|
VEFAT DUYURUSU
KARALİLERDEN HÜSEYİN AVCI'NIN OĞLU
SUAT AVCI 25.06.2009 GÜNÜ AVUSTURYA 'DA
VEFAT ETMİŞTİR.
MÜTEVEFAYA ALLAHTAN RAHMET YAKINLARINA BAŞSAĞLIĞI DİLERİZ.
KIRŞEHİR HAVA DURUMU
RESMİ AÇ
BEN ETİ,BEN SÜMER,BEN KAPODOKYA,BEN BEHRAMŞAH,
BEN HACI BEKTAŞ,BEN AHİ EVRAN, BEN AŞIK PAŞA,BEN GÜLŞEHRİ,BEN YUNUS EMRE ,BEN CACA BEY,BEN ŞEYH EDEBALİ,BEN TÜRKMANİ,BEN DADALOĞLU,BEN AŞIK SAİT,BEN KUVAY-I MİLLİYECİ MÜFTİ-İ SABIK HOCA MÜFİT KURUTLUOĞLU,BEN LÜTFİ MÜFİT ÖZDEŞ,
BEN OĞUZ ÖZDEŞ,BEN KIRŞEHRİYİM
OZAN
NEŞET ERTAŞ
TÜRKÜLERİ
Güzel Bir Site
http://www.nesetertas.biz/
GÖRDÜM SEYRELEDİM HACI BEKTAŞI
NEŞET ERTAŞ
VİDEO
Aşamadım Şu Dağların Salını
Kırşehir merkeze bağlı Karıncalı, Cemele ve Kurtbeli Yeniyapan köyleri arasında yerleşen Avuç köyü, yaklaşık 250 yıl önce büyük, mamur bir köy idi. Günümüzde bu köyün çeşmesi ve büyük ceviz ağaçları hâlâ durmaktadır.
O günlerde bu köyden bir delikanlı, komşu kızı Arzu'ya gönlünü kaptırır ve kızı kaçırır. Kızın kardeşleri başta olmak üzere akrabaları, kaçan gençleri takip ederler. Kurtbeli Yeniyapan yakınlarındaki halen kızın adıyla anılan 'Arzu Gediği' denilen yerde kızı öldürürler. Kızı kaçıran genci de yine bu gencin adıyla anılan 'Oğlan Pınarı' denilen yerde öldürürler.
Bu olaydan sonra iki taraf arasında başlayan kavga sonucu köy dağılır. Büyük bir kısmı şimdiki Hacıbektaş'a bağlı Avuç köyüne yerleşir. Bazı aileler de civardaki Karıncalı ve Karahıdır köylerine göçerler. Bölgede yaptığımız araştırmalarda bu konu hakkında söylenmiş uzun bir destanın olduğu bildirilmesine rağmen, biz ancak aşağıdaki mısraları derleyebildik.
Aşamadım şu dağların salını
Geçemedim o zalim Kurtbelini
Elimden aldırdım Arzu gelini
Şu dağlarda bir yaralı ceylanım
Cenazem üstünde boz kartal uçar
Al kanım akıyor güllerim açar
Gardaşları gelmiş Arzu'yu seçer
Şu ellerde bir yaralı ceylanım
Avuç'tan çıktık da doğrulttuk yolu
Bize sebep oldu emmimin oğlu
Kaynak: Yusuf Ziya Orbay, Kırşehir, Kurtbeli Yeniyapan Köyü, 1933 Doğ. İlkokul; Nami Sarı, Kırşehir, Yağmurlu Sarıuşağı Köyü, 1942 Doğ. İlkokul; Öyküleriyle Kırşehir Türküleri, Destanları, Ağıtları - Baki Yaşa Altınok, Oba Yayıncılık, Mayıs - 2003, Ankara, s.125
Yusuf Ziya Orbay
Kırşehir
BOZLAK TV
YAYINI
KARINCALI KÖYÜ
MANİ VE HİKAYELERİ
İp attım ulaş diye,
Dağları dolaş diye,
Sevdiğim emmim oğlu,
Derdime ilaç diye.
