u Mbarek Gnde Ksmek Olur Mu?*Uzat Ellerini Bayramlaalm.*Tanr Selamn Kesmek Olur Mu?*Uzat Ellerini Bayramlaalm.

MERHABA
YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ
KIRŞEHİR
KARINCALI KÖYÜNE HOŞ GELDİNİZ
1-Karıncalı'nın Tarihi
2-Köy Anıları-Yağmur Duası
3-Kyden bak
4-Karıncalı Sülaleler
5-Kurtuluşta Karıncalı
6-Kırşehir ve Köyümüz
7-Karıncalı Meslek Mensupları
8-TEVFİK YILMAZ
"Sazımız-Sözümüz"

9-Köy Yemekleri
10-Kırşehir Tarihi
11-Kırşehir Ozanları
12-Kırşehir Halk Kültürü
13-Krehir ve Dnya
14-Krehir nlleri
15-İstiklalden İstikbale Kırşehir
16-Kırşehir Turizmİ
17-Neet ERTA
18-Kırşehir Kültürü
19-Kırşehir Haritası
20-Bektailik
21-Ahilik
22-Aşık Paşa
23-Atatrk Kesi
24-Atatrk ve Dnya
25-Atatrk Krehir'de
26-Türk Gençliği 10.Yıl Nutku
27-Bilgi Dağarcığı
28-Topraksız Alkan ın Şiirleri
29-Türkü Şiir ezgi Ağıt Harmanı
30-Serbest Kürsü-Aşık İsmail -Karıncalı Manileri-Misafir Eserleri
31-Deyimler ve Maniler
32-Tarım ve Hayvancılık
33-Yurt Dışındaki Karıncalılar ve Konsolosluk Adresleri
34-VATANA CAN VERENLER
35-Ay Yıldızlı Al Bayrak
36-İstiklal Marşı
37-KIRŞEHİR SEMAHI ve SAKLAMA ODASI
38-Ermenistan/Türkiye ilişkileri
39-Kıbrıs KKTC.
40-Ana Vatan Türkiye
41-TÜRK DÜNYASI
42-Linkler
43-DUYURU-ÖLÜM İLANLARI-ETKİNLİK HABERLERİ GÜNLÜK AYLIK DÜNYADA ZİYARETCİ SAYISI
44-Hayatın İçinden*ANILAR
45-AB-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ
46-KONUK ESERLERİ
MİSAFİR ARAŞTIRMACILARIN KÜLTÜR VE
ARAŞTIRMA MAKALELERİ
48*İNTERNET HABER*GAZETE OKU*RADYO DİNLE*TELEVİZYON SEYRET*
49-KONUK DEFTERİ

30-Serbest Kürsü-Aşık İsmail -Karıncalı Manileri-Misafir Eserleri


KARINCALI KÖYÜNÜN İLERLEMESİ VE SOSYAL HAYATINA ETKİ EDENLER BURADA YAYINLANACAK

KARINCALI KÖYÜNDE TEK SAZ ÇALAN AŞIK İSMAİL'İN YAZILARIDA BURADA YAYINLANACAK

ALATEPE GİBİ DAĞIN OLMASIN
ÜZERİNDE MOR SÜMBÜLLÜ BAĞIN OLMASIN
DUL AVRAT ÇOCUĞUNDAN AĞAN OLMASIN
KELLE İLE KARINI HESABA SAYAR

AŞIK İSMAİL

TİLKİ KÜMESE GİRERSE

İsmail sazını düver.
Yahya tazısını üver.
Gülüzar dizini döver.
Aniden görmese bari.
Tilkiler Tilkiler
Hindileri Meze etti Tilkiler

Tilki hindileri nittin.
Düğününe meze mi ettin.
Fakiri batırıp gittin.
Ocağıma incir diktin
Tilkiler Tilkiler
Hindilerimi Meze etti Tilkiler
Karıncalı Aşık İsmail

GARAMEDİN EŞŞEĞİ

Garamedin eşşeğini naptılar.
Tandırda kebap yaptılar.
Kebaplı tandır.
Eşşeğim yandı. garamet kandı. Vay

Garamedin eşşeğinin gözünü naptılar.
Tandıra lamba yaptılar.
Lambalı tandır. eşşeği yandı.
Garamed kandı vay.

Eşeğinin kuyruğunu naptılar.
Tandıra sübürge yaptılar.
Çalgılı tandır.Eşşeği yandı
Garamed kandı vay vay

Eşşeğinin kafasını naptılar.
Muhtara paça yaptılar.
Paçalı tandır.Eşşeği yandı.
Garamed kandı vay.vay

Bağırsaklarını naptılar.
Savcuya telefon yaptılar.
Telofonlu tandır.Eşşeği yandı.
Garamed kandı vay, vay

Eşşeğin meretini naptılar.
Haydara zurna yaptılar.
Zurnalı tandır. Eşşeği yandı.
Garamed kandı vay, vay.

Topraksızım bunu buldu.
İsmail'den bize kaldı.
Hem söyledi hem de çaldı
Teşekürler bizden hay hay.

Aşık İsmail DEMİR (Kasetinden Yazılmıştır.)
www.karincalikoyu.com sitesinden alınmıştır.

Tilkiler Tilkiler Hindileri Yedile

Dam başında hindiler seni nasıl gördü,
Yedin hindileri de murada mı erdin,
Altı aylık emeğimi peşin verdin,
Bana mıydı garezin zalim tilki,

Bu tilkinin elinden nasıl edelim,
Günlerdir artıyor da benim kederim,
Seni avcılara şikayete giderim,
Goymam intkamı mı alırım tilki,
Seni avcı mehmete şikayet ederim,
Goymam intkamimı alırım tilki,

Yazılar yazılar da anam bizim yazılar,
Yarelendi hindilerde sızılar,
Peşine düşsünde kara tazılar,
Bana mıydı garezin zalim tilki,
Koymam intikamımı alırım tilki,

Çıktım Bozkurun da dağına,
Ataş attın yüreğimin bağına,
Alsam tüfeğide çıksam Senin avına,
Goymam intikamı alırımı tilki,

Şimdi bu dertle dağlarda gezerim,
Oturdum tilkiye destan yazarım,
Tutarsam derini de devre yüzerim,
Bana mıydı garezin zalim tilki,

Düğünün olurda geri kalsın,
Sidikliğin dursun tilki,
Özbağlı Yahya gelsin intikam alsın,
Bana mıydı gazerin zalım tilki
Özbağlı Yahya gelsin intikam alsın,
Bana mıydı gazerin zalım tilki,

Kaçırdın hindileri de neyledin yaptın,
Her birisini dereye mi attın,
Düğünün var mıydı da mezemi yaptın,
Bana mıydı garezin e zalim tilki,
Düğünün var mıydı da o oh mezemi yaptın,
Bana mıydı garezin e zalim tilki,

Zalim tilkilerde düşkün ete,
Kaçırdın hindileridi de yidin kerata,
Ankara da yayın etsin TRT,
Bana mıydı garezin zalim tilki,
Ankara da yayın etsin TRT
Bana mıydı garezin zalim tilki,





KÖYÜMÜZE GİDELİM

Şu Bizim Köyde De, Dostlar Bozuldu Düzen,
Virane Yurdumuzda, Tarlalar Hozan,
Evin Terk Edipte Gutbette Gezen,
Gel Gardaşin Hanimize Gidelim,
Bozulmuş Bağlarımız Seyran Edelim.
Gel Gardaşim Köyümüze Gidelim.
Bozuktur Evleri Nasıl Edelim,

Ağlar Düşman Peşinde De Gafil Durma Gaygısız.
Virandir Bağlarımızda, Bahçalar Susuz
Ağladı Gözlerimde, Kanlı, Uykusuz
Gel Gardaşım Köyümüze Gidelim.
Bozuktur Evleri De Nasıl Edelim.
Gel Gardeşim Yurdumuza Gidelim.
Bozuktur Evleri De Nasıl Edelim

Aman Suya Gider De Susuz Gelen Bacılar
Kaldı Yürekte Kardaş Çıkmaz Acısı
Gidip Beytullaha Yüz Süren Zalım Hacılar
Gel Gardaş Köyümüze Gidelim
Bozulmuş Bağları Nasıl Edelim.


DAVULLUDAN ATTIM KENDİMİ


Çiftten geldim,Bağlamadım öküzü
Babam mektup yazmış, alma o kızı,
Kör olaydı.Babam görmeseydi gözlerin.
Kanımı daşlara doldurdun felek,
gülüm taze iken soldurdun felek,
Kanımı daşlara doldurdun felek,
Gülüm gonca iken soldurdun felek

Çıktım davulluya attım kendimi,
Zalim babam ahtin yerine geldimi,
Dost ağlayıp, Düşmanların güldümü
Kanımı daşlara doldurdun felek
Gülüm taze iken soldurdun felek,
Kanımı daşlara doldurdun felek
Gülüm gonca iken soldurdun felek,

Yüksekten görünür anam davullu dağı
Yaşım onsekiz gençtir çağım
Düğünüme gelmiş cemele köyü
Kanımı daşlara doldurdun felek
Gülüm Goncayken soldurdun felek.

Çıktım davulluyada anam bir avcı
Babam mektup yollamış zehirden acı
Keşfime gelmiş doktorla savcı
Kanımı daşlara doldurun felek
Gülüm gonca iken soldurdun felek,

Benim feryadım anam kuşlar yandı
Davullu taşları kana boyandı
Zalım babam Bana nasıl dayandı
Kanımı daşlara doldurdun felek
Gülüm goncayken soldurdun felek.



