|
AYIN
TÜRKÜSÜ
NEOLUR GELİN
EFSANE OZAN NEŞET
VİDEO
EY ERENLER HAK AŞKINA
KALKIN SAMAHA DÖNELİM
SEMAH
Yöre:KIRŞEHİR
EMEL TAŞCIOĞLU
VİDEO
HARMANA SERDİLER
SARI SAMANI
MUSA EROĞLU
VİDEO
KARINCALI-TÜRKİYE
ARMUT AĞAÇI ARMUT AĞAÇI
BAŞIMIN TAÇI
EMEL TAŞÇIOĞLU
SEMAH
UNUTMA DOST
NEŞET ERTAŞ'IN ESERİ
HASAN KAZAN
VİDEO
KIRŞEHİR SEMAHI
Söz-Müzik Neşet Ertaş
Ey erenler Hak aşkına
Hey erenler Hak aşkına
Kalkın semaha dönelim
Gönüldeki dost aşkına
Kalkın semaha dönelim
Dargınlık getsin aradan
Hoş görsün bizi yaradan
Üçer beşer bir sıradan
Kalkın semaha dönelim
O yokları var edene
Gerçek halın sır edene
Şükredelim yaradana
Kalkın semaha dönelim
Hak lokması yiye
Biz bu deme geldik niye
Allah Allah diye diye
Kalkın semaha dönelim
Aşık olan çalsın sazı
Aysın cümlemizin özü
Hak affetsin cümlemizi
Kalkın semaha dönelim
Garibim döndüm şaşkına
Hak yardım etsin düşküne
Gönüldeki dost aşkına
Kalkın semaha dönelim
Bayramlaşalım
Şu Mübarek Günde Küsmek Olur Mu?
Uzat Ellerini Bayramlaşalım.
Tanrı Selamını Kesmek Olur Mu?
Uzat Ellerini Bayramlaşalım.
Eller Al Giyinmiş, Gider Bayrama,
Şu Gurbet Ellerde Girdim Yaslara ,
Selam Olsun Sıladaki Dostlara,
Uzat Ellerini Bayramlaşalım.
Yar Köyde , Ben Burda Peri Perişan,
Var Mı Bizim Gibi Bu Derde Düşen,
Nasib Eyle Mevlam Yare Kavuşam,
Uzat Ellerini Bayramlaşalım.
Mor Gülüm De Al Güllere Yakışır,
Yavrularım Yollarıma Bakışır,
Bayram Gelir , Küsülüler Barışır,
Uzat Ellerini Bayramlaşalım.
ERENLER
Arzu ederdiniz bir yol görmeye
Bugün bize hoş geldiniz erenler
Muhabbet bağından güller dermeye
Bugün bize hoş geldiniz erenler
Tarihler boyunca bir milletiz biz
İlimce dünyayı vermiş idik hız
Büyük bir babanın torunlarıyız
Bugün bize hoş geldiniz erenler
İyi insan olmak her şeyin başı
Kardeş biliyoruz her vatandaşı
Anmak için bugün Hacı Bektaşı
Bugün bize hoş geldiniz erenler
Hisse alın çırakman'ın sözünden
Zerre kaçmaz ariflerin gözünden
Kemal Atatürk'ün aydın izinden
Bugün bize hoş geldiniz erenler
ATATÜRK KİMDİR; ATATÜRK ULUSLARARASI ANLAYIŞ, İŞBİRLİĞİ, BARIŞ YOLUNDA ÇABA GÖSTERMİŞ ÜSTÜN KİŞİ, OLAĞANÜSTÜ DEVRİMLER GERÇEKLEŞTİRMİŞ BİR İNKİLAPÇI, SÖMÜRGECİLİK VE YAYILMACILIĞA KARŞI SAVAŞAN İLK ÖNDER, İNSAN HAKLARINA SAYGILI, DÜNYA BARIŞININ ÖNCÜSÜ, BÜTÜN YAŞAMI BOYUNCA İNSANLAR ARASINDA RENK, DİL, DİN, IRK AYIRIMI GÖSTERMEYEN, EŞİ OLMAYAN DEVLET ADAMI, TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KURUCUSU
Unesco Rus delegesi ve 152 Ülke Temsilcisi
İSMET PAŞA VE KIRŞEHİRLİ
"İki Kırşehirli bir araya gelince maazallah ihtilal yaparlar"
İsmet Paşa'nın verdiği bahşişi hala saklarım.
Şinasi Hurda, mesleğinin ilk yıllarında, devrin başbakanı İsmet İnönü'nün yemeğe oturduğu masaya garson olarak verilir.
O günü kendisinden dinliyoruz.
- Yıl 1961... 20 yaşındayım. Bir gün Ankara Bulvar Palas'tan "garsona ihtiyaç var" diye bizim Otelcilik Okulu'nu aramışlar ve benim de adımı vererek istemişler. O dönem Bulvar Palas önemli baloların, toplantıların yapıldığı Ankara'nın en iyi otellerinden birisi. Gittim; sana "şu kadar garson, şu kadar komi verdik" dediler.
Öyle zengin bir ekipki, 2 kişiye 1 garson, 1 garsona da 2 komi düşüyor. Bana da "Sen ana kişilere bakacaksın" dediler. "Kim geliyor bu masaya?" diye sorunca da "gelince görürsün" cevabını verdiler ve hemen arkasından da "Çabuk git geliyorlar" dediler.
Bir baktım ki, Başbakan İsmet Paşa ve bakanları...
Hemen sandalyeyi çektim ve İsmet Paşa oturdu, yüzüme baktı. Ben sapsarı olmuşum, konuşulan kelimeleri kulağımla değil, sanki beynimle duyuyorum. Öyle bir heyecan kasırgası içindeyim ki, ne dediler, ne cevap verdim ne yaptım hiç hatırlamıyorum.
Hafif geride öylece dikilmiş duruyordum. Paşa bana eliyle işaret ederek; "Gel çocuk gel. Açız aç... Bizi yüzümüze bakarak doyurabileceğini mi sanıyorsun. Nerelisin sen?" dedikten sonra, daha ben cevap veremeden "Bu çocuktan başka verecek çocuk yok muydu ki bunu verdiniz" diyrek çevreye seslendi. Bu sırada Turizm Bakanı Sahir Kurutluoğlu kulağına eğilerek "Paşam çok yüklenmeyin, kendisi benim kuzenim olur. Yeni açtığımız Otelcilik Okulu'nda okuyor, buraya da staj için geldi sanırım" dedi. Bunun üzerine İsmet Paşa bana; "Gel gel... Demek sen Kırşehirlisin... Oğlum çabuk git yemek getir, fazla da masaya yaklaşma... İki Kırşehirli bir araya gelince maazallah ihtilal yaparlar" dedi.
Yemek sonrası beni yanına çağıran İsmet Paşa avucumun içine bir kağıt para koydu ve "Bunu hiç harcama, bozdurma, sakla" dedi. Baktım 50 lira var avucumda.
Yaşadıklarını anlatırken hala o zamanki heyecanı hisseden ve sesi titreyen Şinasi Bey, "Bu 50 lira hala dosyalarımın içinde duruyor. Bir kağıda yapıştırdım altına da "şu tarihte, şurada İsmet Paşa'nın verdiği para" diye yazdım. Tabii İsmet Paşa'nın verdiği bu paranın maddi değerinden çok sahip olduğu manevi değer ve hatırlattıkları benim için unutulmaz..." diyor.
ANADOLU
MÖ.15000*7000
ARALIĞINDADA TÜRK'TÜ
-. Anadolu.nun ilk yerli halkları Türklerdir; Hititler vs. halklar dahil,
-. Kürtler Karduk soyundan ortaasya Türküdür. Bu yüzden yıllar önce orhun anıtlarındada ey kürt diye oğuz han oğlunun birine seslenir.
-. İtalya.da yaşamış Etrüskler Türk dür,
-. Irak'ın güneyindeki Sümer uygarlığını Türkler kurmuştur,
-. Görüldüğü gibi, Türk Tarih Tezine göre Irak, Anadolu, Mısır ve Ege medeniyetlerinin ilk kurucuları Orta Asyalı brakisefal ırkın temsilcileridir: Hitit, Sümer, Etrüsk, Rum, Yunan, Kürt, Macar vs. halklar Türk sayılmaktadır. Başka bir deyişle, bu teze göre Avrupa.dan Çin.e kadar uzanan coğrafyadakilerin çoğu Türk.tür.
Atatürk ve Türk Tarih Tezi
Mustafa Kemal Atatürk 1930'lu yıllar boyunca yaptığı çeşitli konuşmalarda Türk Tarih Tezi'ni bizzat desteklemiştir. Örneğin "Bu memleket tarihte Türk.tü, o halde Türk.tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır." sözüyle Anadolu.da eskiden beri yaşamış bütün halkların Türk olduğunu belirtmektedir.
"Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır." sözleriyle de Kürtler, Rumlar, Bulgarlar, Makedonlar vs. halkların Türk olduğunu öne sürmektedir.
"Anadolu 7000 yıllık Türk beşiğidir" sözü de Anadolu'da Türklerin varlığının Malazgirt Savaşı'ndan çok öncelere dayandığı anlamını taşımaktadır; Anadolu'nun en eski halkları Atatürk'e göre Türk'tür.
Bu gerçekliği Atatürk ün kendi yazdığı şiirde de görebiliriz: "Gafil, hangi üç asır, hangi on asır / Tuna ezelden Türk diyarıdır. / Bilinen tarihler söylememiş bunu / Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak, / Dinleyin sesini doğan tarihin, / Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak / Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin. / Asya'nın ortasında Oğuz oğulları, / Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları / Doğudan çıkan biz / Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz / Türk sadece bir milletin adı değil, / Türk bütün adamların birliğidir. / Ey birbirine diş bileyen yığınlar, / Ey yığın yığın insan gafletleri / Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde, / Hakikat nerede?"
Bu şiirden anlaşıldığı kadarıyla Atatürk'e göre Alp dağlarına kadar uzanan yerdekiler Türk'tür. Tuna nehrinin "ezelden beri Türk diyarı" olduğunu belirterek de Almanya, Avusturya, Slovakya, Macaristan, Hırvatistan, Yugoslavya, Bulgaristan, Romanya, Moldova ve Ukrayna gibi Tuna havzası ülkelerinin üzerinde yaşamış olan halkların Türk olduğu tezini ortaya koymaktadır.
BİZİM ELE UĞRADI MI YOLUNUZ
Bizim ele uğradı mı yolunuz
Halimiz benziyor hallerinize
Ne güzel de şirin şirin söylüyor
Kurban olam tatlı dillerinize
18 MART 1915
ÇANAKKALE SAVAŞLARI
BALKAN HARBİ İLE İSTİKLAL SAVAŞI
ARASINDAKİ TÜRK DİRENİŞ DESTANIDIR.
GÖKTE AYYILDIZ SONSUZADEK SALLANIR
NAZLI NAZLI
ÇANAKKALE İÇİNDE MEHMETLER GEÇER
LİNKTİR.DİNLEYİNİZ.
