u Mbarek Gnde Ksmek Olur Mu?*Uzat Ellerini Bayramlaalm.*Tanr Selamn Kesmek Olur Mu?*Uzat Ellerini Bayramlaalm.

MERHABA
YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ
KIRŞEHİR
KARINCALI KÖYÜNE HOŞ GELDİNİZ
1-Karıncalı'nın Tarihi
2-Köy Anıları-Yağmur Duası
3-Kyden bak
4-Karıncalı Sülaleler
5-Kurtuluşta Karıncalı
6-Kırşehir ve Köyümüz
7-Karıncalı Meslek Mensupları
8-TEVFİK YILMAZ
"Sazımız-Sözümüz"

9-Köy Yemekleri
10-Kırşehir Tarihi
11-Kırşehir Ozanları
12-Kırşehir Halk Kültürü
13-Krehir ve Dnya
14-Krehir nlleri
15-İstiklalden İstikbale Kırşehir
16-Kırşehir Turizmİ
17-Neet ERTA
18-Kırşehir Kültürü
19-Kırşehir Haritası
20-Bektailik
21-Ahilik
22-Aşık Paşa
23-Atatrk Kesi
24-Atatrk ve Dnya
25-Atatrk Krehir'de
26-Türk Gençliği 10.Yıl Nutku
27-Bilgi Dağarcığı
28-Topraksız Alkan ın Şiirleri
29-Türkü Şiir ezgi Ağıt Harmanı
30-Serbest Kürsü-Aşık İsmail -Karıncalı Manileri-Misafir Eserleri
31-Deyimler ve Maniler
32-Tarım ve Hayvancılık
33-Yurt Dışındaki Karıncalılar ve Konsolosluk Adresleri
34-VATANA CAN VERENLER
35-Ay Yıldızlı Al Bayrak
36-İstiklal Marşı
37-KIRŞEHİR SEMAHI ve SAKLAMA ODASI
38-Ermenistan/Türkiye ilişkileri
39-Kıbrıs KKTC.
40-Ana Vatan Türkiye
41-TÜRK DÜNYASI
42-Linkler
43-DUYURU-ÖLÜM İLANLARI-ETKİNLİK HABERLERİ GÜNLÜK AYLIK DÜNYADA ZİYARETCİ SAYISI
44-Hayatın İçinden*ANILAR
45-AB-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ
46-KONUK ESERLERİ
MİSAFİR ARAŞTIRMACILARIN KÜLTÜR VE
ARAŞTIRMA MAKALELERİ
48*İNTERNET HABER*GAZETE OKU*RADYO DİNLE*TELEVİZYON SEYRET*
49-KONUK DEFTERİ

18-Kırşehir Kültürü


DAVUL ZURNA
KIRŞEHİR

ORTA ASYA DA KOPUZ N ASYADA SAZ.BZM ATA ALGIMIZ

abdallar2.jpg

emelta_cio_lu.jpg

ACEM KIZI
Emel Taşcıoğlu
Linktir

abdallar1.jpg




Hele bakın şu feleğin işine
Ne çileler vermiş kulun başına
Mecnunu Leyla'ya hasiret etmiş
Kerem yanmış Aslıhan'ın aşkına

Eyüp dert elinden ne hale gelmiş
Hüseyün aşkına başını vermiş
Ferhat Şirin için dağları delmiş
Nesimi yüzülmüş yarin aşkına
N.ERTAŞ

making_lunch.jpg

medeniyetin_be_i_i.jpg

MEDENİYETİN BEŞİĞİ,BAYRAK VE TÜRKİYE SEVDALILARININ YURDU AYDINLIĞIN KAPISI KIRŞEHİR

KIRŞEHİR KÜLTÜRÜ
***************************************************************************

Anadolu ya açılan kapı olarak bilinen Kapadokya,nın kuzey girişinde bulunan Kırşehir, işlek yollar üzerinde bulunması nedeniyle, çeşitli kültür ve uygarlıkların etkisi alanına girmiştir.



Yerleşme tarihi ilk Tunç Çağına dek uzanan Kırşehir , Hitit, Friğ, Pers, Yunan, Roma, Bizans uygarlıklarından izler taşımaktadır. O yıllardaki kültür izleri,günümüz özellikleriyle kaynaşmış olarak biçimlenmeye başlamıştır.Teşkilatlanma fikrini esnaflar arasında yaymaya çalışan Ahi Evran ın Ahilik ve Hacı Bektaş ın Bektaşilik akımları ,Türk Kültürünü uzun yıllar etkilemiştir.



Kırşehir,de geleneksel Türk tipi bütün anlamıyla yaşamaktadır. Kırşehir ve yöresi insanları sevinç ve kederlerinde hep ölçülüdür. Bahar ve yaz aylarında ağaçlar altında , sonbahar da düğünlerde ağırbaşlı ve içten söyleyiş havasıyla yaşarlar , yemekleri sade ve doyurucudur. Halk Türkçe,si , Anadolu ağızlarının genel gelişimi içinde Oğuz Türkçe,si izlerini taşır.


A- TÜRKLERDEN ÖNCE


Hashöyük ve Kırşehir Höyüğü araştırmaları ilk Tunç çağı&nda yöreye yerleşildiğini gösteriyor . Hashöyük te ele geçen çift kulplu bardaklar depas batıyla, intermediate denilen çanak - çömlekler İç Anadolu ile ilişkiyi ortaya koymaktadır. Kırşehir Höyüğünde bulunan seramik parçaları Alişar çanak - çömleği ile benzeşmektedir. Kırşehir Höyüğünün kuzeyinde bol samanlı irice kumlu topraktan yapılmış üç keramit parçası bulunmuştur. Araştırmacılardan U. Bahadır Alkım , Hunların Alacahöyük , Güllicek ve Pazarlının kalkolitik keramiğini andırdığını , ancak kat kazıları ile doğrulanmadığından kesinlikle Kalkolotik Döneme tarihlenemeyeceğini belirtiyor.