ANADAN BENLİ

Yar yar eeeeyi

Alaydımda sarı sazı dizime,

Mayil oldım haktan gelen yazıma,

Dünya güzeli de olsa girmez gözüme

Benim Arzettiğm kaşı kemandır.

Anadan benlim heey, ben yandım

Yay yaar eeeyi

Çicekdağı derler şu dağların ulusu

Birgün yağmur yağar, Birgün dolusu

Zenginler de, fakirlerin valisi

Fakirlerin nasibini gönder yaradan

Anadan benlim heey, ben yandım

www.karincalikoyu.com

Sitesinden alınmıştır
VİDEO

BOZLAKTIR BİZİM TÜRKÜMÜZ

Kırşehir.dir bizim aslımız
Bozlaktır bizim destanımız
Avşar.dan gelir neslimiz.
Bozlaktır bizim türkümüz.

Bozlaklar bizim sazımızda
Türküler kışımız yazımızda
Sevgidir çoğumuz azımızda
Bozlaktır bizim türkümüz

Bozlaklar bizim sazımızda
Türküler kışımız yazımızda
Sevgidir çoğumuz azımızda
Bozlaktır bizim türkümüz.

Bitimola Kırşehir.gülleri
Acep değiştimola halleri
Yine bozlak söyler mi dilleri
Bozlaktır bizim türkümüz.

Sazımız ekmeğimiz aşımız
Dertten azade değil başımız
Türkü olur bize gözyaşımız
Bozlaktır bizim türkümüz.

Neşet Ertaş, Hacı Taşan
Türkülerde coşup taşan
Gurbetten sıladan koşan
Bozlaktır bizim türkümüz.

Bozlak söylenir dillerde
Türkü ile gurbet ellerde
Bozlak var dertli dillerde
Bozlaktır bizim türkümüz.

Terme, Özbağ, Âşık Paşa,
Yiğit dayanır dertli başa
Bozlak söylenir coşa taşa
Bozlak bizim türkümüz.

Türkü dilde sazımızda
Varlık yokluk azımızda
Ağıt türkü bol yazımızda
Bozlaktır bizim Türkümüz.

Bozlak bir ağıt feryattır
Türkümüz bizlere ağıttır
Atadan bize bir öğüttür.
Bozlaktır bizim türkümüz.

Bozlaktır bizim türkümüz
Dost sevmektir ülkümüz
Aşkistandır bizim ülkemiz
Bozlaktır bizim türkümüz.

Bozlakta gizlidir derdimiz
Sazın avazındadır sırrımız
Türkü bozlaktır sesimiz
Bozlaktır bizim türkümüz.
Çekiç Ali, Hacı, Neşet
Bize bir bozlak bahşet
Sazımıza kuşattılar şet
Bozlaktır bizim türkümüz.

Ağıdımız derdimiz türkü
İçimizdeki ulu Atatürk.ü
Severiz türküyü Türk.ü
Bozlaktır bizim türkümüz.

Fırgat gelir Kızılırmak.tan
Ağıt olur bize yakın ıraktan
Bozlak olur ağıt feryattan
Bozlaktır bizim türkümüz.

Türkü çalar telli sazımız
Allı turnadandır avazımız
Bozlak söyler ağzımız
Bozlaktır bizim türkümüz.

Yiğit biner arabatına
Dağlar aşıp gider yadına
Kemlik mi getirir adına
Bozlaktır bizim türkümüz.

Bize engel mi karşı dağlar
Sılaya mı gider allı durnalar
Gurbette yar yaren ağlar
Bozlaktır bizim türkümüz.

Ölüler, diriler, düğünler,
Bozlak ile geçti günler
Bizde türkü ile öğünürler
Bozlaktır bizim türkümüz.

Gönül takıldı kaşı karaya
Destan oldu bahtı karaya
Acep ilaçmıdır bu yaraya
Bozlaktır bizim türkümüz.

Kızılırmak nettin yiğidimi
Kanlı selin yiğidimi yedimi
Mahzun konun çifte yetimi
Bozlaktır bizim türkümüz.

Gurbet olur dağlar arası
Döne dolana sılaya varası
Bozlak olur gönül yarası
Bozlaktır bizim türkümüz.

Bir ağıt geldi bozlaktan
Türkü olur acılar dertten
Bozlak içten, acı yürekten,
Bozlak bizim türkümüz.

Emekli Öğretmen
Cevat Kulaksız

ZAMAN KÖTÜ ZAMANDIR

Vatan namus diyerek, beynimize kazıdık.
Neler gördük Allah.ım, bayrak yere atıldı.
Zaman kötü zamandır, böyle nasıl yaşanır.
Haine destek çıkıp, gariplere çatıldı.

Nakış nakış işledik, kalbimize vatanı.
Bırakmadık duasız, kefensizce yatanı.
İzledik ihaneti, yola çıkıp satanı.
Dağda yaban domuzu sürümüze katıldı.

Geçmişinden utanıp sağa,sola baktılar.
Moda sanıp bayrağı, yakalara taktılar.
Ele peşkeş çekip de, yürekleri yaktılar.
Şehidimiz kan ağlar, toprağımız satıldı.

Gizliden çalıştılar, yok ettiler varını.
Biçtirdiler ekini, vermediler darını.
Çoğu zevki sefada, düşünen yok yarını.
Beni bağlamaz deyip, horlayarak yatıldı.

Kardeş kardeşe düştü, kan akıyor her yerde.
Unutuldu hayırlar, akıllar şimdi şerde.
Gülümseyen yüzler yok, obamız düştü derde.
Gözümüz görmez artık, dilimizde tutuldu.

Kurulan hayalleri, anlamakta zorlandık.
Dışlandık her ortamdan, sevilmedik horlandık.
Şamar oğlanı olduk, sırt döndüler,arlandık.
Verilen vaatlerse bir lokmada yutuldu.

Gururu hasat sanıp, zamansızca biçtiler.
Meze yapıp canları, kanımızı içtiler.
Serdar. ın gül bağından, yol diyerek geçtiler.
Yapılanın haddi yok, yine de unutuldu.

SERDAR ATABAY

TEVELLÜT

Tevellüt yetmiş yedi,şafak vakti doğmuşum.
Ezan ile yoğrulmuş,Bismillah sözüm benim.
Vatanıma bağlandım,bağrımdaki aşk ile,
Hilâline vuruldum,Bayrağım özüm benim.

Aslım Türkmen,Türk benim!Bilin Oğuzun boyu.
Kula kulluk etmedi, yiğit Avşar.ın soyu.
Kırşehir de obası, Kızılca köyde toyu.
Özbağı.na har düştü ,yanıyor közüm benim.

Allah.tan başkasına ,hiç boynumu eğmedim.
Helâl düştü canıma, harama el değmedim.
Sarıldım kitabıma, inkâr için doğmadım.
Cemâlini ararım,Kıblede gözüm benim.

Gam,kasavet,belalar,gelip beni bulsa da.
Vatan için ölürüm, canıma mâl olsa da.
Şehit olsam uğruna,gonca gülüm solsa da.
Şükür Allah&.ım sana,aktır ak yüzüm benim.

Canımı can eyledim,yiğit ile mert ile.
Sonu azap olsa da,uğraşırım dert ile.
İyi dosta gardaşım,hesabım namert ile.
Bakılırsa görülür,bellidir izim benim.

Nefsime gem vurarak,gönüllere bakarım.
Kapılmışım deryana,sularında akarım.
İçimdeki ateşle,şeytanı da yakarım.
Abdestimi alınca,kırılır dizim benim.

Okyanusu kucaklar,dertlerle barışırım.
Yıldızlara tutunur,göklere karışırım.
Serdar.ım gözüm kara,güneşle yarışırım.
Yoluma set konsa da,kesilmez hızım benim .

SERDAR ATABAY

kar__253_ncal__253_1girisi.jpg

BAHÇELERDE BOZ YILAN
GÖZÜM DOLDU TOZUNAN
BEN GELİNİ İSTEMEM
PAZARLIĞIM KIZINAN

*Kaynak*
Küçük Mehmet Kızı ELMAS AVŞAR(Çoban)

Kimden : oguz.avci@mmo.org.tr [Göndereni Engelle] [Adres Defterine Ekle]

Kime : yasaravci@karincalikoyu40.com

Konu : hatırla baba - can dündar

Tarih : 7/08/2006 17:48

Onca emek, onca yorgunluk, bunca fazla mesai hep benim içindi, değil mi
baba? Sen okuyamadın, ben okuyabileyim diye...
Onca emek, onca yorgunluk, bunca fazla mesai hep benim içindi, değil mi
baba? Sen okuyamadın, ben okuyabileyim diye...

Hatırla baba!


Kolunu çevirdikçe merdanesinde ömrümüzü sıktığımız eski model bir çamaşır
makinesi gibi zaman... Yıpranıyor işledikçe; tekliyor zorladıkça... Senin
hafızan teklemesin diye hatıralar galerisinde bir hatırlatma denemesi
yapmak istedim bugün baba... Böyle açık seçik, uluorta... Bağışla!