Kaynak:Vahdettin Taşkoparan
Karıncalı köyünün gülleri hoştur
güzeli gösteren kaşınan gözdür
uçan kuşunan mektup ulaştır
mahsunum gurbette gülemiyom gayrı
süpürgenin telleri
süpürmüyor yerleri
cansız hayalin gelmiş
konuşmuyor dilleri
BAHÇELERDE BOZ YILAN
GÖZÜM DOLDU TOZUNAN
BEN GELİNİ İSTEMEM
PAZARLIĞIM KIZINAN
Kaynak.Elmas Afşar
Küçük Mehmet Kızı
**
ALATEPE GİBİ DAĞIN OLMASIN
ÜZERİNDE MOR SÜMBÜLLÜ BAĞIN OLMASIN
DUL AVRAT ÇOCUĞUNDAN AĞAN OLMASIN
KELLE İLE KARINI HESABA SAYAR
*AŞIK İSMAİL
**
DELİK KAYA DELİNMİŞ
ÜSTÜNE KÖPRÜ KURULMUŞ
BİZİNM KÖYÜN KIZLARI
GÜL OĞLANA VURULMUŞ
**
PECELERİ PERDELİ
ÇİCEK AÇMIŞ ZERDELİ
YENİLE BİR YAR SEVDİM
ODA BENDEN ZIR DELİ
**
TİLKİ GİRDİ KÜMESE
TAVUKLARI YEMESE
ERGEN KIZIN KOYNUNA
KOCA HERİF GİRMESE
**
İKİ EVLENDİMDE ERDİM MURADA
HİÇ SÖZÜM GEÇMİYOR BÜYÜK AVRADA
KÜÇÜĞÜN GÖZÜDE DAİM KAVGADA
KÜÇÜK DERKİ SENİN NEN VAR.
KARAKAŞ BENİM GÖZ BENİM.
BÜYÜK DERKİ SENİN NEN VAR
OĞLAN BENİM KIZ BENİM
**
EKİN EKİLEN YERE
CIZGI ÇEKİLEN YERE
BEN KURBAN ANAM KURBAN
KEKİL DÖKÜLEN YERE
KARINCALI DA YAĞMUR DUASI
Bütün yurdumuzda olduğu gibi kuraklık zamanlarında Kırşehir'in karıncalı köyündede yağmur duası yapılır.
Karıncalı Köyünde yapılan yağmur dualarında harman yerinde ayakta dua namazı şeklinde saf tutulur.Namazdan önce 2 tane sığır kurban edilir camiye yakın bir yerde büyük kazanlar kurulup etli bulgur pilavı yapılır.Bu sığırların etide bu bulgur pilavında kullanılır.
Yağmur duasına çıkılacak gün, genellikle cuma günü, Cuma namazından sonra başlar. Bütün köy halkı çoluklu çocuklu herkes toplanarak köyün harman yerine çıkılır.İlahilerle Mevlut havasında Ağıt şeklinde dua edilip yağmur yağdırılması için Allah;a yalvarılır.Ayakkabılar çıkarılıp yere ters konur.Dua edilirkende eller yere doğru açık yağmur yağma şekli alınır.Duadan sonra,Etli bulgur pilavı topluca meydanda yenir.Ayrıca tencerelerle evlerede dağıtılır.Köyün delikanlıları ölmüş bir at kafası bulup bunu su bulunan bir Metruk (Kullanılmayan)derin kuyuya veya su akıntısı olan bir yere atar.Ondan sonrada yağmur yağmaya çoğunlukla başlar.Eğer yağmur çok yağarsa ,o at başı atılan metruk kuyudan veya su argından çıkarılır.Karıncalıda bir yağmur duasından sonra köye felaket derecesinde yağmur yağdı.Kuyuya atılan at başı bulunamadı o sene Karıncalı'yı sel aldı.Uzun süre köyün delikanlıları kuyulardan at başı aradı.