Kırşehir Hititlilerin ana yerleşme yeri olan Kızılırmak Yayı içindedir. Kentin yakınlarındaki Malkaya Hiyeroglif Yazıtı, höyüklerden toplanmış Hitit keramitleri buralara Hitit Döneminde yerleşildiğini göstermektedir. Kırşehir Höyüğünde bu döneme ait mat ya da parlak yüzeyli çok sayıda keramit parçaları bulunmuştur. Çeşitli tip ve nitelikte tabak, çanak, testi, küp parçaları mat yüzeylidir. Boyalı ve parlak çanak - çömlekler açık kahverengi, al, şarap kırmızısı renklerde astarlıdır. Tek bir keramitte kırım rengine rastlanmıştır. Alacahöyük , Bogazköy ve Alişar örneklerine benzer tabaklar , çanaklar yoncalıağızlı çaydanlıklar, gaga ağızlı çaydanlıklar, testiler, kulplu testiler çıkmıştır. 8. Yüzyıl da İç Anadolu ya hakim olan Frigler zamanındaki keramik buluntularına Kırşehir yöresinde de rastlanmıştır.



M.Ö. 550 lerde Anadolu tamamen Pers egemenliği altına girdi. Kapadokya nın kapısı olarak bilinen Kırşehir bu yıllarda İran kültürünün etkisi altında kaldı. Pers soyluları tarafından buraya kültür yayılmıştır. İskenderin istilası ile başlayan (M.Ö. 300-30) Helenistik Dönemde Kırşehir bağımsız Kapadokya Krallığının egemenlik alanının içinde idi. Anadolu,ya M.Ö. 3. Yüzyıl ortalarında Galat topluluğu akın etti. Kırşehir Höyüğünde bulunan Helenistik (Galat) keramik örnekleri Kırşehir de Galatların yaşadığını göstermektedir. Yörede Yunan Kültürünün etkisi yüzeyde kalmıştır. Kırşehir de Helenistik Döneme ait Dionysos yazısı da bulunmuştur. Yörede bulunan mezarların ve tümülüslerin Roma Dönemine ait olduğu sanılmaktadır. Hristiyanlığın yayılma döneminde yörenin kültürel gelişmesinde kökten bir dönüşüm başladı. Bizans Döneminin sonlarında ise ilin nüfusu azalmıştır.


kirsehir.gif

B- TÜRKLERDEN SONRA


Malazgirt savaşının ardından Kırşehir Türk egemenliğinin altına girdi. Yerli halk Batıya çekildiğinden , yörece Türk nüfusu artmaya başladı . 12. Ve 13. Yüzyıla ilişkin Vakıf kayıtları yer adlarının tümüyle Türkleştiğini göstermektedir.



13. Yüzyılın ilk yarısı ile 14. Yüz yılın başlarında Kırşehir,in ekonomik ve kültürel yönden geliştiği görülmektedir. Moğol istilasına rastlayan bu dönemde Anadolu,da Türklük bilincinin geliştiği gözlemlenir. Kırşehir,in bu oluşumda önemli bir yeri vardır. Ahilik ve Bektaşilik, Anadolu,ya buradan yayılmıştır. Ahi Evran ve Hacı Bektaş, 13. Yüzyılın ikinci yarısında bu yöreye yerleşmiştir.



Kırşehir,de yaşayan Aşıkpaşa, Garipname adlı Türkçe yapıtıyla, ilk edebi ürününü verdi. Ahmet Gülşehri, Ahi Evran için de bir övgü yazmıştır. Mevlânâ Celaleddin Ruminin öğrencilerinden Süleyman Türkmani ve Mehmet Aksarayi, Kırşehir,de Mevlevi tekkeleri kurmuşlardır. Cacabey Medresesi, dönemin en ünlü yapıtlarındandır. İslami bilimler yanında astronomi okutulduğu ve bir bölümün gözlemevi olarak kullanıldığı öne sürülmektedir.



Moğolların egemenliğinden sonra başlayan iç savaşlar, Kırşehirin gelişmesini olumsuz yönde etkilemiştir. Osmanlılar döneminde Celâli İsyanlarının en çok etkilendiği yerlerden birisi de Kırşehir,dir.



19. yüzyılın başlarında Kırşehir önemini yitirmiş yollar üstünde, küçük bir kenti. 3500 olan kent nüfusu, yüzyılın sonlarında sekiz bini aşmıştır. Halkın başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktı. Dokumacılık, özellikle halıcılık önde gelen uğraşlardı. Nüfusun büyük çoğunluğu Türk,tü. Ulaşım olanakları sınırlı ve önemli merkezlerden uzak olduğu için Kırşehir 20. Yüzyıla girerken geleneksel yapısını korumaktaydı.



C- CUMHURİYET DÖNEMİ


Kırşehir,in dışa kapalı ekonomik yapısı Cumhuriyet Döneminde de sürmüş, geleneksel kültür değerleri büyük ölçüde varlığını korumuştur. Cumhuriyetle gerçekleştirilen dönüşümlerin etkisi sınırlı kalmıştır.



Kent; Ankara, Konya ve Kayseri gibi gelişmiş illerin arasında kaldığı için ekonomik gelişmesini 21. Yüzyıla girerken bile hızlandıramamıştır. 1954 yılında Kırşehir,in il hakkının elinden alınarak ilçe yapılması, o dönemde Kırşehir Faciası adıyla değerlendiriliyor. İlin Kültürel gelişmesini etkilemekle birlikte, ekonomik zorluklar sebebiyle Nevşehire bağlandığının öne sürülmesinin izler, günümüzde bile halk üzerinde etkisini göstermektedir.



Geleneksel toplumsal yapının dışa açılışı daha çok genel toplumsal gelişmeden etkileniş yoluyla olmaktadır. İletişim, eğitim, ulaşım hizmetlerinin yaygınlaşmasıyla toplumsal yaşama yeni kültürel değerleri katılmaktadır. Yörede toplumsal değişmenin başlıca dinamiklerinden biri de göç olgusudur. Kırşehir, önemli ölçüde göç veren bir ildir. Büyük kentlerde çağdaş kültürel öğeleriyle tanışan insanlar eski çevrelerini de etkilemektedir Küçük ölçek de olsa, sanayileşme kentleşme, yarattığı toplumsal değişmeyle yörenin kültürel değerlerini değiştirmektedir.



KIRŞEHİR HALKININ ORTA ASYA İLE OLAN BAĞLARI



Kırşehir, 1071 tarihinden önce Asya,dan Anadolu,ya gelen öncü ve Akıncı Türkler tarafından yaylak ve yerleşim alanı durumuna getirilmişse de, 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu,nun kapısı Türklere tamamen açılmıştır. 1075 yılında Anadolu Selçuklu Devleti,ni kuran Kutalmış oğlu Süleyman Şah, Kırşehir,i de Anadolu Selçuklu Devleti,ne katmıştır.