Kolunu çevirdikçe merdanesinde ömrümüzü sıktığımız eski model bir çamaşır
makinesi gibi zaman... Yıpranıyor işledikçe; tekliyor zorladıkça... En
yakın anlardan başlayarak ve en eski anıları ata mirası gibi sona
saklayarak, unutmaya başlıyor insan belleği...
Kaçınılmaz bu baba...
Ama kabullenilmez de aynı zamanda...
Geçen hafta, bir mezarlık ziyareti sonrası "Oradan bize de iki kişilik bir
yer alsan" dediğinden beri bunun ne kadar dayanılmaz, ne kadar erken
olduğunu düşünüyorum hep...
Oysa daha ne çok şey var yaşanacak.
Bak, ilk sözcüğü "dede" olan torunun beşinci sınıf karnesini getirdi
dün... Ardı sıra kim bilir ne sürprizler gelecek; en çok seninle paylaşmak
isteyeceğimiz...
Sevgili doktorun Murat, yılgın bir bedenle, körelen bir bellekle baş
etmenin çarelerini sıraladı:
Sigarayı kesmek... Bulmaca çözmek... Daha çok hareket... Bol sebze meyve,
bol sosyal faaliyet... Anıları deşen, hafıza güçlendirici sohbetler...
İşte o yüzden bu Babalar Günü'nde, böyle bir sohbete kapı açıyorum ve
seninle birlikte bir hatıralar yolculuğuna çıkıyorum.
* * *
Hatırlasana, ilk oğul müjdesi geldiğinden beri birlikte ne uzun, ne
engebeli, ne zevkli bir yol geldiğimizi...
O oğula, en sevdiğin futbolcunun adını verdiğini...
Sen arkadaşlarınla doğum kutlamasındayken İncesu Deresi'nin taşıp evimizin
sel sularına yenildiğini...
Başucumda sirkeye bulanmış bir bezle beklediğiniz o uzun ateşli geceleri...
O beğenmediğin ama ses etmediğin delikanlılık kıyafetlerini...
Sana pazar gecelerini zindan eden resim dersi ödevlerini...
Bir parti öncesi ilk senden aldığım dans derslerini...
Hayatın boyunca bir fiske dahi vurmadığın oğlun, senin kullandığın bir
arabada trafik kazası geçirip alnından yaralanınca nasıl kahrolduğunu...
Hatırlıyor musun?
Yolun karşısından gelen minibüs, aradaki kaldırımı aşıp bizim arabanın
üzerine çıktığında motor, önde oturan annemle benim dizlerimize binmiş, ön
cam benim alnımı parçalamıştı. Biz kanlar içinde hastaneye taşınırken seni
öldü diye orada bırakmışlardı.
Ayılıp hastaneye koştuğunda ben ameliyattaydım herhalde...
O korkunç günlerde lunaparkta bir moral gezisinde, atlıkarınca üstünde bir
fotoğrafımız var seninle...
Annem hastanede...
* * *
Ne çok felaket atlatmışız birlikte; Emniyet'in asayiş vukuatları raporu
gibi belleğim...
Bir tatil yolunda da sandalımız batmıştı karanlıkta... Biz dağılıvermiştik
soğuk suda ve yine senin güvenli kolların yetişmişti imdada...
Nedense ilkin tatsız anılar üşüşüyor insanın zihnine; ama tatlılar daha
çok elbette...
Anaokul yolundaki Sağlık Sokak dizboyu kar olurdu. Bir elim sende, biri
annemde, bu ebeveyn salıncağının emin zincirine tutunarak "Uçtu uçtu"
yapmak...
Benim için eğlence buydu.

Hatırla baba!


Kolunu çevirdikçe merdanesinde ömrümüzü sıktığımız eski model bir çamaşır
makinesi gibi zaman... Yıpranıyor işledikçe; tekliyor zorladıkça... Senin
hafızan teklemesin diye hatıralar galerisinde bir hatırlatma denemesi
yapmak istedim bugün baba... Böyle açık seçik, uluorta... Bağışla!


Kolunu çevirdikçe merdanesinde ömrümüzü sıktığımız eski model bir çamaşır
makinesi gibi zaman... Yıpranıyor işledikçe; tekliyor zorladıkça... En
yakın anlardan başlayarak ve en eski anıları ata mirası gibi sona
saklayarak, unutmaya başlıyor insan belleği...
Kaçınılmaz bu baba...
Ama kabullenilmez de aynı zamanda...
Geçen hafta, bir mezarlık ziyareti sonrası "Oradan bize de iki kişilik bir
yer alsan" dediğinden beri bunun ne kadar dayanılmaz, ne kadar erken
olduğunu düşünüyorum hep...
Oysa daha ne çok şey var yaşanacak.
Bak, ilk sözcüğü "dede" olan torunun beşinci sınıf karnesini getirdi
dün... Ardı sıra kim bilir ne sürprizler gelecek; en çok seninle paylaşmak
isteyeceğimiz...
Sevgili doktorun Murat, yılgın bir bedenle, körelen bir bellekle baş
etmenin çarelerini sıraladı:
Sigarayı kesmek... Bulmaca çözmek... Daha çok hareket... Bol sebze meyve,
bol sosyal faaliyet... Anıları deşen, hafıza güçlendirici sohbetler...
İşte o yüzden bu Babalar Günü'nde, böyle bir sohbete kapı açıyorum ve
seninle birlikte bir hatıralar yolculuğuna çıkıyorum.
* * *
Hatırlasana, ilk oğul müjdesi geldiğinden beri birlikte ne uzun, ne
engebeli, ne zevkli bir yol geldiğimizi...
O oğula, en sevdiğin futbolcunun adını verdiğini...
Sen arkadaşlarınla doğum kutlamasındayken İncesu Deresi'nin taşıp evimizin
sel sularına yenildiğini...
Başucumda sirkeye bulanmış bir bezle beklediğiniz o uzun ateşli geceleri...
O beğenmediğin ama ses etmediğin delikanlılık kıyafetlerini...
Sana pazar gecelerini zindan eden resim dersi ödevlerini...
Bir parti öncesi ilk senden aldığım dans derslerini...
Hayatın boyunca bir fiske dahi vurmadığın oğlun, senin kullandığın bir
arabada trafik kazası geçirip alnından yaralanınca nasıl kahrolduğunu...
Hatırlıyor musun?
Yolun karşısından gelen minibüs, aradaki kaldırımı aşıp bizim arabanın
üzerine çıktığında motor, önde oturan annemle benim dizlerimize binmiş, ön
cam benim alnımı parçalamıştı. Biz kanlar içinde hastaneye taşınırken seni
öldü diye orada bırakmışlardı.
Ayılıp hastaneye koştuğunda ben ameliyattaydım herhalde...
O korkunç günlerde lunaparkta bir moral gezisinde, atlıkarınca üstünde bir
fotoğrafımız var seninle...
Annem hastanede...
* * *
Ne çok felaket atlatmışız birlikte; Emniyet'in asayiş vukuatları raporu
gibi belleğim...
Bir tatil yolunda da sandalımız batmıştı karanlıkta... Biz dağılıvermiştik
soğuk suda ve yine senin güvenli kolların yetişmişti imdada...
Nedense ilkin tatsız anılar üşüşüyor insanın zihnine; ama tatlılar daha
çok elbette...
Anaokul yolundaki Sağlık Sokak dizboyu kar olurdu. Bir elim sende, biri
annemde, bu ebeveyn salıncağının emin zincirine tutunarak "Uçtu uçtu"
yapmak...
Benim için eğlence buydu.
Sabahları kah Civan'ın ötüşüyle, kah senin sobanın dünden kalma küllerini
döküşünün sesiyle uyanırdım.
Pazartesi geceleri battaniyeyi çekip çekirdek çitleyerek "Radyo Tiyatrosu"
dinlerdik.
Ahmet amcalarda, Emin eniştemlerde, Güray'larda çalıp söyler, bir rakı
sofrasında hayatın lezzetini, sohbetin hikmetini içimize çekerdik.
İlk terzim senin terzindi; berberin, benim berberim.
Senin sürdüğün kokuları sürüp senin sevdiğin türküleri sevdim.
Senin tuttuğun takıma gönül verdim.
Bizim lisenin bahçesindeki maçıma geldiğinde nasıl heyecanlanmış, gözüne
girebilmek için fırsat kollamış, bir de gol atıp senden alkış alınca nasıl
gururlanmıştım.
* * *
Ne ki senin "dairen" vardı her sabah gitmen gereken; neden "üçgen" ya da
"kare" değil de "daire" olduğuna hâlâ akıl erdiremediğim, o asık suratlı
kamusal kıskaç...
Sabah erkenden alırdı seni benden; akşam posanı çıkarmış halde geri
gönderirdi.
Hatırlasana baba, paltonda, dışarıdaki yorgunluğun, serinliğin gün boyu
üstüne sinmiş kokusu olurdu.
Onca emek, onca yorgunluk, bunca fazla mesai hep benim içindi, değil mi baba?
Sen okuyamadın, ben okuyabileyim diye...
Sen babanı gönlünce sevemedin, ben hep seveyim diye...
Ne var ki, kazalar, ameliyatlar bırakmadı yakanı, yakanızı... Ülkenin
tarihi gibiydi hayatın; borç ödemekle başladı, hep taksit taksit yaşandı.
Onca yılın fasılasız mesaisi bir arsayı zor aldırdı; araba, ev, ne mümkün?
Çekilen eziyetin tek tesellisi bendim muhtemelen:
"Oğlum okuyacak, adam olacak. Benim çektiklerimi çekmeyecek."
Bütün bir kuşak, bunun için katlanmadı mı onca kahra baba?
* * *
Sonra ben gittim.
Sizi benden önceki baş başalığınıza terk ettim.
Bilmem tek çocukta kaldığınıza pişman oldunuz mu? Evin tek neşesi
ayrılınca suskunlaşıp buruldunuz mu?
Ama o gün bugündür, mezuniyet gününde, ödül töreninde, askerlik yemininde
hep birlikte olduk seninle...
Yazılarımın en sadık okurusun sen; ben dualarının öznesi...
Nihayet onca yılın ardından şimdi huzurlu bir eviniz var başınızı sokacak...
Bir de torun; öpücüğü uğruna sana o vazgeçilmez bıyığını gözden
çıkarttıracak...
Daha çok öpücük var onun stokunda...
N'olur bekle onları baba!
* * *
Bana vakfettiğin ömre karşılık bir "Kırmızı Bisiklet" hediye edebildim
sana...
İki damla gözyaşıyla teşekkür ettin.
Farkındayım, son zamanlarda daha sık bulutlanıyor gözlerin...
Eskiden duygularını bu kadar çok dışa vurmazdın sen...
Olsun!
Ağlamak da yaraşıyor sana, gülmek kadar...
Yeter ki hatırla baba!
Seni ağlatsa da hatırla!
Bunca hızlı koştuysam biraz da sen o çileli ömrün bir ödülü olduğunu
görebilesin, boşa gitmediğini hissedebilesin diyedir.
Son yıllarda dilinden düşürmediğin "Çok şükür", ihtimal buna delalettir.
Şükretmeyi, sabretmeyi, harama el sürmemeyi senden öğrendim.
Misket oynamayı, bilek güreşi yapmayı, gusül abdesti almayı, ezan
okunurken bacak bacak üstüne atmamayı, tıraş olmayı, kravat bağlamayı,
kızları baştan çıkarmayı, aynı kiloda kalmayı, tabakta yemek bırakmamayı,
rakıyı ölçülü içip sofrada dağıtmamayı, parayı kafaya takmamayı, insan
olmayı baba, insan olmayı senden öğrendim ben...
Farklılıklarımız da var:
Senin kadar şık olamadım hiç.
Sen hiç bir işe el sürdürmediğinden ev işlerinde senin kadar becerikli de
olamadım.
Bir yere giderken bavula konulacakların listesini üç gün öncesinden
hazırlamayı, randevum varsa buluşma yerine yarım saat öncesinden varmayı
beceremedim.
En kritik kararlarıma seni ortak edemedim.
Ama senden farklı olarak ben babamı çok sevdim.
Bunu hiç unutma baba!