(MİTOLOJİK TOPRAK SEVDASI HÖLLÜKLE BÜYÜME)
HÖLLÜK VEYA BEBEK TOPRAĞI
Türk'lerde Bilhassa eski göçebe Türk'lerde ve küçük yerleşim merkezlerinde,köylerde bebeklere doğuşundan 9 aylık olana kadar bez veya bugün çocuk bezi denen altlıkların yerine kırmızı toprak kullanırdı.
Bu kırmızı toprak çocuğun ıslaklığını emer ve vucudu ile temasını azaltırdı.
Bugün 50 yaş ve üzeri olan Anadolu doğumlu olanların bebek toprağında büyüdüğü olağan vakadır.
Kırşehir köylerinde 1965 e kadar yaygın olarak kullanılan bebek toprağının,Maraş şehrinde bir malum türküsü var.Eledim eledim höllük eledim,aynalı beşikte bebek beledim.diye devam eden sitemizede aldığımız çok güzel bir türkü.
Halk arasında ve Mitolojide ise Türk'lerin çocuklarını toprağa belemelerinin bir nedenide VATAN VE TOPRAK sevgisine dayandırılır.O nedenledirki Anadolu insanının Vatan sevgisi bayrak sevgisi imrenilecek kadar yücedir.
|
|
|
|
|
|
|
HAZİRAN AYININ KONUSU
3 KUDRETLİ TÜRK
METE HAN**ATTİLA HAN
GAZİ MUSTAFA KEMAL PAŞA
Türk Ordu Teşkilatının Kuruluşu
GÜÇLÜ TÜRK HAKANI
ATTİLÃ HAN
Büyük Türk-Hun İmparatoru'dur. 395 yılında doğdu. Hun Devleti'nin kurucularından Muncuk'un oğludur. 434 yılında kardeşi Bledu ile birlikte İmparatorluğun başına geçti. Bir süre sonra kardeşinin öldürülmesiyle Tuna kıyılarından Çin Seddi'ne kadar uzayan imparatorluğun tek hâkimi oldu. 750 bin kişilik ordusuyla Galya şehirlerini alt üst etti. Orleans'ı kuşattı. Kuzey İtalya'yı silindir gibi ezip geçti. Avrupa'yı titreten bir cihangir oldu. 453 yılında öldü.Tıpkı Büyük İskender gibi bütün dünyaya hâkim olmak ihtirası ile dopdolu bulunan Attila, bu büyük emelini tamamen gerçekleştiremedi. Ancak tarihin tanıdığı en ünlü cihangirlerden biri oldu.Gençliğini barış için rehin olarak Roma'da geçirmiş, bu yüzden Roma kültürünün yanı sıra zaaflarını ve karakterlerini incelemişti. Latince'yi de ana dili gibi öğrenmişti. Hükümdar olduktan sonra Romalılar hakkındaki bütün bu bilgilerini en iyi şekilde değerlendirmeyi başardı.
Attilâ önce Doğu Roma'yı hedef aldı. Bizans üzerine yürüdü. Kendisinden aman dileyen İmparatoru yıllık vergiye bağladı. Bir süre sonra vergisini ödemeyen imparatora, bunu pek pahalıya ödetti. Balkanlardan Mora'ya, oradan İstanbul kapılarına kadar olan bölgeyi ele geçirdi. Bizanslılar vergiyi iki misline çıkartarak İstanbul'u kurtardılar. Fakat, bu arada Bizans İmparatoru III. Valentinianus, bir suikastçi göndererek Attilâ'yı öldürtmeye teşebbüs etti. Bu teşebbüs sonuçsuz kaldı. İmparator bu kez kendi emriyle suikasti hazırlayanın kafasını kestirip Attilâ'ya göndermekle, kendisini temize çıkarmaya kalkıştı.
