimizden çıkan yerleri geri almak için" diyerek
cevap vermiştir. Bu arada Mu­cur'un pazarı münasebetiyle çevre köylerden
haftalık alış-veriş için Mucur'a gelenlerden Çanakkale Savaşları'na katılmış
bir askerin, Mustafa Kemal Paşa'yı cepheden tanı ya­rak, askerce selamlaması
ve elini öpmesi, Mustafa Kemal Paşa'nın da; bu Çanakkale Gazi'sine
birliğini, hangi cephelerde bulunduğunu, köyünü, geçim durumunu ve ailesi
hakkında içtenlikle ilgilenerek sorular sorması, orada bulunan halkın
heyecanlanması­na ve duygulu anların yaşanmasına neden olmuştur. Bu olay,
Mucur halkının gözünde Mustafa Kemal Paşa'nın daha da yücelmesine, halkın,
Temsil Heyeti'ne tam olarak gü­venerek, samimi duygularla bağlanmalarına
neden olmuştur.



21 Aralık 1919 Pazar akşamı saat 20.30'da Mucur'a gelen Mustafa Kemal Paşa
ve Temsil Heyeti, geceyi Mucur'da geçirmiş ve 22 Arlık 1919 Pazartesi sabahı
iki oto­mobil ile Hacıbektaş'a hareket etmişlerdir.



23 Aralık 1919 Salı gecesini Mucur'da geçiren Mustafa Kemal Paşa ve Temsil
He­yeti, 24 Aralık 1919 Çarşamba sabahı Kırşehir'e hareket etmiştir.



c) Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Kırşehir'de Karşılanışı



24 Aralık 1919 Çarşamba sabahı Kırşehir'e gelmek üzere Mucur'dan hareket
eden Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti yağmurlu bir havada, şehir
girişinde bulu­nan Gölhisar yöresinde Kırşehir atlıları tarafından coşkulu
bir şekilde karşılanmıştır.



Daha önceden Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Kırşehir'e gelmekte
ol­duklarını haber alan bazı Kırşehirli atlılar Topraklı'ya kadar gitmişler,
hatta ülkenin için­de bulunduğu kötü durumdan kaygılanan duyarlı bir kısım
Kırşehirliler de Mucur ve Ha­cıbektaş'a giderek Mustafa Kemal Paşa ile
görüşmüş ve fikir alışverişinde bulunmuşlar­dır.



Ülkenin her köşesinde olduğu gibi Kırşehir'de de, içinde bulunulan durum
hakkın­da her yerde sohbetler yapılıyor, yeni gelişmeler büyük bir ilgi ile
takip ediliyor ve Sivas Kongresi'nde alınan kararlar en küçük yerleşim
birimlerine kadar ulaştırılıyordu. Zaten Kırşehir halkı Mustafa Kemal
Paşa'yı Sivas Kongresi ile tanımış ve O'na güven duymuş­tu. Kongre
Heyeti'nin Kırşehir'e geleceği duyulur duyulmaz hemen şehirde hazırlıklara
başlanmıştır. Kırşehir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile birlikte önceden beri
çalışmalarını sürdüren ve Mustafa Kemal Paşa ile aynı görüşleri savunan
Kırşehir Gençler Derneği mensupları da bu haberi büyük bir sevinç ve
heyecanla karşılamışlar, dernek üyelerin­den M. Hilmi Bey şehir halkından
yapılacak masraflar için yardım toplamış, ertesi gün de Mustafa Kemal
Paşa'nın ve Temsil Heyeti'nin Kırşehir'e geleceğini çarşı esnafına
du­yurmuştur.Daha o günlerde "Kurarıcı" gözüyle bakılan Mustafa Kemal
Paşa'yı coşkulu bir şekilde karşılamak için yapılabilecek her türlü hazırlık
tamamlanmaya çalışılmıştır.