Hikmet Çiçek" <hcicek@kyk.gov.tr> Kime : karincalikoyu40@mynet.com

Tarih : 17/03/2006 15:51


Ayın Türküsü

BUL GETİR

Tabib Sen Elleme Benim Yaramı
Beni Bu Dertlere Salanı Getir
Kabul Etmem Birgün Eksik Olursa
Benden Bu Ömrümü Çalanı Getir
Git Ara Bul Getir Saçlarını Yol Getir

Bir Kor Oldu Görülüyor Özümden
Name Name İnliyor Sazımdan
Dünyayı Verseler Yoktur Gözümden
Dili Bülbül Kaşı Kemanı Getir
Git Ara Bul Getir Saçlarını Yol Getir

Merhamet Et Karşısından Bıkmadan
Hatırını Gönlünü Yıkmadan
Çabuk Getir Can Bedenden Çıkmadan
Fakirin Derdine Dermanı Getir
Git Ara Bul Getir Saçlarını Yol Getir

Yoksulun Derdine Dermanı Getir
Git Ara Bul Getir Saçlarını Yol Getir
Benden Bu Ömrümü Çalanı Getir
Git Ara Bul Getir Saçlarını Yol Getir

söz yazarı ve beste
Aşık Fakir

TEŞEKKÜRLER HİKMET BEY

GEZME GONUL
Cok gezme gonul,bos ver gonul
Hani,hani nerde sevdiklerin
Sevdiklerinin icindeki hos haller
Zamanda yok oldular gonul

Nerde sevgi, saygi yumagi
Hosaf oldu,essekler anlamaz hosaftan
Bos ver gonul,sen avaresin ,sen divane
Gezme diyarlar oren ,gonuller bos

Ahmaklar cokmu cok,zaman kutusunda
Gonul odaciklari bosmu bos,sonsuz rahman aleminde
Bakislar anlamsiz,tavirlar hayvansi vede sahtemi sahte
Dostlar cikarci,kurt kuzuyu degil, kuzu dislenmis kurtu yer olmus
Bos ver gonul,gezme daha,gezipte insanliktan cikma

Ararsan beni ara,yokta var olan beni
Umman denizi kucukmu kucuk kalir ilmimde
Bakisimin bir ani ,yildiz gibi parlar gonlunde
Bir sozum ozdur,oz ise insan ruhu mayisidir dinde imanda
Kayip olup gitmek lagzim,
O var olan, ama yok diye avazi ciktigi gibi bagrilan cahillerin dilindeki
ALEME,var olusa ,isanin basladigi ana,hale

Gezme bos ver gonul
Istesende gezemezsin zaten
Baglidir elin,kolun,ayagin
Kapatmislar gozlerini,goremezsin
Kulaklarini tikamislar ,duyamazsin
Sen nediyorsun gonul ,agliyamazsin
Gulemez,sevinemez olmusun
Kalbini yosunlar sarmis
Ruhunu karalar almis
Eyvahki eyvah ,senin duyularini bile calmislar huzunlenemezsin bile
ZEKIDEMIRYUREK KARINCALI

SEN BIR BASKAYDIN GULUM

Sen bir baskaydin karagozlum
sen bambaskaydin,nazlim,cilvelim
seninle gulerdi dunya bana
seninle yasardim her an,her halimle

Biraktin beni,oldu tam 17 sene,
nerdesin gul kokulum,karakasli ,iç bakislim
nerdesin ,nerelerde ,kimlerdesin,sevgilim,bir tanem
nerdesin hani ,nerde, hayalinde ugramaz oldu duslerime ,ruyalarima
ne zordu, senden ayrilmak,
olmustum bir sahos berdus,
sarhoslugum sen ,divaneligim sen
haykiriyordum ismini,heryerde her zamanda
isyandaydim ,senin adinla ,rabbime,allahima
kusmustum sevgilim senin yok olusunla ,dunyaya
simdi bile dile getiremiyorum ismini
seni hala seviyorum ekisi gibi
gorsem yuzunu ,yada duysam sesini
hayalin bile haram oldu ,ismini soylemem bile yasak oldu, sevgilim
su an yazmam bile yasak,ama dinlemiyor deli gonlum
seni ozluyorum,seni istiyorum birde yaza bilsem ismini diyorum,yasak,iste ,neyin yasagi neyin?
kader ayirdi drlerya ,oyle oldu bizim hikayemizde
cok sevmek cabuk ayrilik getirdi
ne aci,nede dolu izdirap bu ,cehennem bu dunyada yasadik
tat,lezzet umit yok artik,sadece kaldi birkac ani
ayalin bile yol oluyor seni seviyorum sevgilim
zeki demiryurekten