Mor Koyun
Mor Koyun meler gelir
Dağları deler gelir
Hakikatli yar olsa
Uykuyu böler gelir
Mor koyun kuzusuna
Can kaynak bazısına
Ne deyim de ağlayım
Alnımın yazısına.
ÖKSÜZ ALİ
Ağzına da bakın tavus kuşunun
Şahin gerek pençe vurup, av ala
Kayka kirpik can almaya kasteder
Şu sallanıp gelen güzel kim'ola?
Leyla'nın bekçisi Mecnun ben oldum
Gark oldu gemim de ummanda kaldım
Söylen o yare de işte ben geldim
Ağlamasın kına yaksın ağ'ele, ağ'ele!
Öksüz Ali'm hata yoktur sözümde
Çifte benler sıçraşıyor yüzünde
Kırşehir ilinde Mucur özünde
Aklım alan bir gözleri gövel'ay, gövel'ay!
Karıncalı köyünün gülleri hoştur
güzeli gösteren kaşınan gözdür
uçan kuşunan mektup ulaştır
mahsunum gurbette gülemiyom gayrı
|
|
YEMEN TÜRKÜSÜ
Yemen, Yemen, şanlı Yemen
Toprakları kanlı Yemen
Ben Yemen'e dayanamam
Nazlı yardan ayrılamam.
Gitme Yemen'e Yemen'e
Yemen sıcak dayanamam
Tan borusu çalınınca
Sen küçüksün uyanamam.
Nimetullah Hafız'dan
( Yugoslavya )
Ankara'da Yedim Taze Meyvayı
Anakara'nın keskin ilçesinin cin ali köyünde 1924 yılında Sefer adında bir erkek çocuk doğar. İlkokulu köyünde okuyan Sefer 15 yaşından sonra ailesinin tüm rençberlik işlerine yardım eder yürütür. Güçlüdür kuvvetlidir Sefer. Köyde herkes tarafından sevilir. 20 yaşına gelince de Seyfli köyünden Hatice yi istetir. Söz kesilir düğün olur evlenirler.
Aradan üç ay geçince Sefer ince hastalık denilen vereme tutulur. Doktorlar bir çare bulamazlar. Taa Ankara lara götürülür ve 20 Haziran 1944 te garip Sefer ölür. Aşağıdaki türkü Sefer için yakılmıştır.
Ankara'da Yedim Taze Meyvayı
Boşa Çiğnemişim Yalan Dünyayı
Keskin'den De Sildirmeyin Künyeyi
Söyleyin Anama Anam Ağlasın
Anamdan Başkası Yalan Ağlasın
Ankara'yla Şu Keskin'in Arası
Arasına Kara Duman Durası
Çok Doktorlar Gezdim Yokmuş Çaresi
Söyleyin Anneme Annem Ağlasın
Babamın Oğlu Var Beni Neylesin
Trene Bindim De Tren Salladı
Zalim Doktor Ciğerimi Elledi
İy- olursun Dedi Geri Yolladı
Söyleyin Anama Anam Ağlasın
Anamdan Başkası Yalan Ağlasın
Benzim İçtim Ciğerlerim Tutuşur
Ağlama Hatice, Sefer Yetişir
Söyleyin Anneme Çalsın Nennimi
Kim Alırsa Alsın Nazlı Gelini
Binmiş Taksiye De Sefer Geliyor
Annesinin Ciğerini Deliyor
Gelin Hatice'yi Eller Alıyor
Söyleyin Anama Anam Ağlasın
Gelin Hatice'yi Kimler Eylesin
Mezarımı Derin Kazın Dar Olsun
Edirafı Lale Sümbül Bağ Olsun
Ben Ölüyom Ahbaplarım Sağ Olsun
Söylen Kardaşıma Çalsın Sazımı
Kadir Mevlam Böyle Yazmış Yazımı
NE MUTLU TURKUM DIYENE!
TURK MILLETI!
KURTULUS SAVASI'NA BASLADIGIMIZIN ONBESINCI YILINDAYIZ. BUGUN CUMHUTIYETIMIZIN ONUNCU YILINI DOLDURDUGU EN BUYUK BAYRAMDIR.
KUTLU OLSUN!
BU ANDA BUYUK TURK MILLETI'NIN BIR FERDI OLARAK BU KUTLU GUNE KAVUSMANIN EN DERIN SEVINCI VE HEYECANI ICINDEYIM.
YURTTASLARIM!
AZ ZAMANDA COK VE BUYUK ISLER YAPTIK. BU ISLERIN EN BUYUGU, TEMELI TURK KAHRAMANLIGI VE YUKSEK TURK KULTURU OLAN TURKIYE CUMHURIYETI'DIR.
BUNDAKI MUVAFFAKIYETI TURK MILLETI'NIN VE ONUN DEGERLI ORDUSUNUN BIR VE BERABER OLARAK AZIMKARANE YURUMESINE BORCLUYUZ.
FAKAT YAPTIKLARIMIZI ASLA KÜÇÜK GOREMEYIZ. CUNKI DAHA COK VE DAHA BUYUK ISLER YAPMAK MECBURIYETINDE VE AZMINDEYIZ. YURDUMUZU DUNYANIN EN MAMUR VE EN MEDENi MEMLEKETLERI SEVIYESINE CIKARACAGIZ. MILLETIMIZI EN GENIS REFAH, VASITA VE KAYNAKLARA SAHIP KILACAGIZ. MILLi KULTURUMUZU MUASIR MEDENIYET SEVIYESININ USTUNE CIKARACAGIZ.
BUNUN ICIN, BIZCE ZAMAN OLCUSU GECMIS ASIRLARIN GEVSETICI ZIHNIYETINE GORE DEGIL, ASRIMIZIN SURAT VE HAREKET MEFHUMUNA GORE DUSUNULMELIDIR. GECEN ZAMANA NISPETLE, DAHA COK CALISACAGIZ. DAHA AZ ZAMANDA, DAHA BUYUK ISLER BASARACAGIZ. BUNDA DA MUVAFFAK OLACAGIMIZA SUPHEM YOKTUR. CUNKI, TURK MILLETI'NIN KARAKTERI YUKSEKTIR. TURK MILLETI CALISKANDIR. TURK MILLETI ZEKIDIR. CUNKI TURK MILLETI MILLi BIRLIK VE BERABERLIKLE GUCLUKLERI YENMESINI BILMISTIR. VE CUNKI, TURK MILLETI'NIN YURUMEKTE OLDUGU TERAKKI VE MEDENIYET YOLUNDA, ELINDE VE KAFASINDA TUTTUGU MESALE, MUSPET ILIMDIR. SUNU DA EHEMMIYETLE TEBARUZ ETTIRMELIYIM KI, YUKSEK BIR INSAN CEMIYETI OLAN TURK MILLETI'NIN TARIHi BIR VASFI DA, GUZEL SANATLARI SEVMEK VE ONDA YUKSELMEKTIR. BUNUN ICINDIR KI, MILLETIMIZIN YUKSEK KARAKTERINI, YORULMAZ CALISKANLIGINI, FITRi ZEKASINI, ILME BAGLILIGINI, GUZEL SANATLARA SEVGISINI, MILLi BIRLIK DUYGUSUNU MUTEMADIYEN VE HER TURLU VASITA VE TEDBIRLERLE BESLEYEREK INKISAF ETTIRMEK MILLi ULKUMUZDUR.
TURK MILLETI'NE COK YARASAN BU ULKU, ONU, BUTUN BESERIYETE HAKIKi HUZURUN TEMINI YOLUNDA, KENDINE DUSEN MEDENi VAZIFEYI YAPMAKTA, MUVAFFAK KILACAKTIR.
BUYUK TURK MILLETI, ON BES YILDAN BERI GIRISTIGIMIZ ISLERDE MUVAFFAKIIYET VAAD EDEN COK SOZLERIMI ISITTIN. BAHTIYARIM KI, BU SOZLERIMIN HICBIRINDE, MILLETIMIN HAKKIMDAKI ITIMADINI SARSACAK BIR ISABETSIZLIGE UGRAMADIM.
BUGUN, AYNI INAN VE KATIYETLE SOYLUYORUM KI, MILLi ULKUYE, TAM BIR BUTUNLUKLE YURUMEKTE OLAN TURK MILLETI'NIN BUYUK MILLET OLDUGUNU BUTUN MEDENi ŒEM, AZ ZAMANDA BIR KERE DAHA TANIYACAKTIR.
ASLA SUPHEM YOKTUR KI, TURKLUGUN UNUTULMUS BUYUK MEDENi VASFI VE BUYUK MEDENi KABILIYETI, BUNDAN SONRAKI INKISAFIYLA, ”ININ YUKSEK MEDENIYET UFKUNDA YENI BIR GUNES GIBI DOGACAKTIR.
TURK MILLETI!
EBEDIYETE AKIP GIDEN HER ON SENE DE, BU BUYUK MILLET BAYRAMINI DAHA BUYUK SEREFLERLE, SAADETLERLE HUZUR VE REFAH ICINDE KUTLAMANI GONULDEN DILERIM.
NE MUTLU TURKUM DIYENE!
Mustafa Kemal ATATURK
MERHABA
Senede bir görmediğim
Canlar merhaba merhaba
Deste deste dermediğim
Güller merhaba merhaba
Umutlarım oldu yalan
O yar beni etti talan
Başın taştan taşa çalan
Seller merhaba merhaba
Yetimi'yim belim büken
Ne gül kaldı ne bir diken
Bülbülü sineye çeken
Dallar merhaba merhaba
Söz: Yetimi
YEMEN TÜRKÜSÜ
Havada bulut yok, bu ne dumandır
Mahlede ölen yok, bu ne figandır
Şu Yemen elleri ne de yamandır
Ano Yemendir / Gülü çemendir
Giden gelmiyor / Acep nedendir
Burası Muş'tur / Yolu yokuştur
Giden gelmiyor / Acep ne iştir
Kışlanın önünde redif sesi var
Bakın çantasında acep nesi var
Bir çift kundurayla bir de fesi var
Ano Yemendir / Gülü çemendir
Giden gelmiyor / Acep nedendir
Burası Muş'tur / Yolu yokuştur
Giden gelmiyor / Acep ne iştir
Mızıka çalınır düğün mü sandın
Al yeşil bayrağı gelin mi sandın
Yemen'e gideni gelir mi sandın
Dön gel ağam dön gel dayanamiram
Uyku gaflet basmış uyanamiram
Ağam öldüğüne inanamiram
ALMANYA ACI VATAN
Almanya acı vatan
Adama hiç gülmeyi
Nedendir bilemedim
Bazıları gelmeyi
Üçü kız iki oğlan
Kime bırakıp gittin
Böyle güzel yuvayı
Ateşe yakıp gittin
Almanya'ya gitmişsin
Orada evlenmişsin
Tam yedi sene oldu
Evine gelmemişsin
Az çok para yollarsın
Bu para neye yarar
Beş çocukla ailen
Hepisi seni arar
Haydar Gedikoğlu / Akçaabat
ALMANYA'DA ÇÖPÇÜLERİMİZ
Nasıl geçtin de boz bulanık sellerden?