Bu arada III. Valentinianus'un hayatı boyunca evlenmemeye mahkum ettiği kız kardeşi, rahibe olarak kapatıldığı manastırdan Attilâ'ya bir nişan yüzüğü göndererek kendisiyle evlenmeye hazır olduğunu bildirdi. Bütün Avrupa'ya dehşet saçan Attilâ, Bizans İmparatoru'na daha sert bir mesaj göndererek, nişanlısının kapatılmış bulunduğu manastırdan serbest bırakılmasını ve müstakbel eşine çeyiz olarak Batı Roma İmparatorluğunun yarısının verilmesini istedi. III. Valentinianus, Büyük Türk-Hun İmparatoru'nun bu teklifi karşısında kara kara düşüncelere daldı. Bunun verdiği huzursuzluk bütün Bizans'ı kapladı. Doğu Roma İmpatorluğu sınırları içinde bitip tükenmek bilmeyen korkulu günler ve aylar başladı, Attilâ'nın bütün emeli Batı ile Doğu Roma İmparatorluklarının kendisine karşı birleşmelerini önlemekti. İki cephede birden savaşmak istemiyordu. Doğu Roma'yı bu huzursuzluğun içinde bıraktıktan sonra ani bir kararla Batı Roma'ya yürüdü. Bir hallaç pamuğu gibi attı, Batı Roma İmparatorluğu'nu.
Roma'ya girmesinin gün meselesi halini aldığı bir sırada Papa III. Leon, bizzat Attilâ'nın karargâhına giderek Roma'yı çiğnememesi için ricada bulundu. Hattâ bunun için kendisine yalvardı. Papanın bu yalvarışı karşısında istilâyı durdurmayı kabul eden Attilâ, Romalıları çok ağır bir vergiye bağladı.Sekiz yıl içinde bütün Avrupa'da eşi görülmemiş ölçüde büyük bir istilâda bulunan Attilâ, korku ve dehşet ifade eden tek isim oluvermişti. Bu yüzden son derece âdil bir hükümdar olmasına rağmen bütün Avrupa kendisini barbar gözüyle gördü. Onun etrafına saçtığı büyük korku ve dehşetin psikolojik bir sonucu olmuştu bu yanlış teşhis...
Attilâ yalnız büyük bir istilâcı ve yaman bir komutan değil, mükemmel bir hükümdardı. Tarih onu, milletine medenî bir düzen veren ve dünyada posta teşkilatını kuran ilk kişi olarak tanır.Attilâ'nın ilk eşi ve baş kadını Arıkan idi. Ölümünden sonra yerine geçen oğlu İlek'in anası olan Arıkan'dan başka bir kaç kadın daha almıştı. 453 yılında büyük Türk-Hun İmparatorluğu'nun başkenti olan Etzelburg'da (Bugün Macaristan sınırları içinde bulunan şehri) İlkido adında genç bir kızla evlendi. Elli sekiz yaşında olmasına rağmen son derece dinç ve kuvvetli idi. Zifaf gecesinin sabahında, bütün Avrupa'yı tir tir titreten cihangir, yatağında ölü bulundu. Ağzından, burnundan boşanan kanlarla, bütün yatak kıpkırmızı olmuştu. Ölümünün şiddetli bir burun kanamasından mı, bir hastalıktan mı, yoksa bir suikast sonucu mu meydana geldiği kesinlikle anlaşılamadı.
Cenazesi, ölümünün ertesi günü yapılan çok büyük bir törenle kaldırıldı. Cesedi altın bir tabuta konulmuştu. Bu tabut, önce gümüş, sonra da demir bir mahfazanın içine yerleştirilmiş ve böylece toprağa verilmişti.Attilâ, ölümünden sonra, kimse tarafından rahatsız edilmeden ebedî uykusunu uyumak isterdi. Bunu, böyle vasiyet etmişti. Bu nedenle mezarını kazıp kendisini toprağa verenler okla vurulmak suretiyle hemen oracıkta öldürüldü. Sonra mezarının yanından geçmekte olan bir çayın mecrası değiştirildi. Sular başta tarafa, muhtemel olarak mezarın üzerinden verilen yeni mecrasına akıtıldı. Böylelikle büyük cihangirin son arzusu yerine getirilmiş oldu.