Anadolu,ya ve Kırşehir,e gelen Oğuz Boyları yerleştikleri yerlere kendi boy, oba ve yer adları ile kişi adlarını da getirerek verdiler.



Bugün Kırşehir sınırları içinde kasaba ve köy adı olarak Oğuz Boyları dan Çepni, Bayındır, Bügüz (Büğdüz) , Kargın, Yazır, Kınık, Avşar gibi boyların adları ile oba, oymak ve diğer Türkçe adlar halen yaşatılmaktadır.



Kırşehir Belediyesi tarafından yapılan bu anıt park ve bahçe 20.000 m2 lik bir alanı kaplamaktadır. Kırşehir Otobüs Terminali, Ankara-Kayseri yolu ve Kamyon Garajı üçgeni arasında yer almaktadır.



Dost Bahçe Parkı,nın yapıldığı yerin bir özelliği buranın Halvet Mahalli olmasıdır. Bu bölgenin ismi Halvet Mahalli halvet yeri olarak geçmektedir. Bir nevi buluşma yeri anlamındadır. İki İslam büyüğü olan Hacı Bektaşi Veli Hazretleri ile Ahi Evran-ı Veli Hazretleri burada buluşmuşlar, hal hatır sorup hasret gidermiş ve fikir alışverişinde bulunmuşlardır. İşte o günden beri buraya Halvet Mahalli denilmiştir.



Yine Kırşehir yöresinde ve o dönemlerde yaşadığı kuvvetle muhtemel olan Yunus Emre anıtta yer almış ve tüm Türkiye ve Dünya insanına dostluk, barış, insanlık mesajları verilmektedir.



Açılışını Cumhurbaşkanının yaptığı bu anlamlı anıtın bir modeli, Çankaya Köşkü,nde yer almış olup ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir.






AHİ EVRANI VELİ İLE HACI BEKTAŞ-I VELİ,NİN BULUŞMALARI


13. YÜZYIL ANADOLU,SUNUN BURAM BURAM TÜRK-İSLAM KÜLTÜRÜ KOKAN MANEVİ İLİMİZDE, KIRŞEHİR,DE İKAMET EDEN AHİ EVRAN-I VELİ, BİRGÜN HACI BEKTAŞ-I VELİ İLE GÖRÜŞMEK, HALLEŞMEK DİLEDİ. SULUCAK KARAHÖYÜK (HACIBEKTAŞ)E DOĞRU YOLA ÇIKTI. AHİ EVRAN PADİŞAH’IN BU HALİ HÜNKÂRA MALUM OLDU. HÜNKÂR DA MÜRİTLERİNE, AHİ EVRAN SULTANIMIZ BİZİ ZİYARET ETMEYİ DÜŞÜNÜR, VARIP ONU KARŞILAYALIM. DER VE YOLA DÜŞER.



O ZAMANLAR GÜLŞEHRİ/KIRŞEHİRİ,NİN YAKININDA BİR TEPE VARDI, ORADAN KIRŞEHRİ GÖRÜNÜRDÜ İKİ GÖNÜL SULTANI O TEPENİN ÜSTÜNDE BULUŞUP KUCAKLAŞTIRLAR. SOHBET SIRASINDA AHİ EVRAN-I VELİ , HÜNKARIM, NE OLURDU BURADA BİR PINAR, BİRDE GÖLGELİK AĞAÇ OLSAYDI, PINARDA ABDEST ALIP SU İÇSEYDİK, AĞAÇ DA GÖLGELİK ETSEYDİ. “DER. HÜNKAR HACI BEKTAŞ-I VELİ ELİYLE BİR YERİ EŞER VE ARI DURU BİR SU ÇIKARIR;AHİ EVRAN SULTAN,N ELİNDEKİ KAVAK AĞACINDAN KESİLMİŞ SOPAYI ALIR VE BİR YERİ KAZIP DİKER, DİKTİĞ KURU DAL BİR ANDA YEŞERİR VE YAPRAKLANIR. BU KERAMET İKLİMİNDE İKİ GÖNÜL SULTANI SOHBET EDİP HALLEŞİRLER.



BU BULUŞMALAR DEFALARCA TEKRARLANIR. İŞTE BU İKİ KUTBUN, İKİ GÖNÜLLERİNİN BULUŞMALARININ GERÇEKLEŞTİĞİ TEPE, DOST BAHÇENİN KURULDUĞU BU TEPEDİR.


HACI BEKTAŞ-I VELİ,DEN ÖĞÜTLER


AYAĞA KALKACAKSAN HİMET İÇİN KALK

DİNİNE DİZİNLEDEĞİL, KALBİNLE BAĞLAN

DOĞRULUK DOST KAPISIDIR

ASIL KÖR, NANKÖRDÜR

İNSAN OĞLUNUN EN BÜYÜK DÜŞMANLARI;

YALANCILIK, BOĞAZINA DÜŞKÜNLÜNLÜK, MAL VE MEVKİ HIRSI, KOĞUÇULUK,

GIYBET, EDEPSİZLİK, HIYANET VE HAKKI İNKARDIR.





KIRŞEHİR,DE YAŞAMA BİÇİMİ


Osmanlılar Döneminde Ahilik merkezi olan Kırşehir,de toplumsal yaşamda da geleneksel , ahlaksal değerlerde biçimlenmiştir. 19. Yüzyılın ortalarında başlayarak, Ahilik ekonomik ve toplumsal görevini kaybetmiştir. Ancak üretim ilişkileri pek değişmediği için etkileri devam etmektedir. Ayrıca, dini değerler de günlük hayatın önemli parçası halindedir. Cumhuriyet Döneminden sonra fazla gelişmeyen kentte, geleneksel yapıda bazı değişikliğe uğramıştır.



1950 lerde, Kırşehir yaşamında da belli bir canlanma görülmüştür. Kente en yakın merkez olan Ankara, bir dönem yeni geçim kapısı gibi görülmüştür. Tarım alanlarının az oluşu ve verimin düşüklüğü, kent halkını göçe zorlamıştır. Son yapılan araştırmalarda Kırşehirlilerin Ankara,da çoğunluk bakımından 61 bin kişi ile beşinci sırada olması bunun örneğidir. (1980 Nüfus sayımı sonuçlarına göre).