Haberim mi aldın esen yellerden?
Yadigar mı da geldin bizim ellerden?
Gül-ü reyhan gibi koktun birader
Gül-ü reyhan misali koktun birader
Gün ışır ışımaz, alın yazımız parlar,
Ne alın yazısı, el yazısı be!
Sökemeyiz ki biz, ilkokul aydınlığı bile gösterilmeyenler
Biz, pis yöneticilerin mutsuz kişileri,
Süpürürüz yaban ellerin sokaklarını; pis el, pis yürek!
Sığmazken atalarımız güne,yarına,
Düşmüşüm ben, düşmüşüm ben el kapılarına
Daha üçyüz yıl önce, omuzlarımızda gök yarısı bayraklar
Eğilirdi bu ülkenin burçları uygarlığımıza,
Şimdi ta Bünyan'daki üç çocuk, ağızları açlıkla büyümüş
Şimdi ta Ereğli'deki dört çocuk, gözleri açlıkla iri iri
Alır karanlıklar ardından göderdiğim kara lokmasını
Sığmazken atalarımız güne,yarına,
Düşmüşüm vay, düşmüşüm ben el kapılarına
Ne duruyoruz be kardeş, aylık bin yeşil mark
Varalım dağılalım kartal Anadolu'dan yeryüzüne
Beyler altın uykularından uyanmak üzere, haydi
yollarını temizliyelim
Al güneşten bile utanmadan; pis el, pis yürek
Sığmazken atalarımız güne, yarına,
Düşmüşüm vay, düşmüşüm ben el kapılarına
Söz:Fazıl Hüsnü Dağlarca
Ezgi: RUHİ SU
ERMENİ TASARISI NEDENİYLE
FRANSAYA İTHAF OLUNUR
KARAYILAN
Atına binmişte elinde dizgin
Vardığı cephede hiç olmaz bozgun
Çeteler içinde Yılan'ım azgın
Vurun Antep'liler namus günüdür
Sürerim, sürerim, gitmez kadana
FRANSIZ kurşunu değmez adama
Benden selam söylen nazlı anama
Analar da böyle yavru doğurmuş
Karayılan der ki, harbe oturak
Kilis yollarından kelle getirek
Nerde düşman varsa orda bitirek
Vurun Antep'liler namus günüdür
KARINCALI SİTESİ
Karıncalı sitesinin.
Bu gün misafiri olun.
Tanıttığı atasının.
Geçmişini örnek alın.
Karıncalı kırka gelin.
Köylünüze selam salın.
Arayın beni de bulun.
Hepinizi minnet bilim.
İçer iken çayınızı.
Tanıyın siz köyünüzü.
Unuttuğunuz soyunuzu.
Okuyarak orda bulun.
Size anlatan da şaşar.
İlk siteyi açan Yaşar.
Ünü avrupaya taşar.
Aradığını burda bulun.
Topraksız'ım anlat böyle.
Yaz siteye derdin söyle.
İçli dışlı ol bu köyle.
Derim ara sıra gelin.
ERENLER
arzu ederdiniz bir yol görmeye
bugün bize hoş geldiniz erenler
muhabbet bağından güller dermeye
bugün bize hoş geldiniz erenler
tarihler boyunca bir milletiz biz
ilimce dünyayı vermiş idik hız
büyük bir babanın torunlarıyız
bugün bize hoş geldiniz erenler
iyi insan olmak her şeyin başı
kardeş biliyoruz her vatandaşı
anmak için bugün hacı bektaşı
bugün bize hoş geldiniz erenler
hisse alın çırakman'ın sözünden
zerre kaçmaz ariflerin gözünden
kemal atatürk'ün aydın izinden
bugün bize hoş geldiniz erenler
BİR ASKER TÜRKÜSÜ
Yürüdü tren de yolda eğlenmez
Derdim çoktur memlekete söylenmez
Tükendi cephanem geriden gelmez
Teskeremden evvel vurdular beni
Sılama hasret koydular beni
Aziz Abdal dağı ordugah yeri
Bir haftalık tayın yenmiyor kuru
Hasretli kaldık koca Kayseri
Teskeremden evvel vurdular beni
Sılama hasret koydular beni
Ağır makinalı da tepeden inmez
Tarıyor ormanı kimse görünmez
Verilen parolalar aklıma gelmez
Gözüm göre göre vurdular beni
Sılama hasret koydular beni
TÜRKİYEM
Baş koymuşum Türkiyemin yoluna
Düzlüğüne yokuşuna ölürüm
Asırlardır kır atımı suladım
Irmağının akışına ölürüm
Sevdalıyım yangın yeri bu sinem
Doksan yıldır çile çekmiş hep ninem
Pınarlardan su doldurur Eminem
Mavi boncuk takışına ölürüm
Düğünüm, derneğim, halayım, barım,
Toprağım, ekmeğim, namusum, arım
Kilimlerde çizgi çizgi efkarım,
Heybelerin nakışına ölürüm.
YEMEN
Kaynak : Aşık Hüseyin
- Kırşehir yöresi
Bir alay askerdik bindik gemiye
O gemi götürür bizi Yemen'e
Şükür o Yemen'de geri dönene
Yemen'e de benim ağam Yemen'e
Ateş düştüğü yeri yakar kime ne.
Susmuş konuşmuyor ağzında dili
Yirmisinde solmuş tomurcuk gülü
Ne yaman yer imiş Yemen'in çölü
Yemen'e de koç yiğidim Yemen'e
Kendim ağlar kendim söyler kime ne.
Kalkmıyor sırt çantam, cephanem ağır
Kimimiz kör olduk kimimiz sağır
Her yana oynuyor İngiliz gavur
Aman padişahım imdat Yemen'e
Şu Yemen'in gailesi bize ne.
Yemen'de de kara haber geliyor
Nice koç yiğitler telef oluyor
Hain Arap arkamızda vuruyor
Türk uşağının kanı akar Yemen'e
Analar bacılar ağlar kime ne.
Hüseyin akıtır kanlı yaşını
Bit pire üşüşmüş yiyor döşünü
Akbabalar konar oyar başını
Gitti gelmez ağam emmim Yemene
Ölen ölür kalan sağlar kime ne
Aşık Hüseyin
KARACAOĞLAN
Dinle sana bir nasihat edeyim
Hatırdan gönülden geçici olma
Yiğidin başına bir iş gelince
Onu yadellere açıcı olma
Mecliste arif ol kelamı dinle
El iki söylerse sen birin söyle
Elinden geldikçe iyilik eyle
Hatıra dokunup yıkıcı olma
Dokunur hatıra kendisin bilmez
Asilzadelerden hiç kemlik olmaz
Sen iyilik, et de o zayi olmaz
Darılıp da başa kakıcı olma
El ariftir yoklar senin fendini
Dağıtırlar tuzağını bendini
Alçaklarda otur gözet kendini
Kattı yükseklerde uçucu olma
Muradım nasihat bunda söylemek
Size lâyık olan onu dinlemek
Sev seni seveni zay etme emek
Sevenin sözünden geçici olma
Karacoğlan söyler sözün başırır
Aşkın deryasını boydan aşırır
Seni bir mecliste hacil düşürür
Kötülerle konup göçücü olma
--------------------------------------------------------------------------------
Kadir Mevlam bir dileğim var sana
Kaldır dalgaların sel ver sen bana
Yüz elli keselik malım olsa da
Gönül eğleyecek yâr ver sen bana
Sürülerle erkeçlerim yayılsa
Dokuz yerde davullarım döğülse
Kol kol olsa atlılarım dağılsa
Yüz bin atlı ile yol ver sen bana
Beş yüz atlım olsa lâhuri şallı
Gümüşten reşmeli kadife çullu
Mevlâm bana verse bir tutu dilli
Sarmaya bir ince bel ver sen bana
Karacoğlan der ki gönlüm çilede
Yüz bin topun varsa eğer kalede
Yarın mahşer günü Cennet âlâda
El atıp tutmaya dal ver sen bana
--------------------------------------------------------------------------------
Ak kuğular sökün etti yurdundan
Koçyiğitler yatamıyor derdinden
Sabah namazında belin ardından
Saydım altı güzel indi pınara
Oçü orta boylu gayetle güzel
Üçü uzun boylu gözlerin süzer
Dedim akça ceren gölde ne gezer
Al kınalı keklik indi pınara
Karacoğlan gene coştu bulandı
İnip aşkın deryasını dolandı
Güzel gitti diye pınar ağladı
Acıdı yüreğim yandı pınara
--------------------------------------------------------------------------------
İlk akşamdan vardım gavil yerine
Önce gördüm kömür gözlüm gelmedi
Bilmem gaflet bastı yattı uyudu
Bilmem o yâr bize küstü gelmedi
Benim yârim gide gide donandı
İkrar verdi cahil gönlüm inandı
Ay geldi de orta yeri dolandı
Seherin yelleri esti gelmedi
Unuttu mu ahdi amanı netti
Başın alıp gayrı diyara gitti
Benim mecbur olduğumu farketti
Zalim garaz etti kaçtı gelmedi
Karacoğlan der ki devranım döndü
Gönlüm yücedeydi engine indi
Seherin yelleri şafağın bendi
Hani usul boylu sunam gelmedi
--------------------------------------------------------------------------------
Yıkılası şu dağların ardına
Aşıp gider bir gözleri sürmeli
Cenneti âlâda bir gül açılmış
Kokup gider bir gözleri sürmeli
Kuru kütük yanmayınca tüter mi
Âk memede çifte benler biter mi
Vakti gelmeyince bülbül öter mi
Ötüp gider bir gözleri sürmeli
Deniz kenarında yerler hurmayı
Kılavuz gönderdim telli turnayı
Ak göğsün üstünde ilik düğmeyi
Çözüp gider bir gözleri sürmeli
Karacoğlan kalem alır destine
Selâm verir yârenine dostuna
Sandal tuman, beyaz topuk üstüne
Döküp gider bir gözleri sürmeli
--------------------------------------------------------------------------------
İncecikten bir kar yağar
Tozar Elif Elif deyi
Deli gönül abdal olmuş
Gezer Elif Elif deyi
Elifin uğru nakışlı
Yavru balaban bakışlı
Yayla çiçeği kokuşlu
Kokar Elif Elif deyi
Elif kaşların çatar
Gamzesi sineme batar
Ak elleri kalem tutar
Yazar Elif Elif deyi
Evlerinin önü çardak
Elifin elinde bardak
Yavru yeşil başlı ördek
Yüzer Elif Elif deyi
Karacoğlan eğmelerin
Gönül sevmez değmelerin
İliklemiş düğmelerin
Çözer Elif Elif deyi
--------------------------------------------------------------------------------
Ardıma düşüp de yorma kendini
Var git ölüm bir zaman da gene gel
Akibet alırsan komazsın beni
Var git ölüm bir zaman da gene gel
Şöyle bir zamanlar yiyip içerken
Yiyip içip yaylalarda gezerken
Gene m'geldin ben de senden kaçarken
Var git ölüm bir zaman da gene gel
Çıkıp bozkurtlayın ulaşamadım
Yalan dünya sana çıkışamadım
Eşimle dostumla buluşamadım
Var git ölüm bir zaman da gene gel
Karacoğlan der de derdim çok beter
Bahçede bülbüller şakıyıp öter
Anayı babayı dün aldın yeter