Ne yazık ki bugün mezarının yeri dahi bilinmez...
28 Haziran
Türk Kara Kuvvetleri.nin Kuruluşu (MÖ. 209).
Türk Kara Kuvvetleri Tarihçesi
Kara Kuvvetleri temeli; Hun İmparatorluğu döneminde Mete Han tarafından M.Ö.209 yılında atılmıştır.
1040 yılında Dandanakan Meydan Muharebesinde Gaznelileri yenerek istiklaline kavuşan, 26 Ağustos 1071 Malazgirt Meydan Muharebesinde Bizanslıları yenerek, Anadolu yu yeni bir Türk yurdu yapan Büyük Selçuklu Devletinde, Kara Kuvvetlerinin Teşkilat ve Eğitimi sağlam esaslara bağlanmıştır.
1299 yılında kurulan Osmanlı İmparatorluğunun, ilk yıllarındaki teşkilatında Selçukluların ve Memlukların tesirleri görülür. Osmanlı Ordusunun teşkilatlı bir şekilde ortaya çıkışı ise Sultan I nci Murat zamanında olmuştur. Tarihte ilk süvarili ordu olma niteliğini taşıyan Osmanlı Ordusu önceleri yalnızca Atlı Akıncılardan oluşmakta iken, daha sonraları yaya birliklerinde katılmasıyla Yeniçeri Ocağı adı altında sürekli bir yapıya dönüştürüldü. İmparatorluğun yükseliş dönemlerinde Yeniçeri Ocağı önemli rol oynamıştı.
Osmanlı İmparatorluğunun gerileme devri ile birlikte, 15 Haziran 1826'da başlayan Yeniçeri Ayaklanmasının bastırılmasını müteakip, bu ocak kaldırılmıştır. Asakir.i Mansure-i Muhammediye adında yeni bir ordu kuruldu. Bu gücün temelini Kol adı verilen taburlar oluşturmuştur. Yine bu dönemde ihtiyat Redif kuruluşu göreve başlamıştır.
1843te yeni bir düzenlemeye gidilerek beş yıllık hizmet süresine tabi personelle oluşturulan 5 ordu kurulmuş olup, 1848 yılında yapılan bir değişiklikle ordu sayısı 6 ya çıkarılmıştır. Osmanlı Ordusu yaklaşık 300.000 kişilik bir güce yükseltilmiştir.
Atatürk.ün önderliğindeki Ulusal Kurtuluş Savaşında kazanılan zafer sonunda, Türk Kara Kuvvetleri, Cumhuriyet Döneminin başında ikişer tümenli 9 kolordu ve 3 süvari tümeninden oluşan üç Ordu Müfettişliği halinde teşkilatlandı. İlk tank birlikleri 1934 yılında oluşturulmuştur. Daha sonra Komando ve Paraşüt Birlikleri kurulmuş, silah, teçhizat ve her cins malzemenin üretilmesi için önemli adımlar atılmıştır. Ordu Komutanlıkları, 1949 yılında teşkil edilen Kara Kuvvetleri Komutanlığına bağlandılar. Modernleşme sürecinde Türk Kara Kuvvetleri; süvari birliklerini lağv ederek, motorize hale getirilen birliklere önem verilmiştir.
Değişen uluslararası siyasi ve askeri ortam ile gelişen teknoloji; Kara Kuvvetlerinin yeniden yapılanmasını gerektirmiş, 1990 lı yıllarda kuvvet; modern muharebe ortamına uyum sağlayacak biçime getirilmiştir. Bu yeni konseptle; Kara Kuvvetlerinin hareket yeteneğini artıran Kolordu, Tugay ve Tabur esasına dayanan bir yapılanma oluşturulmuştur.
Türk Kara Kuvvetlerinde eğitim; göreve yönelik muharebe ortamına benzer gibi uygulanan ferdi eğitimden, ortak tatbikatlara kadar uzanan bir bütünlük içinde ve her an savaşa hazır birlikler yetiştirecek biçimde uygulanır.