Nüfus artışı, göç olayında başka bir sorun ortaya çıkarmıştır. Evde babanın saygınlığı devam etmesine rağmen, aile yapısında çözülme sarsıntıları olmuştur. 1960 larda göç olayı hızlanmıştır, köyden başta Merkez İlçe olmak üzere Kaman ve Mucur,a akın olmuştur. Aynı yıllarda diğer kentlere göç devam ederken, yurt dışına da göç başlamıştır. Nüfus dalgalanmaları bu göç sırasında 15-20 bin Kırşehirli işçi yurt dışına çıkmıştır. Bu şehir nüfusunu oranladığımız takdirde, Kırşehir yüzde olarak yurt dışında çalışan en fazla işçiye sahip il durumundadır.



Kente göçmenler ise, tarımsal alandan, küçük üretim ya da hizmet sektörlüne geçmekte, ilişkiler pek değişime uğramamaktadır. Kentte, en yaygın iş olan taşçılık da son yıllarda kaybolma tehlikesi ile karşı karşıyadır.



Göçler, Kırşehir,in yaşama biçimini 1980 lerde etkilemeye başlamıştır. İl dışında geçimini sağlayanların gönderdiği paralar, 1970mlerde yatırıma yönelmiş, kooperatif ya da büyük ortaklıklar oluşturmuştur. Ancak, bunlardan biri olan TÜRKTUR çalışmayınca, yatırımlarda gözle görülür bir azalma oldu. Bu arada, hemşehrilik akrabalık ilişkileri etkilidir. Kant dışında yaşayanlar arasındaki sevgi bağı, Kırşehir,ekinden daha yüksektir. Gurbete gidenlerin kenttekilerle bağlantıları devam etmektedir.


EVLENME GELENEK VE GÖRENEKLERİ

A- Nişan
Kırşehir ve yöresindeki evlenme geleneklerinin büyük kısmı diğer illere benzemektedir. Ancak farklı uygulamaları da görebiliyoruz. Evlenme çağına gelen (askerliğini yapmış, iş sahibi olmuş) oğlu olanlar , nişan ve düğün törenleri ile hamamları gezerler , kız beğenmeye çalışırlar. Kız beğenildikten sonra ailenin veya çevrenin saygınlığını kazanmış kişiler dünür gönderilir. Sohbetler sürerken çaylar gelir. Bu arada ağzı laf yapabilen dünürlerden biri tekerleme haline gelmiş , Yedik içtik ölçüp biçtik , gelene niye geldin denilmez, Allah ın emrine karşı gelinmez . Bizim buraya gelişimizin bir maksadı vardı; kerimenizi Allah,ın emri, Peygamberin kavliyle istemeye geldik , sen bu işe ne dersin der . Kız babası kendisini biraz naza çekmek için “danışıp görüşme zamanı ister. Bu sırada başta kadınlar olmak üzere gidip gelmek eksik olmaz. Kız tarafı damat adayının özelliklerini araştırmaya başlar.


Kız tarafından olumlu cevap alındıktan sonra Küçük Şerbet denilen söz kesme ile şerbetler içilir, kolye ve altınlar takılır. Bu arada oğlan tarafı yemek için çerez getirir; yenilir, içilir. Erkek tarafı kıza bir terlik ile baş örtüsü giydirir, buna söz kesme ve diğer bir tabirle baş bağlama denir. Sonraki görüşmelerde başlık kesilir. Şu anda çoğu yerde kaldırılan başlık parası ,durumları elverişliyse iki tarafında görmesi yoluna gidilir. Evin tüm harcamaları nişan ve düğünde alınacak eşya ve takı,erkek tarafından karşılanır. Kız tarafı yatak odasını alır,sandık içini tamamlar. Başlık paraları konuşulurken konuklara şeker ve,lokum yada şerbet sunulur.



Nişan iki tarafın anlaşmasıyla sadece ,iki aile arasında yapılabilir. Evdeki takı ve yüzük takma işine küçük nişan” denir. Günümüzde,bu tören salonlarda yapılmaktadır. Okuntudenilen davetiyelerle konuklar nişan törenine davet edilir. Buradaki törende,oğlan ve kız evi ile yakınları geline takacakları altın yüzük ,bilezik gibi takıları açıktan ve bağıraraktan takarlar. Nişanlılık döneminde gelin kıza armağanlar götürülür. Kurban Bayramında ve Hıdrellezde gelin kıza boyalı koç gönderen aileler de vardır.


B- Düğün
Nişan döneminde düğün günü kararlaştırıldıktan sonra hazırlıklara başlanır.Okuyucu bir kadın komşulara çağırır. Günümüzde bu iş Davetiye ile yapılmaktadır.



Düğüne başlamadan önce iki ailenin katılmasıyla son hazırlıklar yapılır, bir yandan da medeni kanuna uygun evlilik işlemleri yürütülür. Düğün yemekleri hazırlanırken ,damat çerez yedirerek istekli çalışmalarını sağlar. Düğünler genellikle Cuma günü başlar,Pazar günü sona erer. Düğün evinin belli olması için ucu elma takılı sopa bağlanmış bayrak dikilir. Şehir Merkezi,nde ise düğün Cumartesi günü başlar, Pazar günü sona erer.



Düğünlerde davul-zurna yanında genellikle köçek, de olur. Kadı köçeklere “çengi adı verilir. Düğünden önceki Cuma günü öğleden önce gelin ,öğlede sora damat hamamı yapılır. Cumartesi günü öğleden sonra gelin alayı kurulur. Geline götürülecek armağanlar bir siniye konarak öksüz veya fakir bir çocuğa verilir. Sininin içinde gelinin ertesi gün için giyeceği giysileri bulunur. Bu sırada damat siniyi getiren çocuğa armağan verir. Dönüşte gündüz kınası yapılır. Ancak törende kına yakılmaz. Sadece gelinin yeni elbiseleri konuklara göstermeyi beklemektir.



Hava kararmaya yaklaştığı sırada, kız evi düğü evine hayırlı olsun,a gider. Yemek yenir, tatlıdan sonra kahveler içilir. Genellikle ortayukarı yaşlardan oluşan bu grup dönerken kızın erkek kardeşleri ve diğer yakınları başta olmak üzere gençler erkek evine kayın giderler. Kayınlar geç vakte kadar yer, içer kibarca eziyet etmeye çalışırlar. Hizmetteki amaç, gelin almaya giderken kolaylık göstermeyi beklemektir.



Erkek tarafı kayınlarla uğraşırken, kız evine kınacı gidenler gece kınasıyakarlar. Gelin yeniden giydirilir, kına tepsisi içinde karılırken kına özenmiyor.diye söz atılır. Gelin bahşiş verdikten sonra kına sulandırılır ve karılır.