Bu sıralarda Kırşehir'de mutasarrıflık görevini vekaleten yürütmekte olan
muhase­beci Ali Hikmet Bey, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin
Kırşehir'e geleceğini ha­ber alır almaz, vergi dairesinde veznedar olarak
görev yapan M.Sıtkı (halk arasında Ha­cı Bey diye bilinmektedir) Doğu ile
birlikte karşılama ve uğurlama programını son kez gözden geçirmişlerdir. Bu
haber, resmi kurumlar ve sivil halk arasında da çok hızlı bir şekilde
yayılmıştır. Olumsuz hava şartlarına rağmen herkes karşılama töreni için bir
şeyler yapabilmek düşüncesi ile harekete geçmiştir. M. Sıtkı (Doğu) Bey,
karşılama töreni için yapılan hazırlıkları şöyle anlatmaktadır:



- O zaman Kırşehir'de mutasarrıf vekili muhasebeci Ali Hikmet Bey, ben ise
ver­gi dairesinde veznedar idim. Aynı zamanda Kırşehir Gençler Derneği
Yönetim Kurulun­da üye olarak bulunuyordum. Mutasarrıf Vekili Ali Hikmet
Bey, vezne bölümündeki oda­ma geldi Kapıyı sıkıca kapattı ve sandalyesini
masamın yanına yaklaştırarak oturduk­tan sonra bana: "Hacı, kongre üyeleri
Ankara'ya giderken buradan geçecekler. Şerefle­rine uygun bir karşılama
programı hazırlamak lazım. Buna göre bir program hazırlarsı­nız. Gençler
Derneği ile de hemen temasa geçin dedi." Bu emir üzerine M. Sıtkı (Doğu) Bey
hazırlamış olduğu programı Ali Hikmet Bey'e göstererek onayını almış ve
hazırla­nan bu program; Mutasarrıf Vekili A. Hikmet Bey, Müdafaa-i Hukuk
Cemiyeti Reisi Müf­tü Halil Efendi ile birlikte Kırşehir Gençler
Derneği'nden Mustafa Nural Bey, Reşat (Öz­deş) Bey ve Necati Bey'den oluşan
bir grup tarafından başarıyla uygulanmıştır.



Kırşehir halkı, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Mucur'dan hareket
etti­ğini öğrenir öğrenmez önde atlılar olmak üzere, Mucur yönüne doğru yola
koyulmuştur. Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Kırşehir'e gireceği yol
üzerinde bulunan Ye­nice Mahallesi'nin sokakları Kırşehir halkı tarafından
doldurulmuştur. Kırşehir halkı, Mustafa Kemal Paşa'nın şahsında gelecekteki
aydınlık günleri görüyordu. Bu umutla halkın büyük çoğunluğu Kılıçlı Köprüsü
çevresinde toplanmıştı.



Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını karşılamaya giden atlılar, bugünkü
otobüs terminali yakınında bulunan Koşu Yolu'nda, Kılıçlı Köprüsü çevresinde
bekleyen kala­balığı görünce, kalpaklarını sallayarak geliyorlar" diye haber
vermişlerdir. Kılıçlı Köprü­sü'nde de yüz elli kadar atlı, kuyrukları
düğümlenmiş atları ile heyeti taşıyan otomobil­lerin çevresinde cirit
oynarken, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları otomobillerden ine­rek halkı
selamlamışlardır. Mustafa Kemal Paşa otomobilden yere iner inmez "tekbir"
getirilerek, kurbanlar kesilmiştir.



Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'ni karşılayan Mutasarrıf Vekili Ali
Hikmet Bey, Mustafa Kemal Paşa ve heyete hitaben "Hoş geldiniz Paşa
Hazretleri, aziz misa­firler" dedikten sonra, Kırşehir'in ileri gelenlerini
ve Gençler Derneği üyelerini Mustafa Kemal Paşa'ya tanıtmıştır. Mustafa
Kemal Paşa da memnuniyetini belirttikten sonra yol kenarındaki tarlada cirit
oynayan atlıları kısa bir süre seyretmiş ve daha sonra Ali Hik­met Bey'e
gösterilen bu ilgi ve yapılan hazırlıklar için teşekkür etmiştir.



Kılıçlı Köprüsü'nden itibaren halkla birlikte bir süre yürüyen Mustafa Kemal
Pa­şa'nın, başında bir kalpak, üzerinde de askeri bir elbise bulunuyordu.



Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyet' i için geçtikleri yol üzerinde yaklaşık
her iki yüz metrede bir kurbanlar kesilmiştir. Heyet, şimdiki Gazi ilkokulu
önüne geldiğinde, okul müdürü Ömer Aydın Bey'in yönetimindeki öğrenciler
tarafından alkışlarla karşıla­mıştır. Bu sıcak ilgi karşısında Mustafa Kemal
Paşa otomobilden inerek, Ortaokul Mü­dürü Ömer Aydın Bey'in yanına
gelmiştir. Ortaokul Müdürü Ömer Aydın Bey, Mustafa Kemal Paşa'yı
öğrencilerine; "Aziz yurdumuzu çizmeleri ile kirleten düşmanı kovmak için
canlarını ortaya kuymuş, tarihin en şanlı sayfalarına giren milli
kahramanlarımızdan­dır. Onları size tanıtmakla bir ders daha vermiş
oluyorum. Yurt için çalışanları, nesiller unutur "mu?" diyerek takdim
etmişti: Mustafa Kemal Paşa ise bu sözlere teşekkür ede­rek yoluna devam
etmiştir.



Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti Gazi ilkokulu'ndaki törenden sonra otel
ve hanlarla çevrili bulunan şehir girişine doğru ilerlerken, çevredeki halkı
da selamlayarak Kapıcı Camii önündeki meydana gelmişlerdir. Kapıcı Camii
önünde ana okulu öğrencilerini de gören Mustafa Kemal Paşa otomobilinden
inerek çocukları okşamış ve sevmiş­tir.



Kırşehir, o zamana kadar böyle bir kalabalık görmemiştir. Burada Hacı Ali,
Mülâzım'ın oğlu Ethem Hacı ile Terma Hacı'nın oğlu Hafız Şevket "tekbirler"
getirerek kurban­lar kesmiş, halk ise coşkun sevgi gösterilerinde bulunmuş
ve Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'ni dakikalarca alkışlamıştır. Böyle
siyasi bir ortamda, Kırşehir halkının mil­li bağımsızlık ruhu ve heyecanı
içinde büyük kahramanı ve arkadaşlarını candan ve sa­mimi bir şekilde
kucaklamaları, gelişmelerin hangi yönde olması gerektiğini sezinleyen
Kırşehirliler için, Milli Mücadele tarihinde takdirle kaydedilecek milli bir
şereftir.



d) Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Kırşehir'deki Faaliyetleri



Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Kırşehir'de büyük bir törenle ve coşku ile
Ka­pıcı Camii Önündeki meydanda karşılandıktan sonra, ilk olarak hükümet
binasına git­mişlerdir. Burada kısa bir süre dinlendikten sonra Gençler
Derneği üyelerinden M. Sıtkı(Doğu) Bey ve Hilmi (Nural) Bey, Mustafa Kemal
Paşa ve arkadaşlarını çay içmeye der­nek binalarına davet etmişlerdir. Bu
arada Kırşehir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Müftü Halil (Gürbüz) Bey ve
arkadaşları, Mustafa Kemal Paşa'nın yanından bir dakika olsun
ayrılmamışlardır. Bu yakın ilgi sonucunda Mustafa Kemal Paşa'nın Gençlik
Der­neği ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyelerine olan güveni iyice artmıştır.
Hatta bu sırada Mustafa Kemal Paşa'ya gelen bir şifre telgrafını hiçbir
sakınca görmeden, şifre çözücü ile birlikte açarak onların okumalarına izin
vermiştir.



Müftü Halil (Gürbüz) Bey'in ifadesine göre Mustafa Kemal Paşa Kırşehir
Müdafaa­

i Hukuk Cemiyeti'nden şunları istemiştir:
a) Erzurum ve Sivas Kongrelerinde belirlenen esaslara göre verilen emirlerle
ha­reket edilmesini, çünkü bu emirlerin her türlü durum dikkate alınarak
hazırlandığını, bu hususun tüm vatandaşlara duyurulması ve aydınlatılmasını,



b) Her fırsatta halkla ilişki kurulmasını ve genel durumun anlatılması
hususudur.



Hükümet binasından ayrılan heyet, önce belediyeyi, sonra da ortaokulu
ziyaret et­mişlerdir. Ortaokulda Kırşehir Sancağı'nın eğitim-öğretim durumu
hakkında okul müdü­rü ve aynı zamanda Milli Eğitim Müdür Vekilliği görevini
yürüten Ömer Aydın (Genç) Bey'den gerekli bilgileri almıştır. Bu arada
Mustafa Kemal Paşa ile Ömer Aydın Bey arasında şöyle bir konuşma geçmiştir.