Var git ölüm bir zaman da gene gel
--------------------------------------------------------------------------------
Aşağıdan gelen ceren cereni
Akça ceren sana değmeli değil
İki eli boğum boğum kınalı
Karadır gözleri sürmeli değil
Bir delice turnam yüceden uçar
İner engine de bir dolu içer
Sabah seherinde ak göğsün açar
Göğüs koşar koşar düğmeli değil
Bizim elde bal kaymağı yemezler
El sırrını yadellere demezler
Sen güzel ben garibe vermezler
Sizin elden güzel sevmeli değil
Karacoğlan der de yiyip içmedim
Yiyip içip ak göğsünü açmadım
Fırsat elde iken alıp kaçmadım
Öldürmeli beni döğmeli değil
--------------------------------------------------------------------------------
Güzel ne güzel olmuşsun
Görülmeyi görülmeyi
Siyah zülfün halkalanmış
Örülmeyi örülmeyi
Bahçede gülün güllenmiş
Şeyda bülbülün dillenmiş
Koynunda memen kirlenmiş
Emilmeyi emilmeyi
Mendilin yudum arıttım
Gülün dalında kuruttum
İsmim ne idi unuttum
Sorulmayı sorulmayı
Benim yârim bana küsmüş
Zülfünü gerdana dökmüş
Muhabbeti benden kesmiş
Sevilmeyi sevilmeyi
Çağır Karacoğlan çağır
Taş düştüğü yerde ağır
Yiğit sevdiğinden soğur
Sarılmayı sarılmayı
--------------------------------------------------------------------------------
Nedendir de kömür gözlüm nedendir
Şu geceki benim uyumadığım
Çetin derler ayrılığın derdini
Ayrılık derdine duyamadığım
Dostun bahçesine yadeller dolmuş
Gülünü toplarken fidanı kırmış
Şurda bir kötünün koynuna girmiş
Şu benim sevmeğe kıyamadığım
Kömür gözlüm seni sevdim sakındım
İndim has bahçene güller sokundum
Bilmiyorum yâr nerene dokundum
Bir belli haberin alamadığım
Karacoğlan der de yandım ben öldüm
Her bir deliliği kendimde buldum
Dolanıp da gavil yerine geldim
Gavil yerlerinde bulamadığım
--------------------------------------------------------------------------------
Bre ağalar bre beyler
Ölmeden bir dem sürelim
Gözümüze kara toprak
Dolmadan bir dem sürelim
Aman hey Allahım aman
Ne aman bilir ne zaman
Üstümüzde çayır çimen
Bitmeden bir dem sürelim
Buna felek derler felek
Ne aman bilir ne dilek
Ahır ömrümüzü helak
Etmeden bir dem sürelim
Karacoğlan der de canan
Güzelim sözüme inan
Bu ayrılık bize hemen
Ermeden bir dem sürelim
--------------------------------------------------------------------------------
Ala gözlüm benim ilen gidersen
Eğlen güzel yaz gelsin de gidelim
Dağlar almış ılkımını karını
Yollar çamur kurusun da gidelim
Erisin dağların karı erisin
İniş seli düz ovayı bürüsün
Türkmen eli yaylasına yürüsün
Mor koyunlar melesin de gidelim
Methederler Karamanın elini
Köprüsü yok geçemedim selini
Kervan yaylasının perçem belini
Lale sümbül bürüsün de gidelim
Karacoğlan der ki buna ne fayda
İrağbet kalmadı yoksula bayda
Bu ayda olmazsa gelecek ayda
On bir ayın birisinde gidelim
--------------------------------------------------------------------------------
Birem birem devşirirler odunu
Bilem dedim bilemedim adını
Erzurum yanaklı kürtler kadını
Bir kız bana emmi dedi nideyim
Bizim eller Urum olur uç olur
Sızılaşır bozkurtları aç olur
Bir yiğide emmi demek güç olur
Bir kız bana emmi dedi nideyim
Karacoğlan der ki nidip niderim
Akan sularınan bile giderim
Sakal seni naktabınan yolarım
Bir kız bana emmi dedi nideyim
--------------------------------------------------------------------------------
Dostum niçin beni zar incidirsin
Verdiğim ikrardan dönen değilim
Senden gayrisine meylimi vermem
Uçup daldan dala konan değilim
Dostum gönüllerime giden tez gelir
Herkes sevdiğine cilve naz gelir
Yar yüzüne yüz yıl baksam az gelir
Bin yıl dahi baksam kanan değilim
Elifi mim yazılmıştır meşkine
Yoksa yarim yad mı çıktı köşküne
Ben yandım kül oldum senin aşkına
Beyhude yerlere yanan değilim
Karacoğlan bilir benim halimi
Kadir mevlam açık etsin yolunu
Senden gayrısına vermem meylimi
Vallahi billahi veren değilim
--------------------------------------------------------------------------------
Vara vara vardım ol kara taşa
Hasret ettin beni kavim kardaşa
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Nicelerin gelmez yola gönderdi
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Karacoğlan der de kondum göçülmez
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
--------------------------------------------------------------------------------
Şu yalan dünyaya geldim geleli
Tas tas içtim ağuları sağ iken
Kahpe Felek vermez benim muradım
Viran oldum mor sümbüllü bağ iken
Aradılar bir tenhada buldular
Yaslandılar şıvgalarım kırdılar
Yaz bahar ayında bir od verdiler
Yandım gittim ala karlı dağ iken
Farımaz da deli gönlüm farımaz
Akaç gözlerimin yaşı kurumaz
Şimden geri benim hükmüm yürümez
Azil oldum güzellere bey iken
Karacoğlan der ki bakın geline
Ömrümün yarısı gitti talana
Sual eylen bizden evvel gelene
Kim var imiş biz burada yoğ iken
--------------------------------------------------------------------------------
Hey ağalar böyle m'olur
Hali yârdan ayrılanın
İner ummana dökülür
Seli yârdan ayrılanın
Gökten turnalar çekilir
İner yerlere dökülür
On beş yaşında bükülür
Beli yârdan ayrılanın
Turnalar havadan geçer
Mah yüzlere nurlar saçar
Ah ile vah ile geçer
Günü yârdan ayrılanın
--------------------------------------------------------------------------------
Ak kolların sala sala yürüyen
Nasıl getireyim seni ele ben
Ben şahin olsam da sen bir balaban
Alsam çırnağıma düssem yola ben
Elinizde var mı idi kadılar
Ak ellerin altın tasta yudular
Seni bana güvel ördek dediler
Onun için dolanırım göle ben
Yüklettim yedeğim deste katarım
Yüküm kumaş ben alana satanm
İki bülbül bir kafeste öterim
Konmaz mıyım yeni açmış güle ben
Hemene de Karacoğlan hemene
Çanlı kervan indirmişim Yemene
Sevdim ise ben yarimi kime ne
Nettim ola şu koğlaşan ele ben
--------------------------------------------------------------------------------
Yürü bre yalan dünya
Sana konan göçer bir gün
İnsan bir ekin misali
Seni eken biçer bir gün
Ağalar içmesi hoştur
O da züğürtlere güçtür
Can kafeste duran kuştur
Elbet uçar gider bir gün
Aşıklar der ne olacak
Bu dünya mâmur olacak
Haleb' Osmanlı alacak
Dağı taşa katar bir gün
Yerimi serin Bucağa
Suyumu koyun ocağa
Kafamı alın kucağa
Garib anam ağlar bir gün
Yer üstünde yeşil yaprak
Yer altında kefen yırtmak
Yastığımız kara toprak
O da bizi atar bir gün
Bindirirler canı ata
İndirirler tuta tuta
Var dünyadan yol ahrete
Yelgin gider salın bir gün
Karacoğlan der nâşıma
Çok işler geldi başıma
Mezarımın baş taşına
Baykuş konar öter bir gün
--------------------------------------------------------------------------------
Sultan Süleymana kalmayan dünya
Bu dağlar yerinden ayrılır bir gün
Nice bin senedir çürüyen canlar
Hakkın emri ile dirilir bir gün
Ne güzel yapıldı cennet yapısı
Çok aradım görünmedi kapısı
Benim korktucağım Sırat köprüsü
Cehennem üstünde kurulur bir gün
Karşıki dağlar da karlı dağ olsa
Çevre yanı mor sümbüllü bağ olsa
Ağa olsa paşa olsa bey olsa
Yakasız gömleğe sarılır bir gün
Bu dünyada adem oğluyum dersin
Helâli haramı durmayıp yersin
Yeme el malını er geç verirsin
İğneden ipliğe sorulur bir gün
Gökte yıldızların önü terazi
Ülker ile aşar gider birazı
Yarın mahşerde de sorarlar bizi
Hak mizan terazi kurulur bir gün
Karacoğlan der de konup göçersin
Ecel şerbetini bir gün içersin
Sen Sırat köprüsün bir gün geçersin
Amelin arkana verilir bir gün
--------------------------------------------------------------------------------
Gam çekme hâline divane gönül
Sana da bulunur elde neler var
Ayva m'eksik turunç m'eksik yoksa nar
Sun elini beri dalda neler var
Sakının ağalar beyler küçükten
Yanağı gamzeli eğri bucaktan
Arılar bal alır binbir çiçekten
Nezaket arıda balda neler var
Yiğit olan yiğit dağdır kaledir
Sevmeyin çirkini başa beladır
Bülbülün feryadı gonca güledir
Takının güzeller dalda neler var
Bunu ben demedim aşıklar diyen
Şu dertli sineme hançerler vuran
Bilmeni boz geyiktir bilmem ak ceren
Yüce yüce sarp kayada meler var
Karacoğlan der ki yaralı sinem
Elimden aldırdım gül yüzlü sunam
Kimi cennet ister kimi cehennem
Cennetten beride yolda neler var
--------------------------------------------------------------------------------
Çukurova bayramlığın giyerken
Çıplaklığın üzerinden soyarken
Şubat ayı kış yelini koğarken
Cennet dense sana yakışır dağlar
Ağacınız yapraklarla donanır