Üzerinde mumların dikildiği kına tepsisi tefçi kadının eşliğinde ,kına türküleri söylenerek kınacıların bulunduğu odaya getirilir. Gelin, oğlan tarafından birinden armağan almayınca avcunu açamaz. Kına yakıldıktan sonra ,gelin kız sarılmaya geçmeden önce ,evin bir duvarına elindeki kınasını sürer,genç kızlar bir taraftan oynarken,diğer taraftan çerez dağıtılır. Kız evi oğlan evine bakır tas ve sahan içinde ekmek veya un ,iğne veya çivi ,ayrıca tuz koyarak gönderir. Ekmeği anlamı bereket ,tuzun anlamı ağız tadı, iğne veya çivi kem gözlere veya düşmana acı versin demektir. Bakır tas mutluluk simgeler.



Sabah gelin alayı hazırlanarak topluca kız evine gelin almaya gider. Hazırlanan çeyiz arabaya yüklenirken, kızın kardeşi geline kırmızı kuşak bağlar. Gelin bir odaya kilitlenir. Oğlan babası gardaş-emmi-dayı yolluğu vermeden kapıyı açmaz. Gelin evdekilerle vedalaştıktan sonra yakınlarının yardımıyla süslenmiş gelin arabasına bindirilir. Gelin alayı değişik yollardan gelin evine getirilir. Şehir içindeki tur sırasında çoğu zaman mezarlıkta dua edilir. (Şehir merkezinde Aşıkpaşa Türbesi). Gelin kapıdan içeri girmeden saygı uğurlu ve becerikli olması içi bazı inanışlar gerçekleştirilir. Örneğin su testisi kırılır. Kapı eşiğine çivi çakılır. Kollarını açan kaynanasının kollarının altıdan geçer. Damat ise cebindeki bozuk paraları ve çerezleri gelinin başına atar.



Gelin ile damat el öpmeye çıktıktan sonra gelinin kucağına erkek çocuğu verilir. Bu davranışla gelinin erkek çocuğu doğurması istendiği ve çocuğunun sağlıklı olması beklendiği anlaşılmaktadır. Ayrıca doğacak çocuk sıhhatli olsun diye geline tuz ile yumurta yedirilir. Akşam ise güvey başı yemeği verilir. Ertesi gün duvak açma kekil kesme töreni yapılır. Bir tutam saç eşiğinin altına gömülür. Bu adet gelin ölüsünü çıkana kadar bu evde kalması içidir.



Yeni gelin belli bir süre büyüklerinin yanında yüksek sesle konuşmaz;sofraya oturmaz. Kent merkezinde bu gelenek günümüzde kalkarken ,köylerde sürdüğü görülmektedir. Gelin belli bir sürede doğurmazsa (3-5 yıl ) koca yeniden evlenmeye kalkar. İkinci eş ,ferik , ilk eş tavuk, diye adlandırılır.



Düğünlerde Yapılan Seyirlik Oyunlar


1-Deve Oyunu : Davul-Zurna eşliğinde ,3-5 kişi ile oynanır. Merdiven şeklinde ağacı oyuncular omuzlarının üzerine koyarlar. Hayvan postları ve kilimleri üzeri örtülür.,aynı deve şekline sokulur. Ağız tarafına sivri bir şey yerleştirilir. Deve yaklaştığında bununla batırılır. Deve ipinden çekilerek istendiği yere götürülür. Davul-Zurna yöntemine göre deveci ve deve çeşitli hareketlerde oyunlar oynar,oyun bu şekilde sürüp gider.



2-Tura: Yöremiz düğününde gençler, dayanıklılık ve kuvvetlik, çeviklik ve güçlerini ölçmek için oynarlar. Önceden hazırlanan örme ve kalın ipler tuzlu sulara batırılıp bir gün bekletilir. Davul-zurna eşliğinde tura oyunu başlar. Oynamak isteyen genç ortaya elinde turası ile çıkar. Genellikle bacaklara vurulur. Birbirlerini yıldırıncaya dek devam eder. Yılanın veya dayağı çok yiyenin yerine başka biri oyuna girer.



3-Yorgan Çevirme: Davul-zurna ritmi ile geniş bir alanda yorganı çevirerek bir kişi tarafından oyu başlatılır. Yorgan baş üzerine alınır,bir el çapraz,diğeri yorganın ortasında olacak şekilde tutulur. Ağır ağır dönen yorgan,sonunda bir elin üzerinde düzgün şekilde durur.



4-Bıçak Oyunu : Düğülerde yapılan seyirlik bir oyundur. Oyuncu eline aldığı iki kamayı davul-zurna eşliğinde çeşitli yönlere savurarak ,çapraz yaparak ,bacak altından geçirerek değişik figürlerle oyunu sergiler.



DİĞER GELENEKLER


Yufka Ekmek Yapma:
Kırşehir,de kadınlar yufka ekmeğini Kubaşı yolu ile yapmaktadır. Birbirleriyle anlaşabilen dört-beş komşu kadın sırayla birbirlerinin ihtiyacı olan , yaza kadar yiyecekleri yufka ekmeği yaparlar. Bu işi meslek edinmiş kimi kadınlar , varlıklı olanların ekmeğini para karşılığı yaparlar.



Soku Döğme:
Yörede kışlık yiyecek olan bulgur ve yarma , şahman denilen sert buğdayın yıkanıp, kaynatılıp kurutulduktan sonra sokubaşı denen taşlarda tokmaklarla dövülmesi ile yapılar. Yöre halkı , soku döğme işlerinde birbirlerine yardımcı olurlar.



Bezir Yapmak:
Dink denilen büyük değirmen taşları arasında ezilerek çıkarılan yağdan beslenmede ve aydınlatma için idare lambasına konularak yakılmasında faydalanılır. Günümüzde elektrikle çalışan aletlerin bu işi yapması sonucu bezir yapma geleneği tarihe karışmıştır.



Bebek Görme:
Çocuk doğumları eskiden beri ailelerde çok iyi karşılanır. Çocuk oğlan ise daha çok sevinilir. Kadın oğlan doğurmuş ise nazlı olur. Kız doğuran kadın birkaç gün yatacak olsa Oğlan doğurmuş gibi ne yatıyorsun . Kalk diye ikaz edilir. Bebeğin kırkı çıkmadan ziyaretine gidilmez. Gelinecek olursa (Kırk basması) olacağına inanılır. Loğusa hummasına al basması denir. Bazı rivayetlere göre, hasta kadının gömleği ocağa götürülerek okutulur. Bebek görmeye para veya çocuk giysileri götürülür. Ayrıca küçük altın , yarımlık yada maşallah bebeğin kundağına çatal iğne ile takılır.