M. Kemal Paşa: - Müdür Bey, Kırşehir'in kaç iptidai mektebi var?

Ömer Aydın Bey: - Yetmiş, Efendim,

M. Kemal Paşa: - Kaç köyünüz mevcut?

Ömer Aydın Bey: -Üç yüz altmış iki pare

M. Kemal Paşa: - Mektep adedi köy sayısına göre azdır. Her köyde bir mektep

açılmasını temin etmek için ne düşünüyorsunuz
Ömer Aydın Bey: - Efendim, eğer Umumi Harp'ten dönen ihtiyat zabitlerinin
mu­allimlikle istihdamı mümkün olursa bu fikirlerinizi ziyadesiyle mevkii
fiile koymak imkan dahiline girer. Okuma nispeti birden yükseltilebilir.

Mustafa Kemal Paşa bu konuşmasıyla, ülkenin kurtulacağından emin olduğu
an­laşılacağı gibi, eğitim ve öğretim konusundaki düşüncelerinin de daha
şimdiden hangi boyutta olduğunu göstermesi bakımından çok önemlidir. Çünkü
henüz örgütlenme aşa­masında bulunan halkın durumu, ülkenin yer yer işgal
edilmeye başlanması, İstanbul Hükümeti'nin tutumu ve Anadolu'nun çeşitli
yörelerinde başlayan isyanlar sürüp gider­ken, Mustafa Kemal Paşa'nın eğitim
ve okullaşma konusundaki düşünceleri, ne denli uzak görüşlü olduğunu ve
milletine olan güvenini açıkça ortaya koymaktadır.



Mustafa Kemal Paşa ve heyet üyeleri ortaokuldaki bu görüşmelerinden ve
sunu­lan kahveleri içtikten sonra Gençler Derneği'ne gitmişlerdir.


..............2........................
Kırşehir Gençler Derneği üyeleri Mustafa Kemal Paşa ve heyet üyelerini
kapıda karşılamışlar ve dernek üyesi M. Sıtkı (Doğu) Bey: "Genç arkadaşlarım
adına derneği­mizi şereflendirdiğiniz için teşekkür ederim" demiş, Dernek
Reisi Reşat Bey, konukları ve üyeleri Mustafa Kemal Paşa'ya takdim ettikten
sonra, kısa bir teşekkür konuşması yapmıştır. Cevat Hakkı Bey'de hazırlamış
olduğu konuşmasını okuduktan sonra, konuklara çaylar ikram edilmiş ve
ülkenin o günlerde içinde bulunduğu olağanüstü durum ko­nuşulmaya
başlanmıştır. Dernek üyeleri milli mücadeleden yana olan görüşlerini
belirt­miştir, Mustafa Kemal Paşa ise, Kırşehir gençlerinin ülke
meselelerine gösterdikleri ilgi ve duyarlılıktan sonra derece memnun
olmuştur.



Bu arada Gençler Derneği'nin tüzüğünü alarak inceledikten sonra; "Sevgili
genç­ler, sizin gösterdiğiniz heyecanlı tavır ve hareketlerinizden çok mutlu
olduk. Esaret teh­likesine düşen, hürriyet ve istiklalini elde etme
hususundaki davamızın ruhuna inanmış olduğunuza kanaat getirerek tüzüğünüzün
çizdiği esaslar cidden takdir edilir şekildedir. ilerde hepinizin şerefli
başarılar yolcusu olduğunuzu görmekle iftihar ederiz. Şeklinde dernek
yöneticilerini duygulandıran ve mutlu eden sözleş söylemiştir.



Mustafa Kemal Paşa Kırşehir Gençler Derneği'ndeki bu takdir dolu ve anlamlı
konuşmasından sonra, dernek yöneticileri tarafından getirilen hatıra
defterine, o andaki duygu ve düşüncelerini yansıtan aşağıdaki metni yazarak
Temsil Heyeti üyeleri ile bir­likte imzalamıştır. Kırşehir gençliği ve
Kırşehir halkı için bir övünç belgesi olan bu bel­gedeki sözler şöyledir:



"Kırşehir gençliğinin, vatanımızda gençliğin kıymetli bir enmuzeci
olduklarını ispat edecek efkar-ı metine ve musîbe ile mütehallî kanaati ile
vaz-ı imza eyleriz.

24 Kânunuevvel1335



H. Behiç A. Rüstem M. Müfit H. Rauf M.
Kemal"



(Kırşehir gençlerinin, ülkemiz gençliğinin değerli bir örneği olduklarını
kanıtlaya­rak ve doğru görüşlerle donatılmış oldukları kanaati ile
imzalarız.