Türk Kara Kuvvetlerinin esas yönetici kadrosunu oluşturacak geleceğin subay adaylarının; 2020 yılların gerektirdiği niteliklere sahip kılmak için gerekli eğitim ve öğretim faaliyetleri çerçevesinde;
Kara Harp Okulunda 1991-1992 öğretim yılından itibaren Sistem Mühendisliği Akademi Programının uygulanmasına başlanmıştır. Sistem Mühendisliği; bilim dalında, lisans düzeyinde öğrenim görmüş subaylar yetiştirmeyi öngörmektedir.
Lider kadroların ilk basamağını oluşturan Askeri Liseler ve Astsubay Hazırlama Okullarının eğitim ve öğretim faaliyetleri bilgi çağı ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmiş olup, 1996-1997 eğitim ve öğretim yılı itibarıyla tüm orta dereceli askeri okullarda öğrenmeyi öğrenme olarak tanımlayan yaratıcılığı ve eleştirel düşünceyi geliştirmeyi amaçlayan modelin uygulamasına başlanmıştır.
1996-1997 eğitim yılından itibaren dört devreli eğitim sistemi terk edilerek, altışar aylık iki devrelik eğitim sistemi uygulamasına geçilmiştir. Bu sayede personel ve birliklerin dönem sonu tatbikatlarını tam hazırlıkla yapma imkanı sağlanmış ve eğitimin verimliliği artırılmıştır. Türk Kara Kuvvetlerinin bünyesinde yer alan, Sınıf Okulları/ Sınıf Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlıkları ile Er Eğitim Merkez Komutanlıklarınca, eğitimde; Görevini eksiksiz yapan, disiplinli / eğitimli / bakımlı, attığını vuran üstün muharebe gücüne sahip çağın gelişmelerine ayak uyduran her an göreve hazır her türlü şartta harekat yapacak, rehberi Atatürkçü düşünce olan birlikler yetiştirmek. temel hedef olarak ele alınmıştır.
Ordumuzun envanterine giren yeni ve modern silah, araç ve malzemeler ile eğitim etkinliği artırılarak, eğitim merkezlerinde; erlerin birliklerinde kullanacakları silah, araç ve malzemelerle eğitim yapmaları sağlanmıştır.
Başta Sınıf Okulu / Sınıf Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlıkları olmak üzere eğitimde ve öğretimde simülasyon ve simülatör eğitimine ağırlık verilmiş; emek, zaman, personel ve paradan tasarruf sağlanmıştır.
Türk Kara Kuvvetleri; Cumhuriyet tarihimizin her devresinde, dünya ve özellikle bölge barışının korunmasında büyük başarılar göstermiştir. 1950 yılında Kore Savaşlarına bir tugayla katılan birliğimiz, Birleşmiş Milletler idealleri uğruna çarpışarak, dünyanın takdirini kazanmıştır. 1974 yılında gerçekleştirilen, Kıbrıs Barış Harekatı ile Kara Kuvvetleri kendisine verilen görevleri her an ifa ya hazır olduğunu bütün dünya ya göstermiştir. Dünya barışının korunması yönünde, 1993-1994 yıllarında Somali de etkin bir rol alırken, 1994 yılından itibaren Bosna-Hersek, 1999 yılından itibaren ise Kosova da aynı görevi başarıyla sürdürmektedir. Ayrıca, barış için ortaklık ülkelerinin; NATO ya entegrasyonu temini çerçevesinde, NATO Barış İçin Ortaklık (BİO) Tatbikatının icrasına 1995 yılından itibaren başlanmıştır.
Türk Kara Kuvvetleri; mevcut yapısıyla Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesi olan Silahlı Kuvvetlerimizin bir parçası olarak her zaman yüce milletimize layık olma azmi ve kararlılığı içinde ve onun emrinde olmanın şeref ve gururunu taşımaktadır.
|
|