Tabak (Dabak ) Hastalığı:
Tedavi şekli eski yıllara dayanan bir gelenektir. Tabak olan hayvanların tırnak araları yara olur şişer ve kanar. Ahi Evran çeşmesine gelinerek hayvanın ayağı da çeşmenin yalak taşı denilen su birikmiş kısmına sokulur. Böylece hayvanın şifa bulduğuna inanılır.



Kış Yarı Gezme:
Buna saya gezme de denir. Köylerde ayı gezmesi denir. Zemheri denilen kış yarılığında gezilir. Bir insan ayı kıyafetine sokulur. Postlarla iyice sarılır, davar çanı denilen ziller bağlanır. Ellere zilli maşa ve def çalınır. Def ve zil çalınarak ayı oynatılır. Çeşitli marifetler yapılır. Ayı bir ara oyunu bırakarak yere yatar. Ev sahibi hanımdan ayının gönlünün yapılması istenir. Ev sahibi tarafından para, yağ, üzüm, iğde ve köftür verilir. Ayının gönlü alınmış olur. Dolaşırken şu mani söylenir:



Hanım pencereden bakar,

Sandım ki ellilik atar,

Elliliğine mail oldum,

Yirmibeşliğe kail oldum.



Gençler tarafından yapılan bu eğlencelerden sonra birisinin evinde topladıkları yenir ve bir süre daha topluca eğlenilir.



Kurşun Dökmek:
Yörede nazar ya da göz değme diye bilinen bir hastalık durumu vardır. İnanışa göre, kem gözlü diye adlandırılan yeşil ya da çakır gözlü kişilerin hoşuna giden bir insana hayvana bitkiye veya buna benzer bir şeye gıpta ile baktığı ve maşallah demediği ve baktığı şeyin bir süre sonra yada anında zarar görmesi halinde o kişinin azarı değmiş inancı yaygındır. Yörede nazar değdiğine inanılan kişilerle karşılaşıldığı zaman o kişi görmeden gizlice kalça kaşınılır. Ayrıca nazardan koruduğuna inanılan ve iğde ağacından yapılarak bir ucu delinmiş ve ipe dizilmiş olan nazarlık, muska, murtlak, mavi boncuk (yörede göğ boncuk) , üzerlik otu bir araya getirilerek elbisenin görünmez bir yerine takılır ya da dikilir.



Bütün korumalara rağmen nazar değdiğine inanılan bir kimseye kurşun dökülür. Kurşun dökme işi yörede belirli kadınlar tarafından yapılır. Bu kadınlar özellikle yaşlı ve tecrübeli olduğuna inanılan kişilerdir. Ayrıca bu iş için önceden toplanmış ve kurutulmuş olan üzerlik otu yakılarak duman hasta olan kişiye solutulur. Bu sırada dualar okunarak, başına tuz çevrilir. Tuz o kişiye yalatılır. Kurşun dökmek için kurşunun eritileceği bir kurşun tabağı olur. Bir tas içine doldurulur, tas genellikle bakırdandır. Suyun içine iğne,madeni para, mavi boncuk ve kurşun döken kişinin (yörede ebe)yüzüğü konur. Ayrıca bir kalburun içine bir tabak(bakır),yarma,bir parça tezek ve kurşunu döken ebenin sağ ayakkabısı konulur. Su dolu olan tas da kalburun içine konulur. Kurşun ateşte eritilir. Hasta yatıyor ya da oturuyor olabilir. Hazırlanan kalbur hastanın başı üstünde tutulur. Eriyen kurşun suyun içine dökülür. Bu üç kez tekrar edilir. Bu arada her defasında suyun içinde çeşitli şekiller alan kurşunun nazar eden kişi hakkında bilgi verdiğine inanılır. Bu nazarın şiddeti nazar edinin fiziki yapısı hakkındaki bilgiler kurşunu döken,ebe tarafından anlatılır. Bu arada nazar eden kişiye ilencede (bedduada) bulunulur. Kurşun dökme süresince, kurşunu döken ebe devamlı sureler ve dualar okur. Kurşun işlemi bitince hastaya bu sudan içirilir. Su ile eli yüzü yıkanır. Kalan suda sağa sola serpilir. Tastaki madeni , paralar ebeye verilir. Tabak içinde bulunan yarma da tavuklara yedirilir. Kurşun dökülen paralar ebeye verilir. Kurşun dökülen kişi o gün akşama kadar kimseyle öpüşmez. Kurşun dökmek için yörenin tabiri ele ocak olmak gereklidir. Bu kişi, bu maharetini başka bir kişiye verebilir. Buna El Alma denir.


Koç Katımı:
Yörede her yıl tekrarlanan bir gelenek de koç katımıdır. Mevsimi geldiğinde koyunlarla koçlar çiftleştirmek için törenler yapılır. Koyunlar çeşitli renklere boyanır,renkli iplik ve kumaşlarla süslenir. Aynı zamanda davul-zurnalı eğlenceler düzenlenir. Koç katımı sırasında koyunun üzerine erkek yavrulaması isteniyorsa erkek,dişi yavrulaması isteniyorsa kız çocuğu oturtulur. Bu gelenek o yıl içinde bir ila iki hafta sürebilir.



Yağmur Duası:
Bütün yurdumuzda olduğu gibi kuraklık zamanlarında Kırşehir,de yağmur duası yapılır. Günümüzde pek uygulanmamasına rağmen eskiden yağmur duasına çıkıldığında olumlu sonuç alındığı, hatta yağmur duası devam ettiği sırada şiddetli yağmurların yağdığı söylenmektedir. Kırşehir,e bağlı Toklumen Kasabası nüfusuna kayıtlı Hacı Ahmet Ağa, yörede yapılan yağmur duasını şöyle anlatıyor:



Yağmur duasına çıkılacak gün, köyün imamı tarafından tesbit edilir. Yağmur duası genellikle cuma günü, Cuma namazından sonra başlar. Bütün köy halkı yediden yetmişyediye herkes toplanarak köyün en yüksek yerine çıkılır. Ağıt şeklinde dua edilip yağmur yağdırılması için Allah.a yalvarılır. Bu ardada ağlamayan çocuklar ağlaşmaları için dövülür. Sonunda dua edilen yüksek yerden inilirken yağmurun yağması gözlenir. Bundan sonra yağmur verdiği için Allah,a şükredilir, kurbanlar kesilir ve eğlenceler düzenlenir.