24Aralık 1919



Hakkı Behiç Alfred Rüstem Mahzar Müfit Hüseyin Rauf
Mustafa Kemal)



Kırşehir Gençler Derneği'ndeki bu tarihi görüşme ve açıklamalardan sonra,
geç vakit gençlere veda ederek ayrılan Mustafa Kemal Paşa ve heyet üyeleri
Müftü Halil (Gürbüz) Bey ile birlikte kendilerine ayrılan Kılıçözü kenarında
ve şimdiki Ekinciler Un Fabrikası yakınında bulunan, Sait Efendi'nin (Çopur
Sait) oğlu Öğretmen Mustafa (Er­dem) Bey'in evine gitmişlerdir. Konukların
yatabilmeleri için gerekli yatak-yorganlar Be­lediye Başkanı ve üyelerin
evlerinden getirilmiştir. Çorba, hindili pirinç pilavı, su böreği, turşu ve
meyveden oluşan akşam yemeği, yer sofrasında, samimi bir ortamda
yenilmiş­tir. Mustafa Kemal Paşa en çok Kırşehir'in geleneksel yemeği olan
"su böreğini" beğen­miştir. Yemek sırasında Ortaokul Müdürü Ömer Aydın
Bey'in düzenlemiş olduğu ve or­taokul öğrencilerinin katıldığı coşkulu fener
alayının, kaldıkları binanın önüne gelmesi üzerine, Mustafa Kemal Paşa ve
heyet üyeleri dışarı çıkarak, bu coşkulu topluluğu se­lamlamışlardır. Bu
sırada Ortaokul Müdürü Ömer Aydın Bey; "Pek muhterem Paşa Haz­retleri,
vatanımızın kolunu, kanadını budamak için her taraftan memleketimizin saran
düşmanlara, sizin kahramanca yapacağınız kumanda altında savaşacak olan
askerleri­mizden yiyecekleri tokatla, cezalarını bulacaklarını imanımız
vardır. Fransa Cumhur Başkanı Raimonde Poincare, vatanımızın hastalandığını
söylemekle büyük hataya düş­tüğünü ilerde kendisi de itiraf edecektir.
Memleketimizin hasta olmadığını, vatanımızın aslanlar yatağı olduğunu ispat
için bu millet sizin rehberliğinize muhtaçtır.



İstanbul Hükümeti ecdadımızın kanını akıtarak kazandığı bağımsızlığı feda
edecek kadar aczi yet içinde bulunuyor ve sanki düşmanla işbirliği yapmış
gibi görünüyor. işte bu ,gördüğünüz halkın sevgi gösterisi, size candan
bağlılığının açık bir belirtisidir. Varolunuz. Amacınıza ulaşmanızı ve
sağlığınızı Allah'tan dileriz, aziz ve muhterem he­yet." şeklinde bir
konuşma yapmıştır.



Ömer Aydın (Genç) Bey'in bu konuşması üzerine Mustafa Kemal Paşa'da
genç­lere olan güvenini, ülkenin içinde bulunduğu durumu ve nelerin
yapılması gerektiğini açıklayan uzun bir konuşma yapmıştır. Bu konuşma, o
günlerde ortaokulda tarih, coğ­rafya ve beden eğitimi derslerini veren ve
daha sonra da Kırşehir Milli Eğitim Müdürlü­ğü görevi yapmış olan Cevat
Hakkı Tarım Bey tarafından "Atatürk Kırşehir"de adlı bir ki­tapta yer
almıştır. Mustafa Kemal Paşa'nın yaptığı bu konuşma 30 Ağustos 1936 tarih­li
"Kırşehir Gazetesi" nde yayınlanmıştır. Bu konuşmanın en çarpıcı yanı ise:
"Müstakil yaşamak için feyizli vatanın teminine muhtacız. Çizdiğimiz bir
hudut vardır. Bu hududu ecnebilerin elinde bırakmayacağız, emniyetiniz pek
sağlamdır" şeklindeki bu ifadelerle üstü kapalı da olsa Misak-ı Milli
sınırlarının 20 Ocak 1920 tarihinden önce düşünülmüş olduğunun, Mustafa
Kemal Paşa tarafından Kırşehir'de açıklanmış olmasıdır. Aynı ko­nuşma A. Ü.
Türk inkılap Tarihi Enstitüsü'nce de resmi bir belge olarak kabul
edilmiştir.