Taşlarınız bir birliğe inanır
Hep çiçekler bağrınızda gönenir
Pınarınız çağlar akışır dağlar
Rüzgâr eser dallarınız atışır
Kuşlarınız birbiriyle ötüşür
Ören yerler bu bayramda çok üşür
Sümbül niçin yaslı bakışır dağlar
Karacoğlan size bakar sevinir
Sevinirken kalbi yanar gövünür
Kımıldanır hep dertlerim devinir
Yas ile sevincim yıkışır dağlar
--------------------------------------------------------------------------------
Uryan geldim gene uryan giderim
Ölmemeğe elde fermanım mı var
Ezrail gelmiş de can talep eyler
Benim can vermeğe dermanım mı var
Dirilirler dirilirler gelirler
Huzuru mahşerde divan dururlar
Harami var diye korku verirler
Benim ipek yüklü kervanım mı var
Er isen erliğin meydana getir
Kadir Mevlâm noksanımı sen yetir
Bana derler gam yükünü sen götür
Benim yük götürür dermanım mı var
Karacoğlan der de ismim öğerler
Ağı oldu yediğimiz şekerler
Güzel sever diye isnad ederler
Benim Haktan özge sevdiğim mi Var
--------------------------------------------------------------------------------
Nuhun gemisine bühtan ederler
Yelken açıp yel kadrini ne bilir
O Süleyman kuş dilini bilirdi
Her Süleyman dil kadrini ne bilir
Arap atlarında olur fırkalar
Kimi sarhoş yürür kimi ırgalar
Gübreliğe inip konan kargalar
Has bahçede gül kadrini ne bilir
Dünya benim diye zenginlik satan
Helâl ekmeğine haramlar katan
Sonradan sonraya beyliğe yeten
Zalim olur el kadrini ne bilir
Karacoğlan der de belim büküldü
Ağzımın içinde dişim döküldü
Nuh Nebinin haddesinden çekildi
Saz çalmayan tel kadrini ne bilir
--------------------------------------------------------------------------------
Hazır ol vaktine Nemse kıralı
Yer görünmez asker ile geliyor
Patriklerin inmiş tahttan diyorlar
Bir Halife kalmış o da geliyor
Yetmiş bin var siyah postal giyecek
Seksen bin var Allah Allah diyecek
Doksan bin var tatlı cana kıyacak
Yüz bini de Tatar Handan geliyor
Gelen Ahmet Paşam kendidir kendi
Altmış bin dal kılıç kusuru cündü
Kaçma kâfir kaçma ölümün şimdi
Hacı Bektaş Veli kalkmış geliyor
Şevketli efendim sultanı vezir
Altmış bin kılıçlı yanında hazır
Deryalar yüzünden boz atlı Hızır
Benliboza binmiş o da geliyor
Karacoğlan der de burda durulmaz
Güleç yüze tatlı söze doyulmaz
Gökteki yıldızdan çoktur sayılmaz
Yedi iklim dört köşeden geliyor
--------------------------------------------------------------------------------
İnsan oğlu yeryüzüne gelince
Kur' ağaçtan meyve bitmiş gib'olur
Kâmil olup kendi kendin bilince
Cevahirden yükün tutmuş gib'olur
Talana da deli gönül talana
Gide gele orta yeri dolana
Bir yiğit sevdiği yakın olana
Günde düğün bayram etmiş gib'olur
Bir yiğit yaslanıp dizine yatsa
Yârin yağlığını yüzüne örtse
Her dem sevdiğinin sesin işitse
Gökyüzünde turna uçmuş gib'olur
Yüce dağ başında yaydan peren
Avcılar geliyor dört yanın dolan
Her olur olmaza sırrını diyen
Boz bulanık çaya akmış gib'olur
Kolda götürürler şahini bazı
Her daim severler gelini kızı
Yiğidin ikrarı güzelin sözü
Taze yağı bala katmış gib'olur
Karacoğlan der ki bizi kayıran
İki cam birbirinden ayıran
Muhanet sofrasında karnın doyuran
İki ellen ağı yemiş gib'olur
--------------------------------------------------------------------------------
Arap at üstünde kaldı postumuz
İkrarından döndü m'ola dostumuz
Yarın bir gün kara toprak üstümüz
Çürütür hey benli sunam çürütür
Yüksek olur Arap atın kaltağı
Issız kalmaz koçyiğidin yatağı
Yaklaşma kötüye değer eteği
Geri dur hey benli sunam geri dur
Yağmur yeğdi yollarına sapayım
Hak dinidir dost dinine tapayım
Çeviri ver al yanaktan öpeyim
Beri dur hey benli sunam beri dur
Şeşine de Karacoğlan şeşine
Kurban olâm yarin ablak döşüne
Gök kır atman da çakır kuşuna
Geri dur hey benli sunam geri dur
--------------------------------------------------------------------------------
Üç güzel oğlu da şöyle bir yiğit
Söylediği sözü yola getirir
Yiğit olan sırrın kimseye demez
Kötü kalbindekin dile getirir
Yalınız git yoldaş olma yüzsüze
Selam verme erkansıza yolsuza
Komşu olma namussuza arsıza
Akıbet üstüne hile getirir
Dilberin koynuna girse görmese
Bir dilbere öğüt versem almasa
Bir yiğit de miktarını bilmese
Akıbet başına bela getirir
Karacoğlan der ki her sözüm haktır
Yiğit olmayanın yalanı çoktur
Cehennem yerinde hiç ateş yoktur
Herkes ateşini burdan götürür
--------------------------------------------------------------------------------
İki ceren götürdüler bahçeye
Girdim o bahçenin gülleri bir hoş
Yağar yağmur serin serin bâd eser
Irganan selvinin dalları bir hoş
Yâr oturmuş kurulur naz postuna
Hiç bakmıyor yârenine dostuna
Yaz gelince çayır çimen üstüne
Yâr bade doldurur elleri bir hoş
Çıkmış yücesine avını avlar
İnmiş enginine ceylân kovalar
Değmen şu ceylâna beyler ağalar
Şirin şirin söyler dilleri bir hoş
Karacoğlan der ki âşıkım saza
Dayanılmaz sunam sendeki naza
Elinde kadehi dudakta meze
Gerdana dökülen telleri bir hoş
--------------------------------------------------------------------------------
Ağlayı ağlayı düştüm yollara
Karışayım boz bulanık sellere
Adı sanı duyulmadık ellere
Gitmeyince gönül yârdan ayrılmaz
Ahım kaldı şu gelinin ahtında
Deremedim güllerini vaktinde
Karanlık gecede kolum altında
Yatmayınca gönül yârdan ayrılmaz
Gözüm kaldı şu kaplanın postunda
Ezrail de can almağın kastında
Döne döne teneşirin üstünde
Yunmayınca gönül yârdan ayrılmaz
Hadini de Karacoğlan hadini
Aramazlar gurbet ele gideni
Ak göğsün üstünde çakır dikeni
Bitmeyince gönül yârdan ayrılmaz
Bomboş Geldik Kaman'a
Avşarlara oyun edip sürdüler
Döneklere rütbe geldi duydun mu
Türkmenleri top- tüfek kırdılar
Ermeni'den casus oldu duydun mu
Boş kaldı yaylalar sürüsüz dağlar
Yıkıldı obalar analar ağlar
Bozoklu denilen yerdeki beyler
Göçmenleri soyuyormuş duydun mu
Cerit avşar birleşip de göçelim
Seyfe gölün soğuk suyun içelim
Kalmış ise dost ve yaren seçelim
Her bir taraf düşman olmuş duydun mu
Aşa aşa Çiçekdağı yol ettim
Kırşehir'e geçip vadiye girdim
Yeşiller içinde bir belde gördüm
Muhaciri seviyorlar duydun mu
Dadaloğlu der ki dağıldık bittik
Gurbet ellerinde perişan olduk
Atları- sürüyü söyleyin nittik
Bomboş geldik şu Kaman'a duydun mu
Dadaloğlu
ÖKSÜZ ALİ
Ağzına da bakın tavus kuşunun
Şahin gerek pençe vurup, av ala
Kayka kirpik can almaya kasteder
Şu sallanıp gelen güzel kim'ola?
Leyla'nın bekçisi Mecnun ben oldum
Gark oldu gemim de ummanda kaldım
Söylen o yare de işte ben geldim
Ağlamasın kına yaksın ağ'ele, ağ'ele!
Öksüz Ali'm hata yoktur sözümde
Çifte benler sıçraşıyor yüzünde
Kırşehir ilinde Mucur özünde
Aklım alan bir gözleri gövel'ay, gövel'ay!
ATATÜRK KİMDİR;
ATATÜRK ULUSLARARASI ANLAYIŞ, İŞBİRLİĞİ, BARIŞ YOLUNDA ÇABA GÖSTERMİŞ ÜSTÜN KİŞİ, OLAĞANÜSTÜ DEVRİMLER GERÇEKLEŞTİRMİŞ BİR İNKİLAPÇI, SÖMÜRGECİLİK VE YAYILMACILIĞA KARŞI SAVAŞAN İLK ÖNDER, İNSAN HAKLARINA SAYGILI, DÜNYA BARIŞININ ÖNCÜSÜ, BÜTÜN YAŞAMI BOYUNCA İNSANLAR ARASINDA RENK, DİL, DİN, IRK AYIRIMI GÖSTERMEYEN, EŞİ OLMAYAN DEVLET ADAMI, TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KURUCUSU
İMZA :Unesco Rus delegesinin önerisi ve 152 Dünya Ülke Temsilcisi
Yemen Bizim Neyimize
Yemen Bizim Neyimize?
Sıvan Düştü Evimize
Bak Yavrular Yetim Kaldı
Güvenmeyin Beyinize
Basma Fistan Kirlenirse
Başta Lecek Düglenirse
Ya Kimlere Baba Desin
Yetim Yavrum Dillenirse
Günden Yanı Soldu M'ola
Yerden Yanı Uludu M'ola
Yiğidimin Ala Gözün
Karıncalar Oydu M'ola
ÇOBAN ŞAHBALLI
Bir köyümüz vardı baykuşu çoktu
Yıldızları saya saya büyüdük
Fakir yoksulduk ya anlımız aktı
Karda kızak kaya kaya büyüdük
Anam teşt içinde yurdu başımı
Bizi çimdirirken gör telaşını
Bazlamaya katık yaptım aşımı
Teh dürümü yiye yiye büyüdük
Kışın dam loğlardık kürürdük karı
Av avlardık bulamazdık avcarı
Ne pantol bilirdik nede şalvarı
Uzun fistan giye giye büyüdük
Dut toplamak için ağaca çıkardık
Ölümden korkmazdık daldan sarkardık
Horozun sesine erken kalkardık
Ezan sesi duya duya büyüdük
Sarılar köyündür oban Şahballı
Dilde destan elde saban Şahballı
Boşa büyüklenme Çoban Şahballı
Dağda davar yaya yaya büyüdük
Değmen Benim Gamlı Yaslı Gönlüme
Değmen Benim Gamlı Yaslı Gönlüme,
Ben Bir Selvi Boylu Yardan Ayrıldım...
Evvel Bağban İdim Dostun Bağında,
Talan Vurdu Ayva Nardan Ayrıldım...
kumru gibi gökyüzünde dönende
Baykuş gibi viran yurda konanda,
Çok Ağladım Mecnun Gibi Çöllerde,
Şirin Gibi Nazlı Yardan Ayrıldım...