Gün veya Gezek

Kırşehir,de normal ev gezmelerinin dışında bayanlar tarafından yapılan gezmeler vardır. Akraba eş dost ziyaretlerinin dışında belli bir grup hanımın oluşturduğu bu geziye ilde gün veya gezek denir. Üç-dört saat süren bu toplantılarda ev sahiplerinin dışındakiler ortaya para koyarak ev sahibine armağan alırlar. Bu diğer günlerde de aynı miktarda devam eder. Genellikle altın ölçü olarak alınmaktadır Ev sahibi daha önceden sıranın kendisinde olduğunu bildiğinden evini siler, süpürür ve ikramını hazırlar. Belli sohbetlerden sonra ikramlar sunulur, çaylar içilir. Burada gençler başta olmak üzere herkes kalkar, oynamaya başlar, neşelenir. Gezek bütün hanımların evleri tamamlanıncaya kadar sürer.



Askerliğe Alınma:
Kırşehir,de askerliğe alınma dönemi kendine has bir özellik gösterir. Askerliğe alınmayla ilgili sevk pusulasını alan genci önce akrabaları, daha sonra komşular yemeğe çağırır. Günlerce süren bu yemekten sonra muhabbetler başlar, gence asker harçlığı verilir. Daha önce askere gidenler anılarını anlatır, gencin yapacağı işler söylenir. Eğer askere gideceklerin sayısı fazla ise hepsi birden yemeğe çağrılır.



Asker adayının uğurlanacağı gün evde bir telaş başlar. Anne ve diğer yakınlar yolda yiyeceğini hazırlar ve elbiselerini gözden geçirir. Daha sonra arkadaşları gelir ve genci davul-zurna eşliğinde otobüs terminaline götürürler. Burada davul-zurna ritminde halay çekilir, gence moral verilmeye çalışılır. Anneye asker annesi olması nedeniyle espriler yapılır ve genç herkesle tek tek vedalaşır.









Muhabbet:
Erkekler arasında yapılan hafta sonu veya gece toplantılarına muhabbet denir. Kırşehir,de genellikle gençler arasında içkili sohbetler yapılırdı. Bu toplantılarda oturarak türküleri ve oyun havaları çalınır, çağrılır; kadın oynatılırdı. Eğer oynana kadın oyuncu ise, buna köçek ya da çengi denir. Gençler Kırşehir yöresinin müziği eşliğinde oyunlar oynarlar, sohbet geç vakitlere kadar sürerdi. İçkili muhabbette kimse kurallara aykırı hareket edemezdi. Masayı yöneten ve içkileri takip eden bir de “masa sakisi bulunur. Bunun dışında tatil veya hafta sonlarında muhabbetler düzenlenir. Hazırlıklarını tamamlayan genellikle aynı yaştaki kişiler, piknik yapar; hem yer, hem de içerle. Saz ve teyp eşliğinde oynarlar. Geç saatlere kadar süren muhabbetlerde çevre rahatsız edilmezdi.



MAHALLİ YEMEKLER


1-Çorbalar : Tarhana çorbası, mercimek çorbası, düğ çorbası.

2-Yemekler : Kuru fasulye, bamya, bulgur pilavı, borani, çullama, çılbır, mantarlı

pilav, düğ köftesi, güveç.

3-Hamur İşleri : Su böreği, mantı, erişte, çığırtma.

4-Tatlılar : Pekmez peltesi, aşure, kadayıf, düğün baklavası, aside, kedibatmazı,

höşmerim (Oğlan doğuran kadına götürülür).





KIRŞEHİR MANİLERİ


Kalede otur yarim,

Ayağı potin yarim,

Sana asker diyorlar,

Beni de götür yarim.



Güle çıktım gülmedim,

Gülden düştüm ölmedim,

O yar ile gezmesi

Sefa imiş bilmedim.



Sulara basma güzel ,

Bakışı yosma güzel ,

Felek bizi ayırdı

Selamı kesme güzel.



Bir gün olsun gülmemek

Neşe nedir bilmemek,

Dünya ne zor şeymiş,

Sevip de sevememek.



Patlıcan oymadın mı ?

Tadına doymadın mı ?

Anne beni kınama ,

Sen cahil olmadın mı?



Kaleden inişelim ,

Atlara binişelim ,

Kaldır oğlan şapkanı,

Bayramda görüşelim.



Bilmem ak mı kara mı

Rakip deşti yaramı

Cennet yüzü görmesin

Yar ile açan aramı.



Suya düştü gülümüz,

Ötmüyor bülbülümüz,

Bir kuru sevdayınan

Geçti cahil ömrümüz.



Pınara desti koydum,

Damla damla dolacak.

Benim sevdiğim oğlan,

Başöğretmen olacak



Ne bakarsın hor bana

Kırk yılın bir günü var

Yalvarırsın sen bana.



Kümbüle bak kümbüle

Hiç teveği yok bile

Askerin karısına

Kirli yazma çok bile.



Kara kaşık destesi,

Geliyor bıçak sesi,

Ben yarimi tanırım,

Lacivert elbisesi.



Çalıya yaban derler,

Ökçeye taban derler,

Hiç darılma sen yarim,

Adıma çoban derler.



Almadan geç, almadan

Yollar çamur olmadan

Eğil bir yol öpeyim,

Al yanağın solmadan.



Çeşme başı pıtırak

Gelin kızlar oturak

Ne oturak ne durak

Satılak da kurtulak



Köpek katıran olsa

Bala batıran olsa

Almanya’daki yari

Gidip getiren olsa.



Almanya çiftlik gibi

Dumanı iplik gibi,

Almanya’ya yar saldım,

Kınalı keklik gibi.



Sarmısağı satarlar

Kulbu ile tartarlar

Varmam avrat üstüne

Sıra sıra yatarlar.














KIRŞEHİR,İN ATA SÖZLERİ


Soğuktan ve soysuzdan kendini koru.

Eşek elin, zerdali emanet.

Her şey incelikten, insan kabalıktan kırılır.

Yatan öküze yem verilmez.

Sen okuyup adam olana kadar, dağdaki tavşan zabit katibi olur.

Yiğit at kendine kamçı vurdurmaz.

Boyumca buldum, huyumca bulamadım.

Eşeği yoldan çıkaran sıpa, insanı yoldan çıkaran sopadır.