Mustafa Kemal Paşa bu konuşmasından sonra, fener alayı alkışlar arasında
da­ğılırken: "Sevgili Kırşehir halkı ve gençleri! Bizi çok hislendirdiniz.
Her yerde halkın coş­kun sevgi gösterileri ile karşılaştık. Milletin
inancının kuvvetli olduğunu gördük.



Namık Kemal:

'Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,

Yok imiş kurtaracak baht-ı kara mâderini,



demiş. Bu milletin içinden çıkan ben Kemal de övünerek değil, milletimizin
asalet ve kahramanlığına dayanarak söylüyorum:

'Vatanın bağrına düşman dayasa hançerini,

Elbet bulunur kurtaracak baht-ı kara mâderini,"

diyerek, milletin hayat ve hürriyeti söz konusu olduğunda, kendisiyle
birlikte tüm Türk Milleti'nin her türlü özveriye katlanabileceğini dile
getiriyordu.



e) Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Kırşehir'den Uğurlanışı



25 Aralık 1919 sabahı çok erken saatlerde uyanan Mustafa Kemal Paşa ve
arka­daşları, kahvaltıdan sonra Kırşehir halkının doldurduğu sokaklardan
geçerek Hükümet Konağı'na gitmişlerdir. Mustafa Kemal Paşa ve heyet, Hükümet
Konağı'nda şehir ileri gelenleri ile tek tek vadalaştıktan sonra
otomobillerine binerek Kaman'a doğru hareket etmişlerdir. Ortaokul Müdürü
Ömer Aydın Bey, heyetin gelişinde olduğu gibi, gidişinde de öğrencilerle
birlikte şehrin çıkışında yerini almıştır. Mustafa Kemal Paşa kendisini
uğurlamak amacıyla Ömer Aydın Bey ve öğrencilerinin beklemekte olduklarını
görünce, arabasından inerek aralarında bir müddet dolaşmış, onları okşamış
ve Ömer Bey'in de elini sıkarak vedalaşmıştır. Bu sırada Mustafa Kemal Paşa
ile Ömer Aydın Bey arasın­da şöyle bir konuşma geçmiştir.



Ömer Aydın Bey - Paşa Hazretleri, eğer milletimizin yeteneklerini iyi
yönetir ve kul­lanırsanız, ki bundan kesinlikle eminiz, hem vatanımız, hem
de bağımsızlığımızı sağla­mış, milli tarihimize adınıza değer bir şan, şeref
sayfası ve destanı yazmış olursunuz. Hepimiz hepinize hayırlı yolcuklar
dileriz.



Mustafa Kemal Paşa - Milletimizin yüksek yeteneğini iyi kullanarak bu yolda
ba­şarılı olacağımızdan eminiz ve siz de emin olabilirsiniz" dedikten sonra
otomobillerine tekrar binerek 25 Aralık 1919 Perşembe günü Kırşehir atlıları
eşliğinde Kaman'a gitmek üzere ayrılmışlardır.



f) Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Kaman'a Gelişi Sonrasındaki
Gelişmeler



Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti 25 Aralık 1919 Perşembe günü saat 9.00
civarında Kırşehir'den uğurlanmış, saat 11.00 civarında da Kaman'a 20 km
uzaklıkta bulunan Sofular'da (Aydınlar) durarak köy bakkalı ile bu civarda
bulunan köyler ve Ka­man hakkında kısa bir söyleşi yapmışlardır. Kırşehir
atlıları, Aydınlar Köyü'nün biraz ile­risinde bulunan tepede Kaman atlıları
ile buluşarak birlikte cirit oynamış ve daha sonra Kırşehir'e dönmüştür.
Heyet ise, Kaman atlılarının rehberliğinde Kaman girişindeki bir hanın
önünde kalabalık bir halk tarafından karşılanmıştır. Kamanlılar tarafından
coşku­lu bir şekilde karşılanan Mustafa Kemal Paşa'nın, başında sarı bir
kalpak ve sırtında as­keri bir elbise bulunmaktadır. Otomobilden inen
Mustafa Kemal Paşa ve heyet üyeleri­nin etrafına toplanan halk ile birlikte
Kaman Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti başkanı Hacı Ali Bektaş Ağa da gelmiş ve
konukları hazırlamış olduğu atlarla kendisine ait çiftliğe götür­müştür.
Burada ikindi kahvaltısı şeklinde; yağda pişirilmiş yumurta, yoğurt, pekmez
ve meyve yenilmiş, yol yorgunluğunu atmak için bir saat kadar dinlenen
Mustafa Kemal Pa­şa, köylerden gelen bazı kişilerle görüşmeler yapmış,
memleketin içinde bulunduğu du­rumu açıklayarak, padişahın iş göremez hale
geldiğini, yurdun yer yer işgal edildiğini, Erzurum ve Sivas Kongrelerinde
alınan kararları anlaşmıştır. Orada bulunan halktan da köylünün durumunu,
"aşar" vergisini, "mültezim"lerin uygulamaları ve hayvan yetiştirme
miktarlarını sormuştur. Daha sonra dışarıda bekleyen topululuğa karşı yüksek
bir yere çıkarak bir konuşma yapmıştır. Mustafa Kemal Paşa'nın yapmış olduğu
bu konuşmanın içeriği hakkında H. Ali Bektaş Ağa'nın yeğeni ve Kaman
Belediye Başkanı Halil Bey ta­rafından şu şekilde nakledilmektedir.