Anonim
TÜRK DEVLETİ GÖK YARISI BAYRAĞI İLE OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN DEVAMINI TEŞKİL ETMEKTEDİR.OSMANLIDAN SONRA KURULAN VE BAĞIMSIZLIĞINI İLK ELDE EDEN TÜRK DEVLETİDİR.BU GÜN 8 TÜRK DEVLETİ TAM BAĞIMSIZ 16 ÖZERK TÜRK CUMHURİYETİ(BK.TÜRK DÜNYASI SY.42) BULUNMAKTADIR.KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN HAN ZAMANINDA FRANSA ALMAN KORKUSUNDAN KURTULMAK VE DEVLETİNİ KORUYABİLMEK İÇİN SULTAN SÜLEYMAN HANDAN YARDIM TALEP ETTİ VE SÜLEYMAN HAN BU İSTEĞİNE KARŞILIK AVUSTURYA ÜZERİNE SEFERE ÇIKTI MACARİSTANI ALDI.YAPILAN ANTLAŞMA İLE AVUSTURYA KRALI TÜRK VEZİRİ AZAMINA EŞİT SAYILDI YANİ DEVLET BAŞKANIMIZIN ÇOK ALTINDA 10 VEZİRİNDEN BİRİ KADAR SEVİYE ALABİLDİ.1856 YILINDA KIRIM HARBİNDEN SONRA AVRUPA DEVLETLERİ OSMANLIYI BİR AVRUPA DEVLETİ KABUL ETTİ.ŞİMDİ KIYTIRIK KORKAK ÖDLEK DEVLETLER AŞİRETLER BİZİMLE OYNAMAYA KALKIYOR.TÜRK MİLLETİ İÇDE VE DIŞTA BİZİMLE UĞRAŞANLARA DERSİNİ VAKTİ GELİNCE VERİR.BİLİNE!
TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİN VE ARKASINDAKİ
250 000 0000 TÜRK DÜNYASININ FRANSA YA SÖYLÜYECEĞİ OLMALI,
Türkmenler, Irak'ta egitim düzeyleriyle öne çikiyor...
*****************************************************
Irak'taki savasta, yillardir oldugu gibi silaha sarilmayan tek toplum yine barisa ve demokrasiye inancini kaybetmeyen Türkmenler oldu. Türkmenler'in en önemli özelliklerinin basinda, Irak'in en egitimli toplumu olmalari geliyor.
Türkmenler, Araplar'in disinda 3-3.5 milyon nüfuslariyla Irak'in temel unsurlarindan birini olusturuyor. Yaklasik bin yildan fazla bir zamandir bölgede varligini sürdüren Türkmenler, Osmanli hakimiyeti altinda geçen 14 ile 1918 yillari arasinda diger Irak toplumlari gibi huzur içinde yasadi.
Ingilizler'in bölgeyi ele geçirmelerinden sonra 1920 yilinda, Türkmenler dahil bütün topluluklar Ingiliz mandasina karsi düzenlenen ayaklanmaya katildi.
1930'da Irak'in bagimsizliginin taninmasiyla yeni bir sürece giren Irak'i olusturan unsurlardan, silahlanmayan ve çatismalara asla katilmayan tek grup Türkmenler oldu. Sünni ve Sii Araplar ve Kürtler zaman zaman Irak'ta yasanan iç karisikliklarda silaha sarilirken, Türkmenler kalemi ellerinden düsürmediler.
Çogu zaman, Irak'in kuzeyinde yasayan Kürt asiretlerinin kurdugu IKDP ve IKYB arasinda kalan Türkmenler, bütün zorluklara ragmen egitimi yüksek ögrenime kadar yayginlastirmak ve kültür seviyeleriyle diger gruplar arasindan siyrilmak için çaba harcadilar.
Silahla ve kavgayla hiç tanismayan Türkmenler, 1970'li yillarda Saddam Hüseyin yönetiminin baskilarindan nasibini aldi. Gayrimenkul almalari yasaklanan Türkmenler'e ait arazi ve ev gibi tasinmazlara el koyan Irak yönetimi, çogu memur ve ögretmen gibi yetismis elemanlardan olusan birçok Türkmen'i Irak'in güneyine sürgün etti.
Bu asimilasyon politikasiyla basta Kerkük olmak üzere, bu kisilerden bosalan evlere Araplar yerlestirilirken, güneye giden Türkmenler basini sokacak bir ev bulamadilar.
Birçok gruptan ancak yillar sonra örgütlenen Türkmenler, 1988'de Suriye'nin Sam kentinde ''Irak Milli Demokratik Türkmen Örgütü''nü, Nisan 1996'da da 6 kurulustan olusan Irak Türkmen Cephesi'ni (ITC) kurdular.
SILAH YERINE KALEM...
Basindan bu yana Irak'in bölünmez bütünlügünü savunan ITC'nin Yürütme Konseyi Üyesi Dr. Aydin Beyatli, Türkmenler'in egitime olan düskünlügünü, ''Yillarca bize haksizlik ve baski yapan kisilerin tamami kara cahildi. Biz bunlara kizginligimizi, o kisiler gibi cahil olmamak için verdigimiz mücadeleyle gösterdik ve egitimi tesvik ettik'' diye açikladi.
Okumaya düskün Türkmenler, Baas Partisi ve Arap kökenli olanlarin 20 ek puan verilerek Irak'taki üniversitelere alinmasi uygulamasina ragmen, var güçleriyle çalisarak yüksek ögrenim için tüm olanaklari zorladilar. Bu sirada iki ayri birlik altinda örgütlenen silahli Kürtler, sik sik yönetime karsi yeni hak talepleriyle ayaklanirken, Türkmenler bir kez olsun siddete basvurmayarak, Irak'in en barisçi ve demokrasi yanlisi grubu olma özelligini tasidi.
1950'li yillardan baslayarak sayilari binlerle ifade edilen birçok Türkmen'in egitim görmek için Türkiye'ye geldigini anlatan Beyatli, çogunlugu mühendis ve doktor olan bu idealist kisilerin üniversite egitimini tamamladiktan sonra yurtlarina hizmet vermek için geri döndüklerini söyledi.
IRAK'IN EN KÜLTÜRLÜ VE BARISÇI TOPLUMU
Kuzey Irak'taki okullarda ögretmenlik yapanlarin yüzde 80'ini Türkmenler'in olusturdugunu vurgulayan Beyatli, söyle konustu:
''Bagimsiz devlet olmak için çalisan Kürtler'in Kerkük ve Musul'da yaptiklarini herkes gördü. Türkmenler'in evleri ve isyerleri yagmalandi. Egitime deger vermeyen bu insanlarin bir devlet kursalar nasil idare edebileceklerini herkes anlamistir. Biz bu nedenle Irak'in en kültürlü toplumu olan Türkmenler'in bölgede barisin saglanmasinda büyük rol oynayacagina inaniyoruz. Ancak, çesitli nedenlerle Irak'ta olusturulan birliklerden dislaniyoruz ve Irak'ta istikrarsizlik dinmiyor.'' Türkiye'ye gelen ve ülkesine dönmeyen bazi Türkmenler'in önemli kademelerde görev yaptigini belirten Beyatli, Türkmen kökenli taninmis isimlere, eski YÖK Baskani Prof. Dr. Ihsan Dogramaci, Gazi Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Ender Hasanoglu, emekli generallerden Abdurrahman Ergeç, Bilkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Dogramaci, bir dönem Saglik Bakanligi'nda müstesarlik yapan Yunus Müftüoglu, arastirmaci Suphi Saatçi, yazar Necmettin Esin, sanatçi Abdurrahman Kizilay ile gazeteci Reha Muhtar ve sovmen Mehmet Ali Erbil'i örnek verdi.
Irak genelinde okuma-yazma oraninin yüzde 75'lere yeni ulastigini belirten Beyatli, Türkmenler'de bu oranin yüzde 95'in üzerinde oldugunu vurguladi.
Beyatli, Türkmenler'in tek silahli birliklerinin yaklasik bin kisiden olusan ''Akincilar'' oldugunu belirterek, ''Bu birlik de baskanligimizi ve kendimizi korumak için kurulmus bir muhafiz alayi özeligi tasiyor ve kimseye tek kursun atmis degil. Halbuki diger gruplarin silahli güçleri kendi aralarinda savas yaptiktan sonra ancak baris masasina oturabildi. Biz savasi sevmiyoruz'' dedi.
TÜRKMENLER'DEN INSANLIK DERSI
Pesmergeler'in Kerkük ile Musul'da Türkmen nüfus ve mülklerini belirsiz hale getirmek için tapu ve nüfus kayitlarina yaptiklari saldiri ve yagmanin aynisinin 1991'de Erbil'de yasandigi kaydeden Beyatli, ''Ancak bu kez çok bilinçli ve sistemli hareket ediyorlar. Bu is simdi 12 yil öncesinden daha organize yapiliyor'' diye konustu.
Türkiye'den 5 Türkmen doktorla Pazar günü Kerkük'e hareket edeceklerini söyleyen Beyatli, Kerkük'te 11 Türkmen doktorun Vilayet binasinda sadece Türkmenler'e degil, Arap ve Kürtlere de saglik hizmeti verecegini kaydetti.
Kerkük'de saglik hizmetinin verilemedigini vurgulayan Beyatli, ''Biz Kürt ve Araplar'in bize yaptigini onlara yapmiyoruz. Irk ayirmadan herkesin yarasina merhem olmaya çalisacagiz. Bizim evlerimizi yagmalayanlara bile bu haftadan itibaren saglik hizmeti verecegiz'' diye konustu.
IRAK TURKMENLERINI TARIHI OZETI
YAZAR Yük.Müh/ Mofak Salman KERKÜKLÜ
KITABIN BOYUTU 15x21cm
KITABIN Dili: Ingilizca
KALITE BELGESI (ISBN 975-6855-12-6)
KTABIN ISTEME ADRESI msalman@eircom.net
TEL: 00 353 1 841 6676
YEMEN
Bir alay askerdik bindik gemiye /
O gemi götürür bizi Yemen'e /
Şükür o Yemen'de geri dönene /
Yemen'e de benim ağam Yemen'e /
Ateş düştüğü yeri yakar kime ne. /
Susmuş konuşmuyor ağzında dili /
Yirmisinde solmuş tomurcuk gülü /
Ne yaman yer imiş Yemen'in çölü /
Yemen'e de koç yiğidim Yemen'e /
Kendim ağlar kendim söyler kime ne. /
Kalkmıyor sırt çantam, cephanem ağır /
Kimimiz kör olduk kimimiz sağır /
Her yana oynuyor İngiliz gavur /
Aman padişahım imdat Yemen'e
Şu Yemen'in gailesi bize ne.
Yemen'de de kara haber geliyor
Nice koç yiğitler telef oluyor
Hain Arap arkamızda vuruyor
Türk uşağının kanı akar Yemen'e
Analar bacılar ağlar kime ne.
Hüseyin akıtır kanlı yaşını
Bit pire üşüşmüş yiyor döşünü
Akbabalar konar oyar başını
Gitti gelmez ağam emmim Yemene
Ölen ölür kalan sağlar kime ne
Kaynak : Aşık Hüseyin
Kırşehir yöresi
YEMEN 1
Yemen nere sıla nere
Dağlar girdi ara yere
Yitirmedim umudumu
Gözlüyorum Memet gele.