SAYIN CEVAT KULAKSIZ HOCA'NIN BİR YAZISI

MİNARE ŞEREFESİNDE DİNLERİN DOSTLUK SEMBOLLERİ

Cevat Kulaksız ckulaksizster@gmail.com.tr

Gaziantep,in bazı cami minarelerinin birbirinden zarif ve ilginç görünümlü şerefeleri var. Gerek minare şerefesinde, gerekse cami içindeki bazı minber şekli Türkiye,de hiçbir camide görülmeyen yapı, şekil ve motifler bulunmaktadır.
Konu edeceğimiz cami ve minare Gaziantep Şahinbey Elmacı Pazarı yakınlarında, Hamdi Kutlar Caddesinde Boyacı Camisi diye bilinen eski ve tarihi bir camide bulunmaktadır.(Bu cami Kadı Kemalettin, Boyacıoğlu, Cami-i Kebir (Ulu Cami) diye de anılır) Elbette her camide minare bulunabilir, fakat bu cami ve minaredeki farklılıklar, motifler sanırım Türkiye,de hiçbir camide yoktur.
Pek çok Gaziantep,linin farkına bile varamadığı, Boyacı Camisinin bu minare şerefesinde çok ilginç bir detayın bulunduğunu teleobjektifle gözlemledik. Kitabesinde 13.yy da yapıldığı yazılan bu cami minare şerefesinin resmini çekerek sizinle paylaşmak istedim.
Minare şerefesi öylesine bir özenle yapılmış ki, mermer taşı sanki ahşap işler gibi muhteşem süslerle işlenmiş, bu motiflere hayran olmamak elde değil. Ben Ankara,da 25 yıldır oturuyorum, böylesine bir süslü, özenle yapılmış minare şerefesi görmedim.
BOYACI CAMİ KİTABESİ
Boyacı Camisinin kapısındaki İngilizce ve Türkçe olarak kitabede şunlar yazılı idi: ,Gaziantep,in en eski yapılarından biridir. Cami 13. Yüzyıl başlarında yapılmış ve son şeklini 1575 tarihinde almıştır. Bazı kaynaklar ilk yapılış tarihini 1211 olarak verir. Minber kitabesine göre 1357 yılında Memluklar döneminde bitirilmiştir. Onarımı, 1575 yılına Halep Valisi Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Arşive belgelerinde Kadı Kemalettin, Boyacıoğlu, Cami-i Kebir (Ulu Cami) olarak da anılır. Rivayete göre Boyacı Yusuf olarak anılan meşhur Karakoyunlu Kara Yusuf Bey tarafından yaptırılmıştır. Kadı Kemalettin adı ise, camide görev yapan âlim bir kadıdan kaynaklanmaktadır.
Ceviz ağacından yapılan minber yıldız, palmet, rozet ve geometrik motiflerle kündekâri ahşap işlemeciliğin en eski ve özel örneklerinden biridir. Minber, tekerlekler üzerinde hareket eden tek örnektir. Cami enine dikdörtgen planlı olup dört ayakla birbirine paralel iki bölüme ayrılmıştır. Mihrap önü kubbeli diğer bölümler çapraz tonozlarla örtülüdür. Minare yüzyıl sonunda yenilenmiştir. Caminin medresesi yıkılmıştı.
2007 yılı içerisinde Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restorasyon (yenileme) yapılmıştır.
Manşette resmi bulunan minare şerefesine dikkatle bakılırsa dört, beş yerde Fransızların attığı kurşun izlerinin halen durmakta olduğunu görürüsünüz. Asıl söylemek istediğim minare şerefesinde yan yana duran, dört semavi dinin sembolleri işlenen motiflerdir. Bu motiflerden birinde Hıristiyan Haçı, hemen yanındaki motifte Hz. Davut,un altı köşeli kalkanının simgesi olan Yahudi yıldızı, Ermenilerin güneş simgesi ve daha ne anlama geldiğini bilmediğimiz ilgi çekici semboller işlenmiş. Resim yakından çekildiği için bu semboller çok belirgin görünmekte.
İnsan kendi kendine ister istemez soruyor .bir İslam mabedinde Hıristiyan haçı, Yahudi yıldızı ne arıyor. Minarenin tepesinde İslam hilâli varken, Hıristiyan haçı, altı köşeli Yahudi yıldızı, Ermeni güneş simgesi ve öteki simgelerin bu minarede bulunması, tek Tanrı.lı dinlerin birlikteliğini, dostluğunu sembolize eden bir barış sentezi olsa gerek. Bu şerefeyi yapan, işleyen usta, demek ki, içi dostluk, insanlık sevgisi ile dolu olmalı idi. Bu eşsiz sanat eseri olan Gaziantep Boyacı Cami minaresindeki Hıristiyan, Yahudi motiflerini düşündüğümüz zaman, mimarının bir Ermeni veya Yahudi olduğunu düşündürüyor. Kimin tarafından yapıldığı bilinmeyen, minarenin şerefesinde bulunan ilginç motiflerin bazı yerlerindeki Fransız kurşunları da, bu esere ayrı çelişkili, hüzünlü duygu vermekte.
Resmini çektiğim minare şerefesindeki çeşitli semavi dinlere mensup görüntüyü fotoğraflaştırıp Diyanet İşleri Başkanlığına götürdüm. İki uzman inceledi, onlar şaşırdı ve bu hoşgörüye hayran kaldılar.
Günümüzden 700 yıl önce yapılmış bu tarihi minaredeki dinlerin simgelerini düşünürsek, günümüzde hangi minare ustası, mimarı bir minareye Hıristiyan haçı, Yahudi yıldızı yapabilir.
Cami ve minarenin yapılış yıllarını düşünürsek, Gaziantep.in kurtuluşuna kadar, o zamanki Antep,te, on bin civarında Ermeni ve Yahudi, çoğunluğu teşkil eden Türk-Müslümanlarca, yüzyıllarca birlikte yaşamışlar. Bu uzun süreç içinde mutlaka birbirleriyle etkileşmişler. Ne ki birçok ev, han, kiliseyi Ermeni taş ustaları yapmışlar. Ermeni taş ustaları çok maharetli insanlarmış. Eğer yolunuz düşer de Gaziantep,e uğrarsanız, Bey mahallesinde, iki yıldır restore edilen terk edilmiş Ermeni evlerini görürsünüz. Birbirinden güzel hayran kalacağınız taş işleme motiflerini görebilirsiniz.
Anadolu,nun bu ve başka beldelerinde Müslüman, Hıristiyan, Yahudi gibi çeşitli dinlerin mensubu insanlar dostlukla, kardeşçe birlikte yüzyıllarca yaşadıkları vatan üstünde, birbirinin yapılarına yardımcı olmuşlar, dayanışma içinde yaşamışlar. Muhtemelen bir Ermeni taş ustası bu minarenin narin şerefesini yapmıştır. Yaparken de, dinlerin, daha doğrusu Antep'te (o zamanları Ayıntab derlermiş) Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Ermeni'ler bir arada yaşadıkları için, barış ve dayanışmayı sembolize etmek düşüncesiyle, bu narin şerefeye ilginç dinsel sembolleri işlemiş olmalılar diye düşündüm.
Bir Hıristiyan taş ustasının Hıristiyan, Ermeni, Yahudi motiflerini gizlice şerefeye işlemesi mümkün olmadığına göre, Müslümanlar da bu insani, maharetli yaklaşımı hoş görüyle karşılamış olmalılar. Minare şerefesindeki motiflere dikkatle bakılırsa, sanki çok özenle yapılmış resim tablosu gibi görülmekte. Acaba günümüzde bir taş ustamız yaptığı minareye bu motifleri işlemesi mümkün müdür?
Bu hoş görü nereden geliyor? Bunun için minarenin yapıldığı 12. ve 13 yüzyıllara geriye gidelim. Avrupa Rönesans'ının başlamadığı Orta Çağda Avrupa sefalet, cehalet, yoksulluk içinde iken, o yüzyıllar, İslam bilim ve sanatının zirveye çıktığı zamanlardır. Örneğin bir İbni Sina gibi Türk İslam tarihinin abideleşmiş bilim adamının yazdığı tıp kitapları 300 yıl Batı tıp okullarında ders kitabı diye okutulmuş. (İbni Sina,dan bu yana, İslam tarihi böylesine bir bilim adamını çıkaramamıştır).
İşte o minarenin yapıldığı yıllar, Türk İslam tarihinde din, dil ayırımı yapmadan insan sevgisinin yoğun olduğu, Türk Kültüründe insanlığa ışık tutan Mevlanalar, Hacı Bektaşlar, Ahi Evranlar, Yunus Emre, Nasrettin Hocalar ve daha nice çağın gönül, düşün insanlarının yetiştiği, hoşgörünün akıp geldiği çağlardır. O hoşgörülü yıllarda bu minare yapılmış olmalı. Minaredeki bu çeşitli dinlerin motifleri, Mevlana'nın şu engin hoşgörüsünü sembolle yansıtıyor gibidir:
,Gel, gel, ne olursan ol yine gel.
İster kâfir, ister Mecusi, ister puta tapan ol yine gel,
Bizim dergâhımız, ümitsizlik dergâhı değildir.
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da gel.
Şerefedeki bu kardeşlik, dostluk sembolleri Yunus Emre'nin şu dizelerinde dillenmiş gibidir:
Adımız miskindir bizim düşmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmazız kamu âlem birdir bize,
Mahsuni Şerif de şerefedeki sembolleri adeta mısraları ile söylemiş:
''Ne Mutlu önce insanım sonra türküm diyene''
''Doğu - Batı, Gavur - Müslüm bir bana''
Günümüzde ise bir minare ustası kesinlikle yaptığı şerefeye Hıristiyan, Yahudi, Ermeni simgelerini bağnazlığın mahalle baskısı ile kesinlikle işleyemez. Hoşgörü giderse, kin, bağnazlık, düşmanlık, kaos gelir.
CAMİ İÇİNDE ÖTEKİ İLGİNÇ DETAYLAR
Konu ettiğimiz Boyacı camisinin içindeki hareketli minber, sanırım görülmemiş bir mimari özellik taşımakta.
Bütün camilerde imamın cuma, bayram günlerinde merdivenle çıkarak hutbe okuduğu minber denilen yüksek bir özel yer vardır. Her caminin minberinin yapılışı farklı farklı ise de, Boyacı camisindeki minber gibi Ankara,da hiçbir camide (belki de Türkiye,de) görmediğim çok ilginç bir özellik var. Bu hareketli minberden Gaziantep,te dört camide bulunuyormuş. Hatırlayıp gördüğüm, Boyacı, Ömeriye, Kurtuluş camilerinde böyle ahşap hareketli minber bulunmakta.
Bu dört cami minberi duvarın içine girip çıkmakta olup hareketli. Duvarın içine doğru girebileceği kadar oyuk kazılmış. Oldukça süslü ahşaptan yapılan kocaman minber kızaklar, tekerler üzerine monte edilmiş. İmam minbere çıkıp hutbe okuyacağı zaman, duvarın içinden minber kızak ve tekerlekler üzerinde dışarı doğu çekiliyor. İmam görevini yapıp minberden inince, tekerlek veya kızak üzerindeki minber duvarın içine doğru itiliyor. Duvarla dümdüz oluyor, sanki orada süslü bir dolap varmış gibi uzaktan öyle görülüyor. Boşalan minber yerine de cami cemaatinden birileri geçip, orada namazını kılıyor. Her hareketli ve ahşap dört minber şahane süslü motiflerle bezenmiştir. Gaziantep'e giden yıl gitmiş, Gaziantep içindeki tüm tarihi eserlerde araştırma yapmıştım, hiçbir yerde görmediğim bu detayları görünce şaşırmıştım.
Ayrıca Gaziantep'teki camilerin hutbe yerleri de (vaaz kürsüsü) çok ilginç. Hutbe, Cuma, Bayram gibi özel günlerde veya her gün genellikle namazdan önce imamın, minberden farklı olarak duvarın içine yüksek bir yere yapılmış cemaate hitap eden bir vaaz kürsüsü yeri vardır ki, imam merdivenle oraya çıkar ve oturur, vaaz veya nasihatini anlatır. Gaziantep'te camilerde vaaz kürsü ve minberleri çoğunda çift yapılmış. Kimi vaaz kürsü yerleri sağda solda olmak üzere duvarın içinden merdivenle çıkılan ve balkon gibi yapılmış çıkıntı şeklinde. Sanki simetri gibi, imamın namaz kıldırdığı yerin sağın da ve solunda ikişer tane bulunuyor.
Tüm bunların yanında, Fransızların işgalinden kalan eski bütün camilerde büyüklü küçüklü top, tüfek mermi izleri bulunmakta.
Resim: Boyacı Cami minaresi şerefesindeki Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Ermeni sembolleri

Kadim Dost Şair Sabit İnce'den
MEHMED
Savaşta, barışta her yer, her zaman
Atılır korkmadan yılmaz Mehmedim.
Zalime haşindir vermez hiç aman
Durmak nedir asla bilmez Mehmedim.