- Köyünüz ne kadar güzel, her taraf ağaçlarla dolu, kim bilir yazın ne hoş
ve se­rin havası olur. Şu cennet gibi köyünüzün içinde düşman çizmelerinin
dolaşmasına han­giniz ve hangimiz razı oluruz. işte şirin İzmir'e düşman
girdi. Oradaki vatandaşlarımızın hepsi esir muamelesi görmektedir. Padişah
da esir edilmiş bir haldedir ve memleketin derdine çare bulacak bir durumda
değildir. Düşmanlar bin bir hile ile, elbirliği yaparak bi­zi yok etmek
istiyorlar. Sizlerin yardımı ile bu felaketli günleri atmaya çalışacağız.



Mustafa Kemal Paşa'nın konuşması bittikten sonra çevresinde toplanan halk
sev­gi gösterisinde bulunmuş ve bir müddet daha sohbet ettikten sonra
hazırlanan akşam yemeğini yemek üzere H. Ali Bektaş Ağa'nın evine
girmişlerdir. Baş menüsü kızartılmış tavuk ve bulgur pilavından oluşan akşam
yemeği yer sofrasında neşe içerisinde yenildikten sonra heyet üyeleri
kendileri için ayrılan odalarda yatmışlardır. Mustafa Kemal Paşa ise gece
bir müddet daha bazı notlar almak ve almış olduğu notları da gözden
ge­çirmek için yatmamış, bu süre içerisinde de Kaman Belediye Başkanı Halil
Bey kendi­sine refakat ederek ikramlarda bulunmuştur.



26 Aralık 1919 Cuma günü sabah erken kalkan Mustafa Kemal Paşa ve Heyeti
Kaman'dan, çevre köylerden ve Kırşehir'den gelen atlılarla birlikte
kalabalık bir halk ta­rafından yağışlı ve çamurlu bir ortamda Ankara'ya
uğurlanmıştır.



Kaman'dan hareket eden Heyet'e ait otomobillerden biri Beynam'a yaklaşırken
çamura saplanmış, havanın soğuk ve yağışlı olmasından dolayı heyet
üyelerinden Hak­kı Behiç Bey hastalanmış ve bir kısım heyet üyeleri çamura
saplanan otomobillerin içe­risinde geceyi geçirirken Mazhar Müfit ve Rauf
Bey'in yaya olarak Beynam'a gelip yar­dım istemeleri üzerine, Beynam'dan
sağlanan katır ve öküzlerle birlikte gelen köylülerin yardımı ile otomobil
ve içindekiler ancak sabaha karşı Beynam'a gelebilmişlerdir.



26-27 Aralık 1919 gecesini Beynam'da geçiren Mustafa Kemal Paşa ve Heyet
üyeleri, 27 Aralık 1919 Cumartesi günü Ankara'ya ulaşmışlar ve Dikmen Keklik
Pına­rı'nda Ankaralı atlılar ve seymenler tarafından coşkulu bir şekilde,
oyunlar oynayarak ve halaylar çekilerek karşılanmışlardır. Bu tarihten
itibaren Ankara Milli Mücadele Merkezi ve İstanbul'dan koşup gelen
milletvekillerinin, aydınların ve vatanseverlerin buluştuğu "umut kent"
olmuştur.



4 - Milli Mücadele'de Kırşehirliler'in Tutumu ve Katkıları



Kırşehir ve çevresi Birinci Dünya Harbi'nin sonlarında kurdukları Kırşehir
Gençler Derneği ve hemen hemen tüm yerleşim birimlerinde kurulan Müdafaa-i
Hukuk Cemiyet­leri ile Milli Mücadele için hazırlık çalışmalarına
başlamıştır.



Son Osmanlı Mebusan Meclisi'ne Avanos (1871) doğumlu Ali Rıza Bey ile,
Hamit­köy (1877) doğumlu M. Rıza Bey (Silsüpür) Bey Müdafaa-i Hukuk grubu
Kırşehir millet­vekili olarak katılmışlardır. Bu milletvekillerinin
İstanbul'un resmen işgalinden sonra da (16 Mart 1920) Ankara'ya gelerek
milli mücadeleyi desteklemeye devam etmişlerdir.



Kırşehir halkı Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra başlayan işgallere
karşı, İstanbul Hükümeti gibi teslimiyetçi bir tutum takınmamış, Milli
Mücadele'yi başlatan Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin tüm
çalışmalarını yakından takip etmiş ve so­nuna kadar yanlarında yer almıştır.
Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını Samsun'dan beri takip eden Mucur halkı,
Sivas'ta milli bir kongrenin toplanacağını öğrenince, Mucur'u temsilen
Kaymakam Cevat Bey ile Hacıbektaş Nahiye Müdürü Mucurlu Avni (Er­kanlı)
Bey'i, Kongreye katılmak üzere Sivas'a göndermiştir. Ancak bu heyet,
Şarkışla'ya vardığında kongrenin bitmiş olduğunu, Mustafa Kemal Paşa temsil
Heyeti'nin de Si­vas'tan hareket ettiğini öğrenince Mucur'a dönmek zorunda
kalmıştır. Kırşehir halkının bu olumlu tutumu Ankara vilayetinden gelen 28
Aralık 1919 tarihli şifre telgrafından da açıkça anlaşılmaktadır. Ülkenin
diğer taraflarının Milli Mücadele'nin gelişiminden haber­siz olmasına
rağmen, Kayseri, Kırşehir ve Ankara gibi Orta Anadolu illerinde Mustafa
Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin büyük törenlerle karşılanması ve bölge
halkının konu­ya olan duyarlılığı son derece dikkat çekicidir. Kırşehir
halkı Milli Mücadelede olduğu gi­bi Cumhuriyetin ilanından sonra da
Atatürk'ün yanında yer almış O'nun ilke ve inkılaplarının savunucusu
olmuştur.

a) Siyasal Yönden Katkıları

23 Nisan 1920'de açılan T.B.M.M.'nde ise Kırşehir Ahmet Müfit (Kurutluoğlu)
Bey, Rıza (Silsüpür) Bey, Yahya Galip (Kargı) Bey, Sadık (Savtekin) Bey,
Cemalettin Çelebi Efendi, Bekir (Kocaoğlu) Efendi, Cevdet (Seçkin) Bey
tarafından temsil edilmiştir. Bu milletvekillerinden Yahya Galip Bey,
İstanbul Hükümet,'nin emirleri doğrultusunda olmak üzere Mustafa Kemal
Paşa'yı tutuklatarak, Milli Mücadele'yi daha başlangıcında engel­lemeye
çalışan Ankara Valisi Muhittin Paşa'nın tutuklanmasından sonra; Ankara
Valiliği yapmış, daha sonra da üç dönem Kırşehir milletvekili olarak yeni
Türk Devleti'ne önem­li hizmetlerde bulunmuştur. Muhittin Paşa'nın
tutuklanmasından sonra Defterdar Yahya Galip Bey, Ankara halkı tarafından
seçilerek Valilik görevine getirilmiştir. Bu durum, An­kara halkının,
Anadolu'nun ortasında bulunan bir ilde, demokratik yöntemle yöneticisini
seçmesi bakımından çok önemli bir olaydır. Ayrıca böyle bir hareket şekli,
bir bakıma İstanbul Hükümeti'ne karşı da bir başkaldırı niteliği
taşımaktadır.



Vali Yahya Galip Bey, Mustafa Kemal Paşa'yı Samsun'dan itibaren yakında