Yemen bizim neyimize
Figan düştü evimize
Çocukların yetim kalır
Sen güvenme beyinize.
Yemen yolu çukur olur
Karavanam bakır olur
Zenginimiz bedel verir
Fakirimiz asker olur.
Kalmadı anayın sabrı
Taş kesti babayın bağrı
İnsafa gel padişahım
Gönder Memet'imi gayrı.
Başta kalpak soldu mola
Gün vurdu da öldü mola
Memed'imin gözlerine
Karıncalar doldu mola.
Güvenme Arap hayına
Ateş atar ocağına
Yemen'e gittin gideli
Oğul gelmez kucağıma.
Yavruların zarleniyor
Bu hasretlik külleniyor
Küçük körpe Hüseyin'in
Babam diye dilleniyor.
KIRŞEHİR'li Aşık HÜSEYİN
BİLEN OLMADI
Ne söyleyim yalan dünya halını
Sırrına eripte bilen olmadı
Belkıs yele verdi olan malını
Süleyman ömrünü süren olmadı.
Yakub'u ağlattı Yusufum diye
İsmail'e koç kurban indi hediye
İsa göğe ağdı sebebi niye
Eyyüb'un yarasın saran olmadı
Hakkın sevgilisi Habibi yari
Bunca nebilerin serveri piri
Ebu Bekir, Ömer, Osman'la Ali
Onlar gayrılara yaran olmadı
Gökten Cebraille iki don geldi
Fatıma ağladı karalar giydi
Hüseyin aşkına başını verdi
Dünyada bu denli figan olmadı
Kur'an-a zulmetti şol Mervan dürzü
Eba-Müslüm çıktı titretti arzı
Battal sallar idi on batman gürzü
Çıkıp annacına duran olmadı
Hak kılıcı Horasan'dan yasıldı
Nesimi yüzüldü Mansur asıldı
Yunus'un gönlünde cennet nasıldı
Mecnun'a Leyla'sın veren olmadı.
Aşk elinde yaralandı şu sinem
Aslı'ya tutuştu kül oldu Kerem
Maşukunu buldu şad oldu Senem
Aşık Garip gibi gülen olmadı.
Hüseyin'im şaştı kaldı arada
Gayıp erenleri Mehdi nerede
Yedi derya ile arzı karada
Hızır'ı İlıyas'ı gören olmadı.
KIRŞEHİRLİ BİR OZAN
Aşık Hüseyin'i Tanıyalım
AŞIK HÜSEYİN
Gönül arzeyliyor dostu sılayı
Engel bırakmıyor buna ne dersin
Eller beğenmezken balı hurmayı
Evdeki tükenen una ne dersin.
Kimi doğru gider kimi şaşırmış
Kimi kağnısını dağda aşırmış
Hüseyin yolunu sarpa düşürmüş
Devresi bilinmez yola ne dersin.
19. yüzyılın güçlü ozanlarından olan Aşık Sülük Hüseyin'in doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1838 kıtlığına söylediği bir destan, onun 1815-1820 yıllarında doğmuş olabileceği ihtimalini kuvvetlendirmektedir.
Elli dört senesi bahar ayları
Hep kurudu dereleri çayları
Açlık sardı şehir ile köyleri
Aman Allah ne olacak halimiz.
Aşık Sülük Hüseyin'in doğum tarihi gibi ölüm tarihi de bütün araştırmalarımıza rağmen şimdilik bilinmezliğini korumaktadır.
Etem Paşa orduların başında
Erzel Paşa gezer düşman peşinde
Gündüz hayalimde gece düşümde
Yatın dağlar geçeceğim ardına
Evelallah güveniyom orduma.
Tarihçi Yılmaz Öztuna'nın bildirdiğine göre, Müşir Edhem Paşa komutasındaki orduda görev yapan Kırım ve 93 Harblerine katılan ve Aşığın dizelerinde adı geçen Erzel Paşa, 18 Nisan 1897 Türk Yunan savaşında şehit düşmüştür. Bu savaşa bir destan söyleyen, dolayısıyla 1897'de hayatta olan Aşık Hüseyin'in 1900'lerin başında, tahminen 85 yaşlarında vefat ettiğini söyleyebiliriz.
Turnam giderseniz bizim yaylaya
Bir aşık Urumda yasta di n'olur
Engizekte yerişirsen obaya
Sıtmaya tutuldu hasta di n'olur.
Yukarıdaki dörtlüğünde ve muhtelif şiirlerinde de dile getirdiği gibi, kışın Anadolu'da, yazın Toroslardaki yaylalarda yaşayan, doğum yeri ise kesin olarak bilinmeyen ozanın son ikamet ettiği yer; Kırşehir, Mucur, Küçük Kavak köyü, Cilt. 37, Hane 22, numarada Bozbıyıkoğlu Hüseyin olarak, Mucur Nüfus Müdürlüğünde kayıtlıdır. Yine aynı nüfus kayıtlarında hanımının adı Ümüş olan Aşık, bir şiiriyle de bunu doğrulamaktadır:
Hüseyin'im nettik Kadir Mevlaya
Bizi hasret koydu bağa harmana
Kaderimiz buymuş Ümüş ağlama
Baharımız kara geldi bu sene.
Bozbıyıkoğulları namıyla anıldıklarını bir şiirinin son dörtlüğünde Aşık Sülük Hüseyin şöyle dile getirmektedir:
Devran dönsün poyrazınan eseyim
Ferman padişahın kime küseyim
Yurt tuttu Acıöz'ü Sülük Hüseyin
Dedem Bozbıyık Türkmen değil mi?
Bu dizelerden de belirtildiği gibi, nüfus kayıtlarında Bozbıyıkoğul1arı namıyla anılan ozan, o bölge halkı tarafından Aşık Sülükoğulları veya Aşık Sülükler olarak bilinmektedir.
Mezarımı yol üstüne kazsınlar
Baş taşıma Aşık Sülük yazsınlar
Gelen geçen öldüğümü duysunlar
Gelin dostlar helallaşmak günümdür.
diyen Aşık Sülük Hüseyin, bu dörtlüğüyle de o yörede kendilerine Aşık Sülükler denildiğini kanıtlamaktadır.
Zorladılar yesir gittik Uruma
İskan olduk Acı suyun kıyına
Alışmadık ivezine şoruna
Sinekte sıtmada yatılmaz oldu.
Dörtlüğünde belirttiği üzere, Aşık Hüseyin ve ailesi de diğer Türkmen aşiretleri gibi devlet tarafından zor kullanılarak Toroslar dan Orta Anadolu'ya iskan edilmişlerdir. Bir Türkmen aileye mensup olan ozanın, ilk önce Mucur'a bağlı Aydoğmuş ile Karacalı köyleri arasında kalan Sülüklü Bel denilen bir yerde oturduğunu, fakat Kırıklı köyünden veli adlı bir eşkıyanın zoruyla, yakınlardaki Aflak (Altınyazı) köyüne göç ettiklerini ozanın kendisinden dinleyelim:
Bizim meskenimiz Sülüklü Beli
Eser sam yelleri soldurur gülü
Bize kan kusturdu Kırıklı Veli
Isıtmalı sıracalı maççalı.
Hüseyin'im gene kalktı göçümüz
Gurbet elde kaldı Haçça bacımız
Başa bela haramzede piçiniz
Isıtmalı sıracalı maççalı.
Yukarıda da belirtildiği gibi. Aşık Sülük Hüseyin'in iskan olayından sonra, bir zamanlar Mucur'a bağlı Aflak (Altınyazı) köyünde oturduğu, yakın zamana kadar evlerinin yerinin dahi belli 61duğu söylenmektedir. Yine o köydeki bir ine (mağara) Aşık Sülük Hüseyin'in ini dendiğini, otuz yıl önce o bölgede imamlık yaptığım dönemler, ahbabım ve büyüğüm Hacı Sadık'tan ve o köyde yaşayan diğer yaşlı insanlardan defalarca dinlemişimdir. Aflaklı Hacı Sadık'tan, Aşık Sülük Hüseyin'in birkaç şiirini dinlemiş olmama rağmen, bu şiirleri bir tarafa not etmediğim için şu anda belleğimde hiçbirisi kalmamıştır . Yine ozanın şu mısraları bu köyde oturduğunun bir ka nıtı olsa gerektir:
Bunca emeğimiz boşuna zayil
Kader böyle imiş Allah'a kayil
Dayırn Necip ile emmim İsmayil
Arzı mekan etti Aflak'ta kaldı.
Aşık Hüseyin'in Aflak köyünden göç etme nedenlerini şimdilik bilemiyoruz. Bir müddet sonra Aflak'tan göç eden Ozan, Mucur, Küçük Kavak köyüne bağlı Çömelek, Cavlak (Yeniköy) üçgenindeki Acısu'yun kenarına gelip yerleşmiştir. Ozan'ın şu şiiri bu göç olayını bize şöyle açıklamaktadır:
Acısu'dur obamızın otağı
Eksilmez yoğurdu balı kaymağı
Ulu yoldur şekerkuyu sapağı
Eğlenip orada kalın turnalar.
Aşık Sülük Hüseyin'in, kapısında birkaç sürüsü yayılan ve geniş arazilere sahip, varlıklı hanesi ve sofrası açık cömert bir kimse olduğunu araştırmalarımız sırasında o bölge halkından öğrenmiş bulunuyoruz. Aşağıda bir dörtlüğünü verdiğimiz vasiyet adlı şiiri de halkın anlattığı bu bilgileri doğrulamaktadır.
Taş Konağın kapısını örtmeyin
Uluyol' un ırızgını kesmeyin
Emmiye dayıya kirtip küsmeyin
Gelin dostlar helallaşmak günümdür.
Aşık Hüseyin tarafından söylenen şu dizeler de onun medrese görmüş, okumuş bilgili bir kimse olduğunu kanıtlamaktadır:
Biz de gittik bir zamanlar hocaya
Aşinayız elif ile heceye
Seni ısmarladım Gani yüceye
Huzuru mahşerde dilin lal olsun.
Diğer yandan, Aşık Hüseyin'in Mehmet, Süleyman ve Osman adlı üç oğlu ile Hatice adlı bir kızı olduğu Mucur nüfus kayıtlarında yazılıdır.
Halk arasında (kel kız Haçça) olarak bilinen Aşığın kızı Hatice (1859-1931) o yörede cömertliğiyle ve hayırseverliğiyle tanınmaktadır. Acıöz'deki evlerinin önünde geçen Uluyol'un kenarına babası tarafından kazılan su kuyusunun başına yolcuların yemesi içmesi için her gün helkelerle yoğurt ve ayran çıkartan bu kadın, babasının başlattığı geleneği ölünceye kadar devam ettirmiştir.
Eserlerinden bazıları:
NE DERSİN
Gönül arzeyliyor dostu sılayı
Engel bırakmıyor buna ne dersin
Eller beğenmezken balı hurmayı
Evdeki tükenen una ne dersin.