Öyle tilki var ki baş keser, kurdun adı çıkmış.

Verme malını veresiye, iner gider kuru suya, kafa yarılır, göz çıkar, sulh olur yarısıya.

Sürmeden yürüyen at, buyurmadan tutan evlat, ona yetmez mehnat (can)

Esnek esnek getirir, esnek köstek getirir, bizim avrat samanlıkta başsız oturur.

Buyurulmadık yumuşu puşt oğlan tutar.

Keşkahın korkusu geliyor, cömatın uykusu geliyor.

Deli deliyi görünce diyneğini saklıyor.

Gönülsüz yenen aş, ya karın ağrıtır ya da baş.

Ne kapıyı bastırıyor, ne kırığı küstürüyor.

Eli oklava yuvarlıyor, gözü kırık kovalıyor.

Kıtlıkta verilen dürüm bollukta unutulmaz.

Dek durana tepik yok.

Ulu sözü dinlemeyen, uluya uluya dağda kalır.

Zengin arabasını dağdan aşırır, fakir düz obada yolunu şaşırır.

Kahve dumansız anam imansız gitmesin.

Zamanında gerek tımar, öldü eşek kaldı semer.

Atılan ok geri dönmez.

Deveyi güden, ağuyu yutan bilir.

Yelden, selden, birde elden sakın ha, sakın.

Düşün ha babam düşün, toklumu alınır kışın.

Ata,ite,bite hiç güven olmaz.

Sakalını yerine koymayanın, itibarı olur mu?



YEREL SÖZCÜKLER


Fistan : Entari

Frek : Domates

Frengi : Büyük anahtar

Fos : Boş,kof

Göbelek : Şapkalı mantar

Gülük : Hindi

Günücü : Kıskanç

Irılmak : Gitmek,uzaklaşmak

İtilmiş : Kokmuş

İşlik : Mintan

Istar : Halı tezgahı

İviklemek : Köşesini bucağını aramak

Taptapı : Takunya

Pürçüklü : Havuç

Pontul : Pantolon

Keskenmek : Elini kaldırıp vuracak gibi olmak

Keşik : Sıra, nöbet

Kelek : Olgunlaşmamış kavun

Kırmızı : Domates

Kümpür : Patates

Kubaşmak : Karşılıklı iş gücü ödünçleşmesi

Melefe : Yorgan yüzü,yorgan çarşafı

Mertlemek : Zıplamak

Okralı : Urlu,çıbanlı

Okuntu : Düğün ve nişana çağrı

Patsat : Tek tük

Püsen : Kırağı

Savak : Saf aptal yada suyu gönderme arkı

Since : Yüz, surat

Söğürme : Pirzola

Şarlağan : Çağlayan

Şimşir : Sert parlak olan şey

Taman : Hani,haniya

Tatavı : Alel acele yapılan iş

Ütme : Kurumamış buğday başağının ateşte pişirilmesi (firik)

Şalak : Olgunlaşmamış kavun ve karpuz

Şako : Ceket

Şimdik : Şimdi

Maplak : Ateş küreği

Muşamak : Pencere

Yelmek : Koşmak

Zaar : Zahir herhalde

Zırnık : Duvar altından suyun geçtiği delik

Vah : Deme











KIRŞEHİR BEDDUALARI (İlençler)


Yan ağrılarından gidesice.

Ciğerlerinden tutulasıca.

Kanlar kusasıca.

Yağlı kurşunlardan gidesice.

Ciğerlerinden yıldırım inesice.

Soykalarda-soykalardan kalasıca.

Gafır gadalarından gidesice.

Can bağından tutulasıca.

Gözü çıkasıca.

Saplıcanlara uğrayacısa.

Sürüm sürüm sürünesice.

Gövdeleri eriyesice.

İki eli böğründe kalasıca.

Ciğerlerinin can bağından tutulasıca.

Gadalarımı alasıca.

Ilgıt ılgıt eriyesice.

Sıracanlarından gidesice.

Gözüne dizine durasıca.

Cehennemin dibine gidesice.

İçine sinmeyesice.

Allah hevesi gursağında galsın

Türemeyesice.

.......................... erişmeyesice.

.......................... yetişmeyecise.

Sakalını toprak öretecise.

Etleri tıpır tıpır dökülesice.


KIRŞEHİRİN DUALARI


Anan atan nur içinde yatsın

Su verenlerin çok olsun

Geçmişlerinin canına yetsin

Düğününde kalburla su daşırım

Allah sofrana Halil İbram bereketi versin

Elin ayağın dert görmesin

Allah ne muradın varsa versin

Yattığın yer nur olsun

Allah gazadan beladan esirgesin

Ellerin dert görmesin

Allah analı-babalı büyütsün

Allah kesene bereket versin

Allah rahmet eylesin

Ömrün uzun düğünün güzün olsun

Allah tuttuğun işi kolay getirsin

İşin gücün rast gelsin

Sular gibi ömrün olsun

Allah ikinizi bir yastıkta kocatsın

Allah boş keseye sundurmasın

Allah dört gözden ayırmasın

Allah saklasın

Ayağına daş değmesin


KIRŞEHİRDE MAHALLİ DEYİMLER


Ağzını bozmak : Sövmek , küfür etmek.

Başını bağlamak : Evlendirmek.

Çene çalmak : Dedikodu yapmak, çene çalmak.

Kandağına basmak : Sinirine dokunacak şekilde konuşmak.

Haşat olmak : Hurda haş olmak.

Herk etmek : Tarla sürmek.

Hıncını almak : Öç almak.

Aba altında değnek göstermek : İçten pazarlık.

Ciğerinden tutul : Hastalan.

Boynuna boz ip ölçülsün : İdam olarak öl, asılarak öl.

Göğdelerin ılgıt ılgıt erisin : İnce hastalağa tutul.

Kıran giresice : Bulaşıcı hastalığa tutulup ölme.

Yan ağrılardan git : Böreklerinden hasta ol.

Aven atlattı : Yavaş geçti.

Sıracalı (Maçcalı) : Hastalıklı.

Arastaki ziyankir : Tavanda asılı zurna.

Zooğuna vurmak : Yüz kısmına vurmak.

Pörçek : Kadınların yazmadan sarkan saçının kısmı.

Haşa kaymak : Sigara içmek.

Yeken bayınlamak : Para vermek.









yasaravci@karincalikoyu40.com

Bana ulamak iin yukardaki e-mail adresini kullann