Gönülden bağlıdır vatan, millete
Dünya değişse de düşmez zillete,
Birisi yan baksa yüce devlete,
Asla bir oyuna gelmez Mehmedim...

Korku nedir bilmez, yok kitabında
Hünkarın dili var koymuş adında
Korumak, kollamak var muradında
Hırsının esiri olmaz Mehmedim...

Yaşlısı, kadını, kızı kızanı,
Yerle gök bir olsa susmaz ezanı
İyi tanır, bilir kuyu kazanı
Ölüp de dirilir, ölmez Mehmedim.

Gurur ve cesaret timsalidir O
Şüheda ve Ata emsalidir O
Yiğitlik ve mertlik misalidir O
Vakurdur, Ciddidir gülmez Mehmedim..

Kahbece oyunu bilir ve bozar
Yeter ki emir ver destanlar yazar
Düşmanlık edenin kuyusun kazar
Muhammed gülüdür solmaz Mehmedim..

Töreye bağlıdır, emre mutidir
Asla taviz vermez, komut katidir
Milletin mazisi hem de Atidir
Sınırlar güvenli, salmaz Mehmedim

Yenilgi mi asla, lügatında yok
Saymakla biter mi zaferleri çok
Hainler kahpece vursalarda ok
Sana asla zarar gelmez Mehmedim..

Öv öv bitiremem senin şanını
Şanlı Bayrağıma verdin kanını
Her kötü gün geçer sıkma canını
Bunlar seni aciz kılmaz mehmedim.

Namın var alemde bak herkes bilir
Haktan sana muştu şehitlik gelir
Vermezsin canını bir tek Hak alır
Asil kanın yerde kalmaz Mehmedim..

Ne kadar anlatsam kelime yetmez,
Sevgin ve varlığın içimden gitmez
İnce uyusa da O asla yatmaz
Milletim göz yaşım silmez Mehmedim

Sabit İnce
26/3/2010 Kayseri
Dost sabit İnce'ye Selam olsun.

AŞIK İSMAİL
http://karincalikoyu.com/sites/1/
VİDEO

KARINCALI GENÇLERİN YAZILARI,YAPITLARI VE KOMPOZİSYON YAZILARI,BİR MISRA ŞİİRLERİ BURADA YAYINLANACAK.

BU YAZI HABER TÜRK SİTESİNDEN ALINMIŞTIR.
31.12.2008

Amerika'dan bir vatandaşımızın (Turkiye'nin abd seattle Fahri Konsolosu olan Sn. J.Ufuk Gokcen) 'Türk olmak nasıl bir duygudur?' konulu yazısı.

Aslında çok şeydir, Türk olmak.
Türk olmak, Osmanlı'nın borcunu ödemektir. Hovarda babanın borçla yaşayan evladı gibi.
Kosova'da ve Bosna'da, Batı Trakya'da ve Makedonya'da bilmem kaç asır geçmişte kalan meselelerin hesabını vermektir.
Türk olmak Kıbrıs'ta, Hocalı'da, Anadolu'da ve Balkanlar'da soykırıma uğrayıp karşılığında yapmadığın soykırımla suçlanmaktır.
Türk olmak faşist olmaktır, vatanına, milletine, tarihine sahip çıktığında.
Türk olmak demokrat ve çağdaş olmaktır, vatanına, milletine, tarihine sövdüğünde.
Türk olmak lisanının Avrupa'da yasaklanmasıdır ve yine Türk olmak kendini ve derdini anlatamamaktır.
Avrupa'da hor görülmek Türk olmaktır, ataların bir çok asır önce Viyana'yı kuşattığı için ve hoş görülmemektir tabii ki sadece kuşatıp; Napolyon gibi bütün Viyana'yı yakmadığın için.
Türk olmak Selanik'te Pontus Anıtı'nın, Viyana'da çiğnenen yeniçeri minberinin ve Malta'da papazın üzerine bastığı Türk bayrağı heykelinin önünden geçmektir.
Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir. Üç kıtadan dönüp, bir küçük yarımadada misafir muamelesi görmektir. Sayısız imparatorluk kurmak Türk olmaktır, aynı zamanda sayısız imparatorluk yıkmak da Türk olmaktır.
Arabaya koşulan ilk atın vatanında, ilk yazılı antlaşmanın imzalandığı yurtta, yazının bulunduğu, paranın icat edildiği her metrekaresinden bereket fışkıran bu yurtta, kalkınmak için yabancı sermaye beklemektir.
Türk olmak; Truva'dan bu yana, Sümer'den bu yana serpilerek gelse de, tarihten eski bu topraklarda, bütün zamandan damıtılarak gelen yüksek değerlerine rağmen, bir haftalık hafıza ile yaşamaktır.
Doğu Roma'yı da Batı Roma'yı da yıkıp, yeni Roma olan AB'ye girmeye çalışmaktır Türk olmak.
Türk olmak, Mostar'da köprüdür, Kerkük'te kaledir, İstanbul'da Kızkulesi'dir, Anadolu'da buğdaydır, Çukurova'da pamuktur, Ege'de tütün, Karadeniz'de fındık, Trakya'da ayçiçeğidir.
Türk olmak Çanakkale'de ölmektir. Çanakkale'de ölmeden önce düşmana su vermektir, onun yaralısını sırtında kendi hastanesine taşımaktır.
Düşmanın ardından rahmet okumak, kanlısından helallik almaktır.
Sabahları odana rahmet dolsun diye, camı açmaktır. Kar yağdığında kayak yapmayı değil, evsizleri düşünmektir. Balkon köşesine kuşlar için, kışın ekmek kırıntısı, yazın su koymaktır. Yağmura rahmet, kara bereket diye bakmaktır.
Türk olmak, harap bir ülkede, zengin ülkelerin müstemlekesini reddedip, tahtadan kılıç ve ipten üzengi ile, paylaşacak ve sahiple n ecek tek varlığı fakirlik olmasına rağmen, yedi düvele meydan okumaktır.
Türk olmak askere davul-zurna ile uğurlanmaktır, belki de dönmeyeceğini bilerek. Türk olmak, annenin şehit oğlunun ardından 'Bir oğlum daha olsun, onu da vatan için göndereceğim.' demesidir. Babanın gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez dokunurken 'Vatan sağ olsun!' demesidir.
Türk olmak 'Türk çayında radyasyon olmaz!' yalanları ile, 'Gusül abdesti alana AIDS bulaşmaz!' dolanları ile yaşamaktır.
Her hükümetin enkaz devraldığı, ama asla ardında enkaz bırakmadığı ülkede olmaktır.
Türk olmak, ecdadın yaşadığı kıtlıktan dolayı, çayın yanında gelen şekerden fazla olanı garsona geri vermektir. Aynı nedenle Türk olmak, yemeği ziyan etmekten korkmaktır. Göz hakkına, diş kirasına saygıdır.
Türk olmak. Evindeki bir kap aşın yarısını tanrı misafirine vermektir. Kendi yerde, misafiri döşekte yatırmaktır Türk olmak.
Türk olmak, milli maçta ağlamaktır. Ayhan Işık'a, Belgin Doruk'a aşık olmaktır. Türk olmak, aşkını ölesiye sevmektir. Aşkı için ölmektir, öldürmektir. Sevdiceğinin elini bir kez tutamadan, toprağa girmektir.
En güzel aşk şiirlerini yüreğinde hissetmektir. Eşkiyaya türkü yakmaktır, Türk olmak.
Milletine sövmektir, ama başkasına sövdürmemektir, Türk olmak.
Türk olmak Yunus'u bilmektir, Aşık Veysel'i sevmektir. Mevlana'yı, Hacı Bektaş-ı Veli'yi ve Hoca Yesevî -tek bir satırını okumasa da yüreğinde taşımaktır.
Türk olmak, saz çaldığında, ney üflendiğinde, kös dövül düğünde ve kaval çaldığında, yüreğinin derinlerinde bir sızı sezmektir, bir de Yemen Türküsü'nde...
Hayatın sana verdiklerine 'Nasip', vermediklerine 'Kısmet' demektir. Her işin 'Hayırlısına' inanmaktır ve ağlamamak için çok gülmekten çekinmektir.
Türk olmak, Asya'da batılı, Avrupa'da doğulu diye tepki görmektir.
Irk sözünü bilmeden yaşamak, yaradılanı Yaradandan ötürü sevmektir.
Magazin programları ile dizilerin arasına sıkışsa da, silkinip üzerindeki ölü toprağını atabilmektir.
Türk olmak, mahalle maçı için aynı saatte, on kişi buluşamazken, milyon kişinin bir araya gelmesidir.
Tavla oynarken bile kavga ederken, milyon kişinin kavga etmeden gösteri yapabilmesidir.
Türk olmak, buhran zamanında Arjantin'de de mağazalar yağmalanırken, daha ağır buhranda sıraya girerek, sorumlusuna en ağır cezayı tek bir cam kırmadan sandıkta kesmektir.
Türk olmak en zayıf gününde bile dünyaya meydan okumak, en dertli gününde bile her ufunetin bir şafakta biteceğini bilerek tevekkül göstermektir.
Zor iştir Türk olmak. Türk olmak Anadolu'da her düşen yağmur damlasına hamdetmek, her çıkan başak için şükretmektir.
Türk olmak, medeniyetler mezarlığı Anadolu'da dik durabilmektir.

KÖyüm

Kırşehir ile yağmurlunun arası
Karıncalı Köyünün yegane merası
Medeniyet diyarı gönlümün aynası
Ne güzelsin benim o şirin köyüm

Yaslanmışın ala tepeye
Düşmez hiçbir zaman
Dilde orta çeşmesi
Ne güzelsin benim o şirin köyüm

Fakir gönlümün sıla sevdası
Sırtına almış üzüm selesi
Karşıma dikilmiş gâvur kalesi
Ne güzelsin benim o şirin köyüm

Doğan Avcı

ZEKİ DEMİRYÜREK'İN ANI ŞİİRLERİ

ŞİİR YAZSAM

siir yazsam sair derlerdi
gonul alsam dost derlerdi
sazcalip soylesem olurdum ozan
ben kim,sair ozan ,dost kim

akli cok,akilsiz,sozu cok, kelamsiz ve sessiz
biliyorum desem bos,bilmiyorum desem hos
ne sirketim var, ne bir diplomam ,makamim
sade bir garip,harmandan savrulmus bos bir basagim ben

eskiler severdi,edep terbiye derdi
ahlak,haya ve manaya bakardi
simdi ise allah olmus para
paran varmi?para ,vede para

selamlar ,cebindekinin sinkirtisinda
gozler, uzerindeki giyside,altindaki arabada
derlerdi haniya, ananda para ,babanda para
simdi oldu atanda para ,tanrinda para

insan olana,saf ve aptal
tilki gibi kurnaz ve hain olana kiral
namus ve ahlak agir bir yuk
firlatma olacan , yalaka olacan,terbiysiz olacan bak ozaman hersey dumduz


zeki derki bos ver bu dunyayi
bak mezara ,gor orayi
kimler geldi, kimler gitti
toprak alip yuttu
zaman alip unuttu
cok guleni , cok aglayani
hani gurur? kibir yapani
nerde ,yakisikli, guclusu
ince belli ?gurbuzu,guzeli
hazir olmali, vede nazir
belki yarin , belki su an
helallesmeli ,vede allahi SIK SIK ANMALI

MENCO DEDEM sabah kalkardi
abdest alir amaz kilardi
kulekten yufkayi cebine katar,
testisine suyunu koyar,
zeki hadi oglum derdi
binerdik essege sabahleyin
koyulurduk tataroglunun yoluna
ve cekerdi allah, allah ,la ilahe illah diye
sicaktan ilik ilik zikri
sukrederdi ,anardi rabbini allah rahmet eylesin
ve cümlemizin gecmişlerine rahmet olsun

MİSAFİRİMİZ VAR
KIRŞEHİR KIZILCA KÖYLÜ
MADEN MÜHENDİSİ SERDAR ATATBAY'A
TEŞEKKÜRLER

KIRŞEHİR

Gurbet elin bağrında hasretiyle yandığım.
Gül kokulu vatanım, ilimsin sen Kırşehir.
Cemaline vurulmuş yaralı bu aşığın,
Bülbül olup şakırım dilimsin sen Kırşehir.

Türkmenlerin obası Âşık Paşa diyarı.
Ahi Evran, Gülşehri, Caca Bey;di mimarı.
Hacı Bektaş can oldu Türkmanî de baharı.
Zamana ışık oldun bilimsin sen Kırşehir.

Yiğitleri doğurdun muradına erdin sen.
Nesilleri büyüttün Türk.e gönül verdin sen.
Namus bilip bayrağı gökyüzüne gerdin sen.
Asırlardır bükülmez belimsin sen Kırşehir.

Gecelerin bir başka manilerin okunur.
Yeni yetme güzelin kınaları yakınır.
Varan gelen, mazıyla ıstarların dokunur.
Al beyaza bürünmüş kilimsin sen Kırşehir.

Nazlı ceylanlar gibi ovalarda kaçarsın.
Ilgıt ılgıt rüzgârda mis kokunu saçarsın.
Kuşlardan nağme alır her mevsimde açarsın.
Rengine kurban olam gülümsün sen Kırşehir.

Tarihinden mirastır ulu kervansaraylar.
Keçi Kalesi mağrur yayılırdı kır taylar.
Külliyeler dolunca kulakta çınlar haylar.
Dünyadan ahirete yolumsun sen Kırşehir.

Düğün, dernek, toylarda çağrışır âşıkların.
Türkülerle coşulur vuruşur kaşıkların.
Geceleri kandırır yakılan ışıkların.
Duvaklarda parlayan pulumsun sen Kırşehir.

Ak boncuklu gelinler yemekleri çevirir.
Köfte, bamya, çirleme damaklara tat verir.
Peynir, yoğurt, kaymağın, pekmezin dilde erir.
Tandırlarda gazelim külümsün sen Kırşehir.

Vurulunca tokmaklar soku sesi duyulur.
Kaynatılan buğdaylar hedik olur yayılır.
Sınangıyla, besmeçler sofralara koyulur.
İğdelerin koktuğu dalımsın sen Kırşehir.

Kervansaray Dağ;ında sert geçiyor kışların.
Parlar Seyfe Gölü;nde çeşit çeşit taşların.
Hirfanlı Barajı;nda uçar yeşilbaşların.
Hasretleri bitiren salımsın sen Kırşehir.

Âşık Said, Seyfullah karıldı evlasına.
Çekiç Ali, Yastıman sarıldı Mevla;sına.
Muharrem;le, Neşet;in darıldı Leyla;sına.
Yürekleri yakarsın zulümsün sen Kırşehir.

Âşık Serdar Atabay memleketi özlüyor.
Sıladan haber diye yollarını gözlüyor.
Şafak vakti duada gözyaşını gizliyor.
Sensiz geçen ömrümde ölümsün sen Kırşehir.
SERDAR ATABAY

selam kirsehir ben avustria dan Asir;...

Köylüm

Yıllar gelip geçse, bitse de asır;
Eksik olmaz senin elinden nasır.
Odaya serersin kamıştan hasır,
Vah, benim sahipsiz, çilekeş köylüm !

Çift için koşarsın tarlada atı,
Boşuna beklersin taban fiyatı.
Sürersin kağnıyı, bilmezsin yatı;
Vah, benim sahipsiz, çilekeş köylüm !

Tüfek çatar, asker oldum sanırsın;
Vergi alan tahsildarı tanırsın;
Sandıkta boşuna oy kullanırsın,
Vah, benim sahipsiz, çilekeş köylüm !


AŞIR AVCI

KARINCALI KÖYÜ MANİLERİ

TİLKİ GİRDİ KÜMESE
TAVUKLARI YEMESE
ERGEN KIZIN KOYNUNA
KOCA HERİF GİRMESE

ARISTAKDA ÜZÜM VAR
OĞLAN SENDE GÖZÜM VAR
SURATINI KALDIR OĞLAN
SANA BİR ÇİFT SÖZÜM VAR

EKİN EKİLEN YERE
CIZGI ÇEKİLEN YERE
BEN KURBAN ANAM KURBAN
KEKİL DÖKÜLEN YERE

Kaleden indirdiler
Yaylıya bindirdiler
Daha ben ne idimki
Ele gelin verdiler.

Uzaklardan seçilmiyor
Gönüldür geçilmiyor
Gönül bir top ibrişim
Dolaşmış açılmıyor.

KUSBAĞRI KAYALI
ALTI ÇİĞDEM BOYALI
BEN BU DERTTEN ÖLÜYOM
SANA AŞIK OLALI

DELİK KAYA DELİNMİŞ
ÜSTÜNE KÖPRÜ KURULMUŞ
BİZİNM KÖYÜN KIZLARI
GÜL OĞLANA VURULMUŞ

PECELERİ PERDELİ
ÇİCEK AÇMIŞ ZERDELİ
YENİLE BİR YAR SEVDİM
ODA BENDEN ZIR DELİ

DERT DERT DİYE SÖYLÜYOM
KİMSE BİLMEZ ÖZLÜYOM
HABERİN OLSUN OĞLAN
ASKER YOLU GÖZLÜYOM

Of of dedim de geçti bir tilki
tüfeğim olsaydı vururdum belki
beypazarında satılan kürkü
param olsaydı alırdım belki

Karıncalı köyünün gülleri hoştur
güzeli gösteren kaşınan gözdür
uçan kuşunan mektup ulaştır
mahsunum gurbette gülemiyom gayrı

BAHÇELERDE BOZ YILAN
GÖZÜM DOLDU TOZUNAN
BEN GELİNİ İSTEMEM
PAZARLIĞIM KIZINAN

Kaynak.Elmas Afşar
Küçük Mehmet Kızı

YAR KAĞNISI UZAKLARDAN GICIRDAR
İÇERİMİ SARDI DERTLER ACILAR
BU DERDİME İLAÇ YOKTUR DİYORLAR
DERDİME DERMAN BULUN BACILAR

FASULYEYİ KURUTTUM
YOLUN YARISINI TUTTUM
NE SALLANIYON OĞLAN
ÇOKTAN ADINI UNUTTUM

Ağ buğdayım buğdayım
sereyim kurutayım
yar senin dillerini
ben nerde unutayım.

ALATEPE GİBİ DAĞIN OLMASIN
ÜZERİNDE MOR SÜMBÜLLÜ BAĞIN OLMASIN
DUL AVRAT ÇOCUĞUNDAN AĞAN OLMASIN
KELLE İLE KARINI HESABA SAYAR
*AŞIK İSMAİL

Kırşehir'in kızları
Sürmelidir gözleri
Sürmesine bakarken
Kaybettim öküzleri.

Arabası dört teker
Güneyden yar sap çeker
Sevdiğinden ayrılan
Gece gündüz ah çeker

Orta Çeşme akmazmı
Yar yüzüme bakmazmı
Kalemin kırılsın oğlan
Seven mektup yazmazmı

Küpün içinde pekmez/
Bu pekmez bize yetmez/
Bizim köyün kızları/
Davulsuz gelin gitmez./

Sarısın seçemiyom
Güzelsin geçemiyom
Sen benden geçtin amma
Ben senden geçemiyom

Komşudan aldım közü Ateşi
Akşamdan tandıra attım baş eti
Çalıştım çabaladım murat almadım
Kader benim hayatımı boş etti

Astab yıkadım Çeşmeden
Çeşmenin suyunu içmeden
Gel Yoluma çık Oğlan
Gönlüm ele düşmeden

Köpek katıran olsa
Bala batıran olsa
Almanya;daki yari
Gidip getiren olsa.

Sarmısağı satarlar
Kulbu ile tartarlar
Varmam avrat üstüne
Sıra sıra yatarlar

Çeşme başı beklerim
Boşa gitti emeklerim
Eğer kız bize gelirsen
Hevekleri denklerim

süpürgenin telleri/
süpürmüyor yerleri/
cansız hayalin gelmiş/
konuşmuyor dilleri/

UZUN KAVAK UR GATAR
DİBİDE YILAN YATAR
GAVUR KALESİNİN KIZLARI
HER GÜN BİR SIPA ATAR

Kayalar merdin merdin

Yöre:KIRŞEHİR

Mercan mercana kurban
Elde fincana kurban
Alem malı mal etmiş
Ben de bir cana kurban

Dön beri de hanım
Al başından çemberi
Burçak burçak terlemiş
Şu kızın sineleri

Kayalar merdin merdin
Kim bilir kimin derdin
Sular mürekkep olsa
Yazılmaz benim derdim

TÜRKMEN YÂRİM

Gözler çekik, kaşlar sade.
Özü Avşar, Türkmen yârim.
Saçlar belik, hâl âsude.
Gözü Avşar,Türkmen yârim.

Acep gönlüme yâr mısın?
İzi Avşar, Türkmen yârim.
Yoksa bana ağyâr mısın?
Tozu Avşar, Türkmen yârim.

Yanık tenli,kokusu gül.
Yüzü Avşar, Türkmen yârim.
Dişler inci,kendi sümbül.
Sözü Avşar, Türkmen yârim.

Bahtıma çıkan fal mısın?
Poz.u Avşar, Türkmen yârim.
Sarı çiçekte bal mısın?
Haz.zı Avşar, Türkmen yârim.

Ser.i canım,nazı yare.
Yazı Avşar, Türkmen yârim.
Yeri yanım,eli çare.
Sazı Avşar, Türkmen yârim.

Özlediğim bir an mısın?
Kozu Avşar, Türkmen yârim.
Aşık Serdar da can mısın?
Közü Avşar, Türkmen yârim.
SERDAR ATABAY

bektasyalcin@hotmail.com

E-mail
:
bektasyalcin@hotmail.com
Web Adresi
:
http://
Mesaj
:
KIRŞEHİRDEKİ ARKADAŞDAN MEKTUP VAR. Sayın çok gıymatlı arkadaşım mektubuma başlamadan önce seni ve gemideki yelkeni, tarladaki dikeni, gurbette hasret çekeni, bahçedeki maydonozu, dünyadaki en güzel kızı yüce allahdan dilerim. Eybenim sağlam ciğerlim,bazen kederli bazen orta şekerlim. Her diden her gönülden anlıyan değerli arkadaşım. Ciğer paresi, kuşlar yuvası,şişeden şarkı söyleyen, dillerde kokulu, kardan beyaz güller gibi olan, az mendil sallar gibi nazik ellerinden, incitmeden beygir gücüyle sıkarım. Sevgili arkadaşım nasılsın iyimisin, rahatmısın. Tatilde gezmişsin, bülbül gibi uçmuşsun inşallah maşallah herhalde iyisin. Degerli arkadaşım eğer beni soracak olursan ben çok hastayım öyle bir derde düştümki ne sen sor ne ben anlatayım. Doktura göründüm doktur bana şu ireteceyi yazdı. Buralada aradım bulamadım onun için sana yazıyorum. Bir eşek arısı, dosan dokuz ermeni karısı, yirmi mısır tanesi, ikide çingene karısı, üç Bursa şeftalisi, beş Niğde alması saatde gece yarısı, bir dabak et kavurması üç şişe kiraz bunları bir tencereye koyup kaynat yetmiş gün oynat seksen gün karıştır. Acele olarak çalıştığım şe adrese ilet. Sinopda oduncu,Gaziantepde ocakçı, Maraşda dondurmacı, Samsunda madenci, Denizlide horozcu, Rizede tütüncü, Afyonda kaymakçı, Adanada kabakçı, Konyada kaynakçı, Aydında efeci Kırşehirden gelen Diyar, diyar gezen mahsüller mıntıkası araver caddesi po ovası adresede bulunmaz isem. P.T.T. eliyle biraz yanık birazıcık uyanık birazıcıkda kafadan arızalı diyip gönderi virirsin. Sevgilerimle


tarık çoban

E-mail
:
tarikaslan_40@hotmail.com
Mesaj
:
sanmaki derdim güneşten
neyapayım bahar geldiyse
bademler çiçek aştıysa
ucunda ölüm yokya
hoş olsada korkacakmıyım
güneşten gelecek ölümden
ben ki her temmuz daha genç
herbahar daha aşıgım
korkarmıyım ah dostum
benim derdim başka

Kimden : "Alaattin AVCI" <aavci@kyk.gov.tr>
Kime : karincalikoyu40@mynet.com
Tarih : 14/04/2006 11:36

Karıncalı köyünün gülleri hoştur
güzeli gösteren kaşınan gözdür
uçan kuşunan mektup ulaştır
mahsunum gurbette gülemiyem gayrı

Of of dedim de geçti bir tilki
tüfeğim olsaydı vururdum belki
beypazarında satılan kürkü
param olsaydı alırdım belki

Ağ buğdayım buğdayım
sereyim kurutayım
yar senin dillerini
ben nerde unutayım.

Ardından baksamda boyları güzel
önündem baksamda gözleri süzer
maşallah deyin onbaşı çavuş
mustafa ya değmesin nazar ( Mustafa Yalçın)

süpürgenin telleri
süpürmüyor yerleri
cansız hayalin gelmiş
konuşmuyor dilleri

Gülhan DURMUŞ (AVCI)

Anamın ve Babamın söylediği dörtlük veya maniler

Şeker dağı

Söz-Müzik Muharrem Ertaş

Erken düşer de Şeker Dağı'nın gırcısı
Çıkar mı yürekten ciğer acısı
Ağlıyor başucunda da çifte bacısı

Ağla bacım ağla ben öldüm galan
Güvenme dünyanın ahiri yalan

Siper almış Tuz Gölü'nün yolunu
Ağır ağır kaldıramam kolumu
Evde koydum zalım da taze gelini

Ağla bacım ağla ben öldüm galan
Güvenme dünyanın ahiri yalan

GEÇMİŞDEN BU GÜNE KÖYÜMÜZ ADINA CABA SARF EDEN KÖYE HİZMET EDEN BÜTÜN İNSANLARDAN VEFAT EDENLERİ RAHMETLE ANIYOR,YAŞAYANLARI SELAMLIYORUZ.
Karıncalı Köyü Sitesi

ibo" <topraksizalkan@hetnet.nl> [Göndereni Engelle] [Adres Defterine Ekle]

Kime : "yasar avci" <yasaravci@karincalikoyu40.com>

Konu : Daima güzeldir

Tarih : 23/03/2006 15:52

Yaşar bey. Köyümüze gerek bekçi, gerekse Muhtar olarak, Yol su elektirik, cami ve minaresinin yapımında ve de ormanların bu durumuna gelmesinde büyük emeği geçen Duran çıplak'ı Sayıfanızın birinde belirlerseniz ben kendi adıma sevinirim. Çünkü köye çok yardımı olmuştur, Şu anda senin yapyığın gibi. o hatırlanmalı geleçektekilerine örnek olarak gösterilmelidir. Yinede siz bilirsiniz, ben hatırlatmak istedim. bu ikimizin arasında konuşulan bir şey. bütün güzel günler sizinle beraber olsun. Sevgilerimle.

DELISIN DEDILER
Deliyim,ekmegim yufka,yemegim bulgur pilavi
Deliyim,kirarim sogani sofrada,bulgur pilavi yaninda
Deliyim,ictigim orta cesmenin buz gibi suyudandir ayranim
Deliyim,yedigim uzum karincalinin oreninde yetismistir
Deliyim,nasil olmamki ,karincali kizlari baska bir yurek yakar
Deliyim,peynirinde sayi kokar,cobanin gevrek sesi cinlar
Deliyim, mehmet alinin simasi gelir gozumun onune
Deliyim,mayam karincali gozum kara,aklim saf ,yuregim yara
Varin deli deyin,benim gonlum hos comertligim bol , ben KARINCALIYIM

BOS VER GULUM
Bos ver, canim askim,birtanem
Yine bir gece oluyor,Yine aklimdasin
Yine dusunuyorum,yeter desemde aklimdasin
Yuva kurmusun bir serçe gibi,yuregime,kalbime

Ben seni ,nasil unutabilirim,gunes doguyor halaa
Ben seni nasil unutabilirim,hayat devam ediyor halaa
Ben seni,unutamam yasadikca
Ben seni,unutamam dusundukce

Sen birgulsun ,sen bir cansin
Sen benim enguzel anim,
Sen benim enguzel yanimsin,yarimsin
zeki demiryurek karincali


yasaravci@karincalikoyu40.com

Bana ulamak iin yukardaki e-mail adresini kullann