Kimi sevdasını ummana salar
Kimi de dünyanın hırsına dalar
Kimi başkasının aybını arar
Başındaki bin bir hala ne dersin.
Kimisi dünyada murazın almış
Kimi de dünyanın zevkine dalmış
Kimi derde düşmüş çaresiz kalmış
Çaresiz dolaşır buna ne dersin.
Kimi yaptığına öğünür durur
Kimi pişman olmuş döğünür durur
Kimi bağrı yanmış göğünür durur
Kerem gibi yanan kula ne dersin.
Kimi tatlı dilli güler yüzlüdür
Kimi batman batman ağar sözlüdür
Açmayın sinemi yaram gizlidir
Şu bendeki derde çora ne dersin.
Kimi doğru gider kimi şaşırmış
Kimi kağnısını dağda aşırmış
Hüseyin yolunu sarpa düşürmüş
Devresi bilinmez yola ne dersin.
YEMEN 2
Bir alay askerdik bindik gemiye
O gemi götürür bizi Yemen'e
Şükür o Yemen'de geri dönene
Yemen'e de benim ağam Yemen'e
Ateş düştüğü yeri yakar kime ne.
Susmuş konuşmuyor ağzında dili
Yirmisinde solmuş tomurcuk gülü
Ne yaman yer imiş Yemen'in çölü
Yemen'e de koç yiğidim Yemen'e
Kendim ağlar kendim söyler kime ne.
Kalkmıyor sırt çantam, cephanem ağır
Kimimiz kör olduk kimimiz sağır
Her yana oynuyor İngiliz gavur
Aman padişahım imdat Yemen'e
Şu Yemen'in gailesi bize ne.
Yemen'de de kara haber geliyor
Nice koç yiğitler telef oluyor
Hain Arap arkamızda vuruyor
Türk uşağının kanı akar Yemen'e
Analar bacılar ağlar kime ne.
Hüseyin akıtır kanlı yaşını
Bit pire üşüşmüş yiyor döşünü
Akbabalar konar oyar başını
Gitti gelmez ağam emmim Yemene
Ölen ölür kalan sağlar kime ne
EFENDİM
Gülyüzlü sevdiğim neden incindin
Araya söz katan eldir efendim
Bana bergüzar ver kapına geldim
Bu aşık kapında kuldur efendim.
Aşık maşukuna cefa yapar mı
Bir sözün üstüne bin söz katar mı
El alem içinde taşa tutar mı
İster azat ister öldür efendim.
Ne dedim de küstün canımın içi
Koynumda saklıyom verdiğin saçı
Vallahi Hüseyin'in bunda yok suçu
Arada rakibi kaldır efendim.
NE BİLSİN
Sevda bahçesinin gonca gülünde
Deren bilir dermeyenler ne bilsin
Canı başı şol cananın yolunda
Veren bilir vermeyenler ne bilsin.
Al yeşil soyunup kara giyenler
Aşk okunda yaralıyım yarenler
Sen ölme de ben öleyim diyenler
Ölen bilir ölmeyenler ne bilsin.
Arı sır işleyip yapar balını
Aşık ifşa etmez nazlı yarini
Dostun ayağına olan malını
Seren bilir sermeyenler ne bilsin.
Hüseyin'im dalma gama firkate
Ölümden bir elçik yol yoktur öte
Yar aşkıyla düşüp zalim gurbete
Kalan bilir kalmayanlar ne bilsin.
AY DOST
Turnam nerden gelin Şam'dan Maraş'tan
Kanadın kalkmıyor borandan kıştan
Tatlı canı sakın alıcı kuştan
Yoldurma tellerin yadlara aydost.
Bahar selleriyle sökün eyleyin
Seher yelleriyle selam söyleyin
Hallarımı vefasıza demeyin
Yoldurma tellerin yadlara aydost.
Hüseyin serini saldı çöllere
Bir yar için düştü dilden dillere
Sırrını faş etme hoyrat ellere
Yoldurma tellerin yadlara aydost.
OLMAYINCA
Gönül ne gezersin seyran yerinde
Alemde her şeyin var olmayınca
Kurtulmazsın elalemin dilinde
Bir kişide namus ar olmayınca,
Varıp bir kimsenin kuyusun kazma
İçine düşersin yolunda azma
Olura olmaza sırrını çözme
Ahdine vefalı er olmayınca.
Gördüğünü yad ellere söyleme
Bir kimseyi koğu kıybet dilleme
Her güzele kanıp gönül bağlama
Sadık muhabbetli yar olmayınca.
Mecliste arif ol her söze dalma
İlimliyim deyip alimim sanma
Elin saklısını arayıp bulma
Sana açılacak hal olmayınca.
Hüseyin'im derki dost sözünü tut
Kem sözü terkeyle gönülde unut
Kaldır kervanını şafakta yörüt
Sıdkınan eğlenip kal olmayınca.
GÖZLERİNİ YUMARAK
Karşıdan karşıya sıralı dağlar
Boranlı püsenli suları çağlar
Elleri koynunda bir güzel ağlar
Kaş kaldırıp gözlerini yumarak.
Yel eser ığranır zülfünün teli
Bahar çiği gibi kirpiği nemi
Başına sokunmuş nergis çiğdemi
Kara saça al kınalar yakarak.
Merdine de Hüseyin'im merdine
Aylar yıllar hasret kalmış yurduna
Aşar gider karlı dağlar ardına
Dönüp dönüp arkasına bakarak.
GÖLE ÇEVRİLİR
Bir çift suna geldi dost ellerinde
Öter dertli dertli göle çevrilir
Sorup sual ettim yar hallerinde
Öter dertli dertli göle çevrilir.
Bu gün efkarlıyım yaslı günlerim
Gam elinde söylemiyor dillerim
Hani teleklerin hani tellerin
Öter dertli dertli göle çevrilir.
Konup göçmüş Anavarza eline
Hasret kalmış nergisine gülüne
Yad avcılar pusu kurmuş yoluna
Öter dertli dertli göle çevrilir .
Yeter gayrı Hüseyin'i söyletme
Hançer vurup yaralarım elletme
Ben de bir garibim terkedip gitme
Öter dertli dertli göle çevrilir.
SEHER YELLERİ
Ilgıt ılgıt esen seher yelleri
Nazlı yardan koku gelir mi dersin
Hele sorun ne söylüyor dilleri
Evvelki sözünde durur mu dersin.
Giderim gelirim yolum düz gelmez
Gözlerim yollarda yardan söz gelmez
Ben vazgeldim amma gönül vazgelmez
Deli gönül öğüt alır mı dersin.
İbrişim satılmaz böyle dükkanda
Meyli muhabbeti sevgisi canda
Yarın mahşer günü ulu divanda
Sualime cevap verir mi dersin.
Diken arasında kırmızı güller
Yarin bahçesinde öter bülbüller
Bre yavrum sana sarılan kollar
Bin yıl yerde yatsa çürür mü dersin.
Hüseyin'im derki derdi sır olan
Daim civan gezer aşkta pir olan
Ta ezelden ahdü peyman bir olan
Yad ellere meyil verir mi dersin
GÖZLERİ SÜRMELİ
Sunam Elbeyli'den çekmiş göçünü
Aşar gelir bİr gözleri sürmeli
Zorkun yaylasında almış bacını
Aşar gelir bir gözleri sürmeli.
Yorulmuş dayanmış bir kara taşa
Yavrusun aldırmış alıcı kuşa
Kaldırmış başını ağlar Maraş'a
Aşar gelir bir gözleri sürmeli.
Kuşlar sazlığında tavlası bağlı
Dum dum yaylasında sinesi dağlı
Aladağ Bakırdağ kırcı boranlı
Aşar gelir bir gözleri sürmeli.
Terkeylemiş obasını elini
Erciyes'te teziktirmiş yolunu
Kızılırmak salında Çallı belini
Aşar gelir bir gözleri sürmeli.
Gelip konmuş şu Seyfe'nin gölüne
Kekikli yavşanlı Malya çölüne
Kaman diyarına Keskin eline
Aşar gelir bir gözleri sürmeli.
Hüseyin'im dertli söyler dilleri
Mihrican değdi de soldu gülleri
Kırşehir İnaç'tan Susuz'dan beri
Aşar gelir bir gözleri sürmeli
GÜL ELİNDEN
Bülbül oldum bağa düştüm
Gül elinden gül elinden
Ferhat oldum dağlar eştim
Zor elinden zor elinden.
Has bahçeye yadlar girmiş
Girmiş dallarını kırmış
Mor menekşe boyun eğmiş
Har elinden har elinden.
Hem öksüz hemi yetimim
Suyu kurumuş ekinim
Arşa yükseldi tütünüm
Nar elinden nar elinden.
Hak diyenler kalmaz naçar
Yar aşkıyla serden geçer
Arı çiçek çiçek uçar .
Bal elinden bal elinden.
Hüseyin'im geçti demler
Gözümde akıttım nemler
Benim çektiğim sitemler
Yar elinden yar elinden.
Bomboş Geldik Kaman'a
Avşarlara oyun edip sürdüler
Döneklere rütbe geldi duydun mu
Türkmenleri top- tüfek kırdılar
Ermeni'den casus oldu duydun mu
Boş kaldı yaylalar sürüsüz dağlar
Yıkıldı obalar analar ağlar
Bozoklu denilen yerdeki beyler
Göçmenleri soyuyormuş duydun mu
Cerit avşar birleşip de göçelim
Seyfe gölün soğuk suyun içelim
Kalmış ise dost ve yaren seçelim
Her bir taraf düşman olmuş duydun mu
Aşa aşa Çiçekdağı yol ettim
Kırşehir'geçip vadiye girdim
Yeşiller içinde bir belde gördüm
Muhaciri seviyorlar duydun mu
Dadaloğlu der ki dağıldık bittik
Gurbet ellerinde perişan olduk
Atları- sürüyü söyleyin nittik
Bomboş geldik şu Kaman'a duydun mu
Dadaloğlu
Meyrem
Bahçeye biber ektim de
Kız Meyrem Meyrem Meyrem
Ah ne zaman kabaracak da
Yar oğlan oğlan oğlan
Senin o kötü kocan da
Kız Meyrem Meyrem Meyrem
Ah ne zaman geberecek de
Yar oğlan oğlan oğlan
Kale kaleye karşı da
Kız Meyrem Meyrem Meyrem
Ah kalenin dibi çarşı da
Yar oğlan oğlan oğlan
Bir tomurcuk gül olsam da
Kız Meyrem Meyrem Meyrem
Ah açılsam yare karşı da
Yar oğlan oğlan oğlan
Başan da poşusuna da
Kız Meyrem Meyrem Meyrem
Ah oturmuş karşısına da
Yar oğlan oğlan oğlan
Adam meyil verir mi de
Kız Meyrem Meyrem Meyrem
Ah kapı komşusuna da
Yar oğlan oğlan oğlan
Selvet Aslan
HACIBEKTAŞ
SÜVARİNİN TÜRKÜSÜ
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